İmam Muhammed Bakır’ın Veladet Yıl Dönümü

İmam Muhammed Bâkır (a.s); Resulullah'ın (s.a.a), ken-disinden sonra İslâm ümmetine önderlik etmeleri ve ümmeti, yüce Allah'ın, bütün kirlerden arındırıp tertemiz kıldığı Masum İmamlar'ın önderliğinin gölgesinde takdir ettiği güven ve selâmet sahiline ulaştırmaları için belirlediği pak Ehl-i Beyt İmamları'nın beşincisidir.

İmam Muhammed Bakır’ın Veladet Yıl Dönümü

İmam Muhammed Bakır’ın Veladet Yıl Dönümü

 

Adı: Muhammed (a.s).

Lakapları: Bakır, Hadi, Emin ve Şakir.

Künyesi: Ebu Cafer

Baba ve Annesi: Ali (Zeyn’ul-Abidin -a.s-), Fatıma (İmam Hasan-ı Mücteba’nın kızı).

Doğumu: Hicretin 57. yılı, Recep ayının evvelinde veya Sefer ayının üçünde Cuma günü Medine'de dünyaya geldi.

Zamanının Halifeleri: Velid b. Abdulmelik (H.K.96), Süleyman b. Abdulmelik (H.K.101), Yezid b. Abdulmelik (H.K.105) ve Hişam b. Abdulmelik (H.K.125).

İmamet Süresi: On dokuz yıl, on ay, on iki gün (95-114)

Şahadeti: Hicretin 114. yılı, Zilhicce ayının yedisinde, Pazartesi günü 57 yaşında Hişam b. Abdulmelik’in emriyle Medine’de şahadete erişti.

Mezarı: Medine’de Bakî Mezarlığı'nda.

Yaşam Dönemi:

1) 3 yıl altı ay on gün ceddi İmam Hüseyin (a.s) dönemi ve 34 yıl on beş gün ise babası İmam Seccad (a.s) ile birlikte olduğu dönem.

2) 19 yıl 10 ay 12 gün süren imamet dönemi.

Bu dönemde Ümeyye Oğulları ile Abbas Oğulları savaş halinde olduklarından, İmam Bakır (a.s) en müsait ortama sahip idi ve bu ortamdan en güzel bir şekilde yararlanarak öğrenciler yetiştirmiş, Şia’nın temelini güçlendirmiş ve kültürel bir inkılap gerçekleştirmiştir.

Çocukları: Sadık (a.s), Abdullah, İbrahim, Ubeydullah, Ali, Zeynep ve Ümm-ü Seleme

 

İmam Muhammed Bâkır'ın Hayatına Kısa Bir Bakış

İmam Muhammed Bâkır (a.s); Resulullah'ın (s.a.a), ken-disinden sonra İslâm ümmetine önderlik etmeleri ve ümmeti, yüce Allah'ın, bütün kirlerden arındırıp tertemiz kıldığı Masum İmamlar'ın önderliğinin gölgesinde takdir ettiği güven ve selâmet sahiline ulaştırmaları için belirlediği pak Ehl-i Beyt İmamları'nın beşincisidir.

İmam Bâkır (a.s); temiz ve pak kılınmış, yücelik ve kemal merdivenlerini sonuna kadar tırmanmış bir sülâleden dünyaya geldi. Bu sülâlenin bireyleri; fikir, akide, akıl, duygu, irade ve pratik davranış alanlarında bütün eksiksiz insanî şahsiyet değerlerine sahip oldukları gibi, erdemler dün-yasının göz kamaştırıcı zirvelerini oluşturuyorlardı. Bunlar sadece Allah'a kulluk eden, kendilerini tamamen O'na adayan şahsiyetlerdi. Allah sevgisinde erimiş, İslâmî risaletin değerleri uğruna kendilerini feda etmişlerdi. Gerçekten rabbanî kimselerdi. Zaten bu niteliklerinden dolayıdır ki, Hz. Resul (s.a.a) tarafından Kur'ân'a eş tutulmuşlardı. Onlar, Hz. Peygamber'den (s.a.a) sonra görkemli önderler, İslâm risale-tini tatbikle görevli emin şahsiyetler; ümmeti yönlendirmeye, eğitmeye, işlerini idare etmeye, ümmetin tekâmülünün gereklerine cevap vermeye, dünya ve ahiret mutluluğunu sağlamaya ehil masum liderlerdi.

