7. Ders | Kur’an’ın Tahriften Korunması – 2

Ders Başlığı: Uygulamalı Tefsir Dersleri

Ders Sayısı: 7. Ders

Ders Konusu: Kur’an’ın Tahriften Korunması (2)

Üstad: Yusuf Töre

  

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

Allah’ın salat ve selamı Hz. Muhammed’e ve onun pak Ehlibeyt’in üzerine olsun.

Önceki dersimizde Kur'an'ın Şia ve Ehli Sünnet açısından tahrif edilemez oluşunun delillerini ele almıştır. Bu konuda her iki fırkanın öne sürdüğü delilleri tek tek incelemiştik. Bu deliller arasında Kur’an’la istidlal, Tarihsel şahitler, Hadisler ve Akli delilleri saymıştık. Bunun ardından İki Fırkanın Görüşüne Göre Tahrif İfade Eden Hadislerin Değerlendirilmesi konusunu ele almış, bu alanda çıkarılan ayetlerin sayısı hakkındaki farklılıkları işlemiştik. Bu dersimizde ise konunun devamını işleyeceğiz.

Tahrif ifade eden hadislerin çeşidinde farklılık: Ehl-i Sünnet'in kaynaklarında tahrif ifade eden hadisler muhteliftir. Bu tahrif 5 kısımda toplanmıştır. Sureler ve ayetlerin eksikliğiyle tahrif, fazlalığıyla tahrif, Kur'an'daki bazı ayetlerin değiştirilmesi, şeytanın vahye müdahalesi ve ayetin neshedilmesi, Kur'an'da insan sözü ve hata vs.

Bu hadis gruplarının her birine kendine has cevaplar verilmiştir. Genel olarak Ehl-i Sünnet'in muhakkik ve müfessirlerinin gözünde eğer bunlar için doğru bir tevil bulunamazsa hepsi sakıt olmuş demektir.

Şiî kaynaklardaki tahrif ifade eden hadislerin çeşitleri yoktur. Sadece kelime ve cümlelerde tahriften bahseden tek çeşit yer almaktadır. İmâmiyye'nin muhakkik ve müfessirlerinin gözünde bu hadisler doğru anlama hamledilebilir bulunmamasının yanı sıra, hiçbir şekilde muteber de görülmez ve itina edilmez.

Dolayısıyla tahrif ifade eden hadislerin çeşitleri açısından Ehli Sünnet ve Şia açısından farklılık vardır.

Senedlerin inceleme ve eleştirisinde görüş farklılığı: Tahrif ifade eden hadislerin senedlerinin muteber olup olmadığı konusunda İmâmiyye arasındaki ihtilaf çok küçüktür. İttifaka yakın çoğunluk bu hadisleri sened açısından itibarsız kabul eder. Bu meselede İmâmiyye'nin rical ve hadis uleması arasında görüş birliği mevcuttur.  Lakin Ehl-i Sünnet arasında bu açıdan da şiddetli ihtilaflar dikkat çekmektedir. Öyle ki, bazen, birbiriyle çatışan iki tarafın tahrif ifade eden hadislerin senedlerini tenkitte beyan ettikleri görüşler nefy ve ispat arasında gidip gelmektedir. Bir grup bu hadisleri sened açısından son derece sahih ve muteber kabul eder. Diğer grup ise onların muteber olmadığını ve zayıf olduklarını savunur.

Delaletlerin incelemesinde görüş farklılığı: İmâmiyye'nin tahrif ifade eden hadislerin delaletine verdiği cevaplar esas itibariyle bu hadislerin “ikrâ”, “tenzil”, “tahrif” gibi anahtar kelimelerinin tahliliyle gerçekleşmektedir. Âlimler bu hadislerin manada tahrif, tefsir ve şerhi beyan ettiğini ve Kur'an'ın lafzında tahrif meselesiyle ilgili olmadığını ifade etmiştir.

Ehl