8. Ders | Allah Yolcusu İnsan 2

Ders Başlığı: 30 Gün 30 Ayet

Ders Sayısı: 8. Ders

Ders Konusu: Allah Yolcusu: İnsan-2

Üstad: Abbas Akyüz

Dersin Özeti:

Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

Üzerinde durduğumuz ayet, İnşikak suresinin 6. Ayetiydi. Allah Teala buyuruyor ki:

  

يَٓا اَيُّهَا الْاِنْسَانُ اِنَّكَ كَادِحٌ اِلٰى رَبِّكَ كَدْحاً فَمُلَاقٖيهِۚ

Ey insan! Sen Rabbine doğru sürekli didinip durmaktasın ve sonunda Ona kavuşacaksın.

  

Önceki dersimizde bu ayetle ilgili bazı açıklamalarda bulunmuştuk. Bu derste de yine bazı detaylara değinmek istiyoruz.

  1. Bu ayet, kıyamet ve bir diğer tabirle mead ile ilgili bir ayettir. Yani insanın bir yolculukta olduğu ve bu yolculuğun sonunda (kıyamet günü) Allah’a kavuşacağını vurgulamaktadır.
  2. Bu ayeti önceki derslerimizde işlediğimiz ayetlerle birlikte düşündüğümüzde Allah’ın “Rab” olduğu ve Rububiyetin de Ubudiyet olmadan düşünülemeyeceği ortaya çıkıyor. Yani ubudiyet olmadan Allah’ın Rab oluşu bir anlam ifade etmez.

Ubudiyet ise sorumluluk olmadan düşünülemez. Yaratılan mahlukun kul olması isteniyorsa, ona birtakım sorumluluklar ve görevler yüklenmesi gerekir. Böylece kulluk da anlam kazanmış olur.

Sorumluluk ise bir hesap ve kitabı gerektirir. İnsana bir sorumluluk ve görev verildi ise bu sorumluluğun hesabının, sorgu sualinin de olması gerekir.

Hesap yani sorgu sual de bir ceza yahut ödül olmadan düşünülemez. Yapılacak hesabın anlamlı olması için, sorumluluğun yerine getirilip getirilmediği hususlarda ceza yahut ödülün olması gerekir. İnsan hesaba çekildiğinde iyi işleri karşısında ödül ve kötü işleri karşısında ise ceza alacaktır.

Buradan ise kıyamet anlaşılmış olur. Yani Allah Teala Rab’dir. Rab olması ubudiyeti gerektirir; ubudiyetin ortaya çıkması için sorumluluklar oluşturulmalıdır, sorumluluklar da bir hesabı gerektirir; hesap ise cezasız ve ödülsüz düşünülemez. Dolayısıyla kıyamet zorunludur ve kıyamet olmadan bunların tamamı anlamsızlaşır.

İnsan da “kul” olabilmek için birtakım sorumluluklar üstlenmiştir. Üstlendiği bu sorumluluklar sonucunda bir hesaba çekilecek ve nihayetinde hesabın sonucuna göre ödüllendirilecek ya da cezalandırılacaktır.

Allah Teala da bu konuyla alakalı olarak insana hitaben “Ey insan! Sen, Rabbine doğru zorluklarla, sıkıntılarla iç içe bir yolculuktasın” buyurmaktadır. Burada Rab kelimesinin seçilmesinin bir anlamı vardır. Zira insanın bu yolculuk üzere oluşu, Allah’ın Rububiyeti kaynaklıdır. Bu rububiyet, insanoğlu için böyle bir sistem ve ona hakim olan bir düzen belirlemiştir.

İnsan bu yolculuğunun sonunda da Allah’a kavuşacaktır. Bu kavuşma da ya Allah’ın Cemal sıfatlarına ya da Celal sıfatlarına kavuşma olarak gerçekleşecektir.

Üzerinde durduğumuz bu ayet, aslında iki bölümden oluşmaktadır.

  1. İnsanın Rabbine doğru seyir ve yolculuğu
  2. Bu yolculuğun sonunda Allah’a kavuşması

   

İnsanın Rabbine Doğru Seyir ve Yolculuğu

Bu kısımla ilgili olarak farklı ayetler de mevcuttur. Örneğin Necm suresi 42. Ayette şöyle buyurmaktadır:

  

وَاَنَّ اِلٰى رَبِّكَ الْمُنْتَهٰىۙ

Kuşkusuz varacağın yer (nihai nokta), Rabbinin huzurudur.

 

Burada yine “Rab” kelimesi kullanılmıştır. Yani bu seyir ve yolculuğun hikmeti ve felsefesi Allah’ın Rububiyetidir.

Yine Fatır suresi 18. Ayette şöyle buyuruyor:

  

وَاِلَى اللّٰهِ الْمَصٖيرُ

Ve dönüş, Allah’a doğrudur.

 

Bütün varlıkların dönüşü Allah’adır ve bundan müstesna olan hiçbir varlık yoktur.