 

İmam Bâkır (a.s), Hz. Ali (a.s) soyundan gelen temiz ve arı bir ebeveynden dünyaya geldi. Dedeleri Hz. Hasan (a.s) ve Hz. Hüseyin'in (a.s) hasletlerini üzerinde toplamıştı. Birkaç yılı, dedesi Hüseyin'in (a.s) himayesinde geçti. Sonra babası İmam Zeynelabidin'in (a.s) denetiminde yetişip gelişti. İlk gençlik çağına, buluğ vaktine ve kemalin zirvesine u-laşıncaya kadar babasından hiç ayrılmadı. Hz. Peygamber'in (s.a.a) mübarek hicretinin birinci yüzyılının son on yılının ilk yarısında (hicrî doksan küsur yılında) babasının şehit düş-mesine kadar hep onun yanındaydı.

Babası Ali b. Hüseyin (a.s), dedesi Hüseyin'den (a.s) sonra, İmam Bâkır (a.s) için görkemli bir önderlikti. Babası "Zeynü'l-Abidin (İbadet Edenlerin Süsü)", "Seyyidü's-Saci-din (Secde Edenlerin Efendisi)", "Kudvetü'z-Zahidin (Zahitlerin Önderi)", "Siracü'd-Dünya (Dünyanın Çırası)" ve "Ce-malü'd-Din (Dinin Güzelliği)" lâkaplarıyla ün salmıştı. Şerefinden, efendiliğinden, ilminden, liyakatinden ve aklının mü-kemmelliğinden dolayı büyük imamlık makamına yaraşır bir şahsiyetti. Nitekim onunla aynı çağda yaşayan herkes buna tanıklık etmiştir.

 

İmam Bâkır (a.s), ilim ve irfanı işte bu yüce şahsiyetten, yani babasından öğrendi. Nihayet bütün ilim dallarında en yüksek noktaya çıktı ve yeni bilgiler sundu. Gerçekten dedesi Resulullah'ın (s.a.a): "İlmi bütün hakkıyla yaracaktır." diyerek ilimleri yaran anlamında "Bâkır" diye önceden müjdelediği vasfa sahipti.

Resulullah (s.a.a), Müslümanlara onun doğumunu müjdelemişti. Nitekim İmam Bâkır (a.s), peş peşe gelen fetihlerden, medeniyetlerin karışmasından, karşılıklı kültürel etkileşimlerden sonra İslâm ümmetini derinden sarsan kasırgalar döneminde şer'î ilimleri yeniden ihya etmişti. İmam Bâkır (a.s), İslâm'ın özünden fışkıran kültürel bir hareket başlatarak ümmete yol göstericiliğini eksiksiz bir şekilde yerine getirdi, Ehl-i Beyt'in (a.s) şahsında somutlaşan risalet pınarından ümmete kana kana içirdi.

 

İmam Muhammed Bâkır (a.s), bütün hayatı boyunca Medine'de kalarak ilmiyle Müslüman ümmeti aydınlattı. Re-sulullah'ın (s.a.a) tohumlarını ektiği, İmam Ali'nin (a.s), sonra İmam Hasan ve İmam Hüseyin'in (üzerlerine selâm olsun) terbiye ettiği, onlardan sonra da babası Ali b. Hüseyin'in (a.s) beslediği salih Müslümanlardan oluşan cemaatin işlerini idare ederek rehberlik işlevini kusursuz bir şekilde yerine getirdi; bu cemaatin tekâmülünün, olgunluğunun ve yü-celiğinin sebeplerini hazırladı.

 

İmam Bâkır (a.s) doğumundan şehit edildiği güne kadar Emevîlerden zulüm gördü. Bundan sadece Ömer b. Ab-dulaziz'in yaklaşık iki buçuk yıl süren kısa halifelik dönemini istisna tutabiliriz.

