Çoban Parçası

Hz. Mehdi'nin (a.s) zuhurunda, onun safında yer alıp alamayacağımız konusunda şimdiden bilgi sahibi olmak istiyorsak, bir ahlak üstadının şu tavsiyesine kulak vermeliyiz:

- Eğer bir kamu işindeyseniz veya insanların diniyle alakalı bir görevdeyseniz, yani Allah'ın rızasını gözeterek halka yönelik bir vazifede olduğunuza inanıyorsanız, sizden daha liyakatli, daha bilgili, daha zeki ve daha yetenekli biri sizin yerinize atandığında kendinize bir bakın: Eğer bundan rahatsızlık duyuyorsanız, kendinize çekidüzen vermelisiniz. Ama eğer bu atamayı doğru ve yerinde buluyorsanız ve hatta bazı tecrübelerinizi onunla paylaşarak görevi ona teslim ediyorsanız, büyük olasılıkla Hz. Mehdi'nin (a.s) safında olmaya hazırsınız demektir. (Üstat İlahî Kumşeî'nin tavsiyelerinden.)

* * *

Biz, evvela O gelmeden önce karar vermeliyiz: Acaba gelsin mi, gelmesin mi? Gelirse bizi ne gibi durumlar bekliyor? Acaba her şey bir anda toz pembe mi olacak? Allah onu olağanüstü bir güçle donatacak, kimse onu yenemeyecek ve dolayısıyla da biz gönül rahatlığıyla onun safına geçip bütün düşmanlarını alt edecek ve kısa bir süre sonra da huzura mı kavuşacağız yoksa gerçekleşmesini istemediğimiz birtakım rahatsızlıklar da olacak mı?

Kuşkusuz, bu gelişin beraberinde birtakım ağır sınavlar da olacak. İnsanlar bugün nasıl eleniyorsa, o gün hayli hayli elenecekler. Ama kimileri daha eleğe bile gelmeden kaybolup gidecek. Yani eleğe ihtiyaç bile duyulmadan kenara itilecekler ya da kendi kendilerini kenara çekecekler.

Tıpkı İmam Ali (a.s) dönemindeki insanlar gibi... III. Halife'nin adaletsizliklerinden şikayetçi olan halk, adaletine güvendiği İmam Ali'yi (a.s) üstelik de neredeyse Hasan ile Hüseyin'i (a.s) ezecek derecede izdiham oluşturarak hükümetin başına çağırdığında İmam (a.s) onlara adeta şunu anlatmaya çalışıyordu:

- Bizim derdimiz, size hükmetmek ve sizi yönetmek değil. Hüküm de yönetmek de Allah'ın işidir. Bizim derdimiz, sizi Allah'a yöneltmektir. Eğer Allah'a yönelirseniz, Allah'ın hükümleriyle yönetilirsiniz; ama eğer Allah'tan başkasına yönelirseniz, başınıza geçen sizin tayin ettiğiniz bir halife de olsa, Allah için yönetilmezsiniz. Allah'ın halifesi, Allah'ın seçtiğidir. "Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer; seçim onlara ait değildir." (Kasas, 68) Siz, adalet istiyorsunuz. Ama buna hazır değilsiniz. Çünkü adalet, şimdiye kadar inandığınız, razı geldiğiniz ve olmasını istediğiniz bazı şeylerin olmamasını da gerektirebilir. Önce buna hazırlanmalısınız!

Neydi bu adalet?

Önce halk şunu çok iyi bilmeliydi ki İmam (a.s) halkın değil, zaten Allah'ın seçtiği bir halifeydi. Siz evvela O'nu "Allah'ın seçtiği" bir halife olarak görmelisiniz. Kendi seçtiğiniz ve olmasını istediğiniz biri olursa, orada menfaatler araya girer. Ne zaman menfaatinizle çelişen bir şeyle karşılaşsanız, o kimseyi siz de seçseniz karşısında yer alırsınız! Nitekim çok geçmeden öyle de oldu. İmam Ali'yle (a.s) savaştılar. Hem de çok kanlı savaşlar oldu.

Esasen İmam Ali'yi istemelerinin en önemli sebebi, özellikle de III. Halife'nin Emevîlilere bariz bir ayrıcalık tanımasıydı, "O'nu Allah'ın seçtiği halife" olarak görmelerinden dolayı değildi. Onlar, çoğunlukla bu ayrıcalığın onlara değil de kendilerine yapılmasını istiyorlardı. Yani istedikleri "adalet", kendi zihinlerinin çağırdığı adaletti ve buna inanıyorlardı. "Ali gelirse adaleti uygulayacak ve bize hakkımız olan makamı ya da maaşı verecek!" diyorlardı.

Ama ne oldu? İçlerinden bazıları O'nu "Allah halifesi" olarak dillendirse de bu, sadece dillerinde olan bir şeydi. Nitekim İmam Ali, halkın malını haksız yere zimmetine geçiren herkesin varlığını elinden almaya, valiliği sadece ihtişam olarak görenleri yıllarca Peygamber'in yanında savaşmışlar da olsa görev vermemeye başlayınca şaşırdılar. "Böyle bir adalet olmaz!" dediler. Oysaki "Allah'ın seçtiği", yanlış yapmazdı. Yapacak olsaydı, Allah onu neden seçsin ki? Demek ki zihniyette bir yanlışlık vardı.

İşte, Hz. Mehdi'nin gelişi de böyle olacak. Sizi arınmaya çağıracak. "Evinizi, barkınızı arındırın!" diyecek. "Haksız olarak aldığınız şeyleri hak sahibine geri verin!" diyecek. "Şu koltuktan kalk, falan kişiye devret" diyecek. Ayağında çarığı bile olmayan biri o koltuğa gelip oturduğunda acaba neler hissedeceksin? Kimsenin bugünlerde değer vermediği, adını bile duymadığı, duysa da sürekli "zavallı" olarak görüp yüzüne bile bakmadığı birini düşünün... Hani şu mahallenin en kıytırık, en zararsız, ama Allah katında en muhlis insanı... O, gelir de hepinize hükmedecek olursa ne yaparsınız?

Allah ayet mi indirecek "Şu adam benim en muhlis kulumdur!" diye? Artık yeryüzüne ayet de inmiyor. O halde ne yapacaksınız? Şöyle düşüneceksiniz:

- Ben bu yaşıma kadar hep zorluk çektim, işkence gördüm, dayak yedim, yeri geldi ekmek-soğan yedim. Oysa bu adam henüz ortalarda bile yoktu. Ya çocuktu ya da pısırığın tekiydi. Hiçbir zorluk çekmedi. Biz çalıştık, o kenarda dilenci gibi dolaştı. Biz koşturduk, o hep oturdu. Biz din için, mektep için sesimiz dünyaya duyurduk, o daha bir kişiyi bile etrafında toplayamadı. O halde nasıl olur da Mehdi, bu adamı bize "vali" atar; "Onun emrine gireceksiniz!" der?

Bu, tıpkı Kureyşli müşriklerin Peygamberimiz hakkında düşündükleri şeye benziyor. Nitekim onlar da şöyle diyorlardı:

- Madem Allah bir peygamber gönderecekti, o halde neden bizim gibi zenginlerden, soylu ve asil kimselerden birini seçmedi de bir çoban parçasını bize peygamber olarak gönderdi?

YORUM EKLE