Bu yolculuk, zorluk ve sıkıntılarla iç içedir. İnsan, Allah’a doğru olan bu yolculuğunda rahatlık ve huzur aramamalıdır. Bu dünya rahatlık yurdu olarak yaratılmamıştır. Rahatlık ve huzur yalnız Cennettedir.

İnsan bu dünyada sürekli olarak dert, sıkıntı, zorluklarla birliktedir ve öyle olacaktır. Bu sıkıntıların bir kısmı fiziksel bir kısmı ise ruhsaldır.

Dünyevi amaç ve hedefler için çabalayan insanlar dahi sıkıntı ve zorluklarda kurtulmuş değillerdir. Dünya malı için çalışıp çabalayan insanlar da sürekli bu dert ve sıkıntılarla iç içe yaşar. Dünyevi mal ve eşyayı toplamak için çaba sarf eden insan, topladığı malı korumak için daha fazla dert ve sıkıntılarla karşılaşır ve bunun için daha fazla olanak ve imkanları seferber eder.

Bu sıkıntı ve sorunlar, insanın dünyaya ayak basmasıyla başlar, kıyamette dirilmesi ve hesabın sorulmasından sonra eğer Cennet ile müjdelenirse son bulacaktır. İnsan, ancak Cennete girdiğinde mutlak rahatlık ve huzura kavuşacaktır. Dolayısıyla bu dünyada mutlak rahatlık ve huzuru aramak faydasızdır ve insan, ancak Allah’ı anmakla ve onu yad etmekle huzur bulur.

   

Bu Yolculuğun Sonunda Allah’a Kavuşması

Burada ise üç mana ortaya çıkar:

  1. İnsanın mutlak hakimiyet ile karşılaşması: İnsan kıyamet sahnesini görecek ve orada Allah’ın hükmünün dışında hiçbir hükmün geçerli olmadığını idrak edecektir.
  2. İnsanın likaullah’a erişmesi: Yahut daha üstün makama sahip olan insan ise Likaullah’a erişecek ve kalp gözüyle Allah Teala’yı görecektir.  
  3. İnsanın ödül ya da ceza ile karşılaşması: İnsan, Allah’ın onun için belirlediği ödüle ya da ceza ile karşılaşacaktır. İnsanın Allah’a kavuşması bu şekilde gerçekleşecektir.

Elbette insan için bu yolculuğu ve yolculuğun sonunda varacağı yeri irade eden Allah, bu yolculukta insana gerekli olacak her şeyi de onun yetkisine sunmuş ve bu yolculuğu kat edecek gücü ona vermiştir.

   

Kıyametteki Hesapta Ölçü

İnsanın kıyamette hesaba çekilmesi belli ölçülere göre olacaktır. Bu ölçü ise rivayetlerde insana verilen en büyük nimet olan “akıl” olarak tabir edilmiştir. Her bir insan, kendine verilen akıl ölçüsünce hesaba çekilecek ve sorgu suali olacaktır. İmam Bakır (a.s) şöyle buyuruyor:

  

إِنَّمَا يُدَاقُّ اَللَّهُ اَلْعِبَادَ فِي اَلْحِسَابِ يَوْمَ اَلْقِيَامَةِ عَلَى قَدْرِ مَا آتَاهُمْ مِنَ اَلْعُقُولِ فِي اَلدُّنْيَا

Allah Teala’nın kıyametteki hesapta alacağı ölçü, dünyada onlara (insanlara) bahşetmiş olduğu akıldır.[1]

 

İnsan hangi ölçüde akılla donatılmış ise ona verilen idrak, fikir ve düşünce ölçüsünce hesap kitaba tabi tutulacaktır. Yani insanlar, kendilerine verilen akıl miktarınca sorumluluk taşırlar ve kıyamette de bu ölçüyle hesaba tabi tutulacaktır.

Netice olarak hepimiz Allah’a doğru seyir halindeyiz ve bizim için belirlenen varış noktasından kaçış mümkün değildir:

  

وَ لاَ يُمْكِنُ الْفِرَارُ مِنْ حُكُومَتِكَ

Senin hükümetinden (karar kıldığın sistem ve düzenden) kaçı mümkün değildir.[2]

 

Öyleyse:

  1. Böyle bir yolculuk bizim için mukadder kılınmıştır.
  2. Bu yolculuk için gerekli donanımları bizim yetkimize vermiştir.
  3. Bizler de bu zorlu yolculukta sahip olduğumuz donanımla takva edinip, Allah katında kerametli bir varlık olacağız:

  

إِنَّ أَکْرَمَکُمْ عِنْدَ اللَّهِ أَتْقاکُمْ

Allah katında sizin en değerliniz, en takvalınızdır.[3]

 

[1] Vesailu’ş Şia, c. 1, s. 40

[2] Kumeyl duasından bir kesit

[3] Hucurat suresi, 13

YORUM EKLE