Emevî zulmünün en şiddetli devirlerine tanık oldu. Aynı zamanda bu azgın cahiliye akımının tarih sahnesinden silinmenin eşiğine geldiğini de gördü. Bütün bu zulümler yaşanırken onun gibi yüksek bilinç, azametli şahsiyet ve kemal düzeyinde bir önder nice acıları yutkunmak zorunda kaldı.

 

Bu olumsuzluklara rağmen çok sayıda fakih, âlim ve müfessir de yetiştirebildi. İslâm dünyasının çeşitli bölgelerinden Müslümanlar onun yanına akın ediyordu. Onun üstünlüğü konusunda eşi görülmemiş bir ittifak vardı.

İmam Bâkır (a.s), İslâm dünyasında yaşanan gelişmeler-den kopuk bir hayat yaşamıyordu. Aksine kitleleri bilinçlen-dirme amacına yönelik aktif bir faaliyet yürüttü, halkın vicdanını harekete geçirmek için yoğun bir faaliyet içinde oldu. Ümmetin düzeyini yükseltmek, eski saygınlığını yeniden di-riltmek için çaba gösterdi; bu uğurda malını harcadı, tıpkı saygı değer ataları ve büyük ecdadı gibi manevî bağışlarını esirgemedi. Sadece takva, sabır ve ihlâs bakımından örnek olmakla yetinmedi. Kendi döneminde yaşayan nesil için ve gelecekteki bütün nesiller için her yönden görkemli bir örnek oldu.

Doğduğu gün, ilim ve ameliyle cihat ettiği gün, şehit e-dildiği gün ve tekrar diriltileceği gün selâm olsun ona!

 

İmam Bâkır'ın (a.s) Vasiyetlerinden

İmam Ebu Cafer (a.s), Cabir b. Yezid el-Cu'fî' adlı âlim talebesine aşağıdaki vasiyeti tevdi etmiştir ki bu ölümsüz vasiyet, bütün üstün değerleri ve yüce idealleri içermektedir. İnsan, pratik hayatında bu vasiyetin direktiflerini uyguladığı zaman yükselir. Bu vasiyetin bir kısmını aşağıya alıyoruz:

Sana beş şeyi tavsiye ediyorum: Zulme uğradığında zulmetme; sana ihanet ettiklerinde sen ihanet etme; yalanlandığında sinir­lenme; övüldüğünde sevin-me; kınandığında sabırsızlanma. Hakkında söylenen sözler hakkında düşün; eğer söyledikleri şeyleri kendinde bulur­san, (bil ki) söylenen hak söze karşı öfkelenerek Allah'ın gözünden düşmenin musibeti, seni kaygılandıran halkın gözünden düşmek musi­betin-den daha büyüktür. Ama eğer hakkında söylenenin sende olmadığını görürsen, (o zaman) zahmetsiz sevap elde etmiş olursun.

Bil ki, yaşadığın şehrin bütün halkı sana, "Sen kötü bir adamsın." derlerse, bu, seni üzmemeli; "Sen iyi bir adamsın" derlerse de, bu, seni sevindirmemeli; böyle olmadıkça bizlerin dostu olamazsın. (Her hâlükârda) sen kendini Allah'ın kitabına sunmalısın; eğer onun yo­lunda gidiyor, onun küçümsediğini küçümsüyor, sevdirdiğini seviyor ve korkuttuğundan da korkuyor-san, o zaman sebat göster ve sevin; çünkü hak­kında söylenen sözlerin sana bir zararı olmaz. Ama eğer Kur'ân'dan uzak isen, (o zaman) neden kendini aldatasın?

Mümin, heva ve hevesine galip gelmesi için daima nefsine karşı cihat hâlindedir; bazen nefsin eğriliklerini düzeltip Allah rızası için heva ve hevesine muhalefet eder; bazen de nefsi, onu mağlup eder ve kendi heva ve hevesine uydurur; ama Allah hemen onun e-lin­den tutup ayağa kaldırır, sürçmesine göz yumar; o da Allah'ı anar, tövbe ve korkuya yönelir; (azap ve cezadan) korkusu arttığı için basiret ve marifeti de artar. Nitekim Allah şöyle buyuruyor:

  

"Allah'tan korkanlara Şeytan'dan bir vesvese eriştiğinde Allah'ı anarlar, sonra bakarsın ki doğru yolu görüp bilmişlerdir."[1]

 

Ey Cabir! Allah'ın sana verdiği rızkın şükrünü yerine getirebil­men için az rızkı çok say. Nefsinin ayıplarını görebilmen ve affolunman için Allah'a olan çok ibadet ve itaatini az bil.

Karşılaştığın kötülüğü, edindiğin bilgiyle kendinden uzaklaştır; bilgiyi de halis amelle çalıştır; halis ameli de, tam uyanıklıkla büyük gaflet­ten koru; tam uyanıklığı da, gerçek korkuyla elde et. Mevcut yaşantıya razı olarak gösterişten kaçın. Akla uyarak heva ve heves tehlikesinden kendini koru. Nefsanî istekler galip geldiğinde, ilmin irşadıyla kendini kontrol et. Halis amelleri mükâfat günü için sakla.

İhtirastan (aşırı istekten) kaçınmakla, ka­naatkâr ol-maya çalış. Kanaati seçmekle şiddetli tamahkârlığı ken-dinden uzaklaştır. Arzuları azalt­makla zahitliğin tadını al; in­sanlardan ümidini keserek tamahın kökünü kurut.

Nefsi tanımakla kendini beğenmişliğin yolunu kapa. İşi Allah'a bırakmakla ruhsal ra­hatlığa kavuş. Beden rahatlığını kalbin huzurunda ara. Az hata yapmakla kalp huzuruna kavuş.

Yalnızlıkta çok zikir etmekle yu­muşak kalpli olmaya çalış. Daimî hüzünle kalbini aydınlat.

Gerçek korkuyla Şeytan'dan korun. Yalan ümitten sakın (günah işleyip Allah'ın rahmetine boşuna ümit bağlama). Çünkü böyle bir ümit, seni gerçek korkuya (hakikî azaba) sokar.

Amellerde samimî ol­makla kendini Allah için süsle. Göçmeye acele etmekle (ölüme hazırlan­makla) ken-dini O'na (Allah'a) sevdir. İşi geciktirmekten ve sonra yapacağım, demekten sakın; çünkü helak olanlar bu denizde gark olmuştur.

Gafletten uzak ol; zira kalbin katılaşması gaflete dal­maktadır. Özrün olmadığı durumlarda gevşeklik yapma; çünkü pişman olanlar ona sığınır.

Tam bir pişmanlık ve çok tövbe et­mekle geçmiş günahlarından dön.

Güzel bir dönüşle Allah'ın rahmet ve affını celp et. Güzel bir dönüş için de, gecelerin karan­lığında halis dua ve münacat ile Allah'tan yardım iste.

Az rızkı çok ve çok itaati da az saymakla büyük şükrü elde et.

Çok şükür etmekle nimetin çoğal­masını kazan. Ni-metin elden çıkması korkusuyla büyük şükre sarıl.

Tamahı öldürmekle ebedî izzeti talep et. Halktan ümidini kesmenin verdiği izzetle tamahın zilletini ken-dinden uzaklaştır. Yüce himmetle de, halktan ümidi kesmek izzetini elde et.

Arzuyu azaltmakla dünyadan (ahiretin için) azık topla. Fırsat varken hedefe kavuşmak için çabuk davran. Bedenin sıhhatli olması ve boş zaman gibi iyi bir fırsat olmaz.

Güvenilmez insan­lara itimat etmekten sakın. Çün-kü yemek alışkanlığı gibi, kötülük alışkanlığı da vardır.

Bil ki, sağlık talep etmekten üstün bir ilim ve kalp sağlığından da üstün bir sağlık yoktur. Nefsin istek ve arzularına muhalefet etmek gibi akıl, günahtan a-lıkoyan korku gibi korku, hayırlı amele teşvik eden ü-mit gibi de ümit yoktur.

Gönül fakirliği gibi fakir­lik, gönül zenginliği gibi zenginlik, nefsanî isteklere galip olmak gibi de güç yoktur.

Yakin nuru gibi nur, dünyayı küçük görmek gibi yakin ve kendini tanımak gibi de bilgi yoktur.

Huzur gibi ni­met, şartların elverişli olması gibi hu-zur yoktur. Yüce himmet gibi şeref, arzuyu azaltmak gibi züht, makam üzere yarışmak gibi de ihtiras yoktur.

İnsaf gibi adalet, zulüm gibi tecavüz, heva ve hevese uymak gibi de zulüm yoktur. Farzları eda etmek gibi itaat, üzüntü gibi de korku yoktur. Akılsızlık gibi musibet, yakin azlığı gibi akılsızlık, korkusuzluk gibi yakin azlığı, korkunun olma­masına üzülmenin azlığı gibi de korkusuzluk yoktur.

Günahı küçük saymak ve içinde bulunduğun duruma razı olmak gibi musibet yoktur.

Cihat gibi fazilet, heva ve hevese karşı mücadele etmek gibi cihat, öfkeyi yenmek gibi de kuvvet yoktur.

Daimî yaşamak sevgisi gibi günah, tamah zilleti gibi de zillet yoktur. Fırsat varken, ihmalkârlık yap­maktan sakın. Zira ihmalkârlık, ehlini hüsrana uğratan bir sahadır…[2]

 

Kısa Sözleri

1- Münafık kimseyle dilinle anlaş ve geçin. Sadece mü'mini kalbinle sev. Bir yahudi bile seninle oturursa ona karşı iyi davran.

2- Hilim ve ilim beraberliğinden daha güzel bir beraberlik yoktur.

3- Kemalin tümü, din hususunda derin bilgi sahibi olmak, musibetlere karşı sabretmek ve geçim masrafını ölçülü bir şekilde ayarlamaktır.

4- Allah'a andolsun ki mütekebbir (büyüklük taslayan) kimse, Allah'ın rıdâsı (sıfatı) üzerinde, O'nunla münakaşa ediyor. (Çünkü ululuk Allah'a mahsustur; kulun büyüklük taslama hakkı yoktur.)

5- Bir gün İmam aleyhi's-selâm, yanında bulunanlara: "Yiğitlik nedir?" diye sordu. Onlardan her biri bir şey söyledi. İmam aleyhi's-selâm buyurdular ki: Yiğitlik aşağılanmamak için tamah etmemen, fakir olmamak için başkalarından bir şey istememen, sövülmemek için cimrilik yapmaman ve kendine düşman kazanmamak için de cahillikte bulunmamandır. "Kimin buna gücü yetebilir?" dediklerinde de İmam aleyhi's-selâm: "Gözde bebek, kokularda misk ve bu günlerde de halife gibi kıymetli olmak isteyen bir kimsenin buna kudreti olabilir." buyurdular. (Halife, halkın örfü hasebiyle zikredilmiştir. Yoksa zalim halifenin İmam Bâkır aleyhi's-selâm'ın yanında bir değeri yoktur.)

6- Bir gün adamın birisi, İmam aleyhi's-selâm'ın huzurunda: "Allah'ım, bizi bütün halkından ihtiyaçsız kıl." dediğinde, İmam aleyhi's-selâm şöyle buyurdu: Öyle deme. “Allah'ım, beni halkın kötülerinden müstağni kıl (onlara muhtaç etme)" de. Çünkü mü'min, kardeşinden müstağni değildir.

7- Hak üzere kıyam et. Seni ilgilendirmeyen (veya faydası olmayan) şeyden uzaklaş. Düşmanından çekin. Dostuna karşı, Allah'tan korkan emin kimse hariç, ihtiyatlı davran. Günahkârla arkadaş olma ve onu kendi sırrına da vâkıf kılma. İşlerinde Allah'tan korkan kimselerle istişare et.

8- Yirmi yıllık arkadaşlık akrabalıktır.

9- Gücün yetiyorsa ilişkin olan herkesten, iyilikte üstün olmaya çalış.(1)

10- Üç şey, dünya ve ahiret güzelliklerindendir: Sana zulüm edeni affetmen, seninle ilişkisini kesenle ilişki kurman ve sana karşı cahillik yapana yumuşak ve olgun davranman.

11- Zulüm üç çeşittir: Allah'ın affetmeyeceği zulüm, Allah'ın affedeceği zulüm ve Allah'ın ondan vazgeçmeyeceği (hesapsız bırakmayacağı) zulüm. Allah'ın affetmeyeceği zulüm, Allah'a şirk koşmaktır. Allah'ın affedeceği zulüm, insanın kendisiyle Allah arasında olan bir şeyde kendisine zulüm etmesidir. Allah'ın ondan geçmeyeceği zulüm ise insanlara yapılan zulümdür.

12- Kim Müslüman kardeşine yardım etmek ve ihtiyacını karşılamak için gayret göstermekten (ihtiyacı ister giderilsin, ister giderilmesin) çekinirse, günahı olan, sevap da almayacağı bir ihtiyacı karşılamak için çaba göstermeye duçar olur. Allah'ın razı olduğu yerde malını infak etmekten sakınan cimri kimse de, o malın kaç kat fazlasını Allah'ın sevmediği bir yerde sarfetmeye duçar olur.

13- Allah'ın bütün takdirleri, mü'min için hayırdır.

14- Allah-u Teâla, insanların, bir şey istediklerinde, birbirlerine ısrar etmelerini sevmez; ama onu kendisi için sever. Kendisinden bir şeyin istenilmesini ve indinde olanın ısrarla talep edilmesini sever.

15- Allah-u Teâla, her kimin batınında ona bir öğüt verici yerleştirmezse, halkın öğütleri ona fayda vermez.

16- Zahiri batınından iyi olanın, (amel) terazisi hafif olur.

17- Nice insanlar var ki, biriyle karşılaştıklarında: "Allah, düşmanını helak etsin" derler; oysa ki onun Allah'tan başka bir düşmanı yoktur.

18- Üç kimse selam verilmez: Cuma namazına gidene, cenaze arkasında yürüyene ve hamamda olan kimseye.

19- İlminden faydalanılan alim, yetmiş bin abidden daha üstündür.

20- İnsan, kendisinden üsttekini kıskandığı ve kendisinden aşağıdakini de küçümsediği sürece alim sayılmaz.

21- İmam aleyhi's-selâm: "Allah'a isyan eden, O'nu tanımamıştır." buyurup şu manzumeyi okudular:

Sevdiğini söyler, isyan edersin O'na

Acayip bir iştir bu, andolsun ki canına

Sevgin gerçek olsaydı, itaat ederdin O'na

Çünkü aşık maşukun, sözünden çıkmaz asla.

22- Dünya malına yeni kavuşmuş bir kimseye muhtaç olmak, yılanın ağzındaki paraya muhtaç olmaya benzer; bir taraftan ona muhtaçsın, diğer taraftan ise tehlikedesin.

23- Üç haslete sahip olan, onların vebalini (cezasını) çekmedikçe ölmez: Zulmetmek, sıla-i rahmi kesmek ve yalan yere yemin etmek ki, Allah'a karşı savaşmaktır. Sevabı çabuk ulaşan itaat, sıla-i rahimdir. Bazı insanlar facir olur, (ama) ilişkileri ve birbirlerini sevmeleri sebebiyle mal ve servetleri artar. Yalan yere yemin etmek ve sıla-i rahmi kesmek (akrabalara kötü davranmak) yurtları harabeye dönüştürür.

24- Marifetsiz yapılan amel kabul olmaz; amelsiz de marifet olmaz. Kim (Allah'ı) tanırsa, marifeti, onu amel etmeye sevkeder; marifeti olmayanın ameli kabul olmaz.

25- Allah-u Teâla yaratıklarından bazılarını hayır ehli kılmış, hayır işi onlara sevdirmiş, hayır talep edenleri onlara yöneltmiş, yağmuru göndermekle kurak yeri ve ehlini diriltmeyi kolaylaştırdığı gibi iyi işleri yapmayı da onlara kolaylaştırmıştır. Allah-u Teâla, yaratıklarından bazılarını da hayır işe düşman kılmış, hayırı ve hayır işi yapmayı da onlara sevdirmemiş, hayır talep edenlerin onlara yönelmesini yasaklamış ve bazen kurak yeri ve ehlini helak etmek için yağmurunu oradan esirgediği gibi, hayır bir iş yapmayı da onlara yasaklamıştır; Allah’ın affettiği ise daha çoktur.

26- Kardeşinin (sana karşı) kalbindeki sevgisini, kalbindeki (ona karşı) sevginle tanı.

27- İman, sevgi ve buğzdan ibarettir.

28- Bizim şiamız, ancak Allah'tan çekinen ve O'na itaat eden kimselerdir. Şiiler ancak tevazu, huşu ve emaneti eda etmek, Allah'ı çok anmak, oruç tutmak, namaz kılmak, anne ve babaya iyilikte bulunmak, fakir, borçlu ve yetim olan komşuların karşısında kendilerini sorumlu bilmek, doğru konuşmak, Kur'ân okumak ve insanlar hakkında iyilikten başka bir şey söylememekle tanınırlar ve onlar kendi kavimlerinin emin insanlarıdırlar.

29- Dört şey hayır hazinelerindendir: İhtiyacı gizlemek, sadakayı gizlemek, ağrıyı bildirmemek ve musibeti söylememek.

30- Dili gerçeği söyleyenin, ameli temiz olur. Niyeti iyi olanın, rızkı çoğalır. Ailesine karşı güzel davrananın ise ömrü uzar.

31- Sakın tembellik ve sabırsızlık etme. Çünkü bunlar her şerrin anahtarıdır. Tembellik eden hiçbir hakkı eda edemez. Sabırsızlık eden de hiçbir hakka dayanamaz (biraz sinirlenmekle haktan el çeker).

32- Kim Allah’a iman etmek, kardeşine vefalı kalmak ve Allah'ın rızasını talep etmek üzere Allah yolunda bir kimseyle kardeş olursa, Allah'ın nurundan bir ışık, azabından bir aman (güvence), kıyamette kendisini kurtarıcı bir delil, kalıcı bir izzet ve yüce bir şân kazanmış olur. Çünkü mü'min, ne Allah'a ektir ve ne de O'ndan kopuktur. "Bu sözün manası nedir?" dediklerinde, İmam şöyle buyurdu: "Ek değildir" yani o, Allah değildir. "O'ndan kopuk değildir" yani o, başkasından değildir."

33- Kişinin başkasında gördüğü bir ayıbı kendisinde görmemesi, terkedemediği bir şeyle başkasını ayıplaması ve kendisini ilgilendirmeyen bir şeyle arkadaşını incitmesi, kendisini aldatması için yeterlidir.

34- Tevazu; makamından aşağı olan bir yerde oturmaya razı olman, karşılaştığın herkese selam vermen ve haklı olsan bile münakaşayı terketmendir.

35- Mü'min, mü'minin kardeşidir; mü'min kendi kardeşine ne küfureder, ne onu iyilikten mahrum bırakır ve ne de ona su-i zanda bulunur.

36- İmam aleyhi's-selâm oğluna buyurdular ki: Hakka tahammül et; çünkü hak olan yerde bir şeyi esirgeyen, onun iki katını batılda harcar.

37- Kime ahmaklık verilmişse, iman ondan uzaklaştırılmıştır.

38- Allah-u Teâla çirkin söz söyleyen, ağzı bozuk adamı sevmez.

39- Allah-u Teâla'nın, geçimde darlık ve ibadette gevşeklik gibi, vücut ve kalp hakkında cezaları vardır. Hiç kimse, katı kalplilikten daha büyük bir cezaya uğramamıştır.

40- Kıyamet gününde bir çağrıcı: "Sabredenler nerededir?" diye çağrıda bulunur. İnsanlardan bazı gruplar ayağa kalkar. Daha sonra: "Mütesabbirler (kendilerini sabretmeye zorlayanlar) nerededir?" diye çağrıda bulunur; yine insanlardan bazı gruplar ayağa kalkar. “Canım sana feda olsun, "sabreden" ve "mütesabbirler" kimlerdir?” diye sorduğumda, İmam aleyhi's-selâm şöyle buyurdu: "Sabredenler", farzları eda etmeye tahammül eden, "mütesabbirler" ise haramları terketmek için kendilerini sabretmeye zorlayan kimselerdir.

 

[1]- A'râf, 201

[2]- Tuhefu'l-Ukul, s.284–286

Güncelleme Tarihi: 05 Şubat 2022, 15:30
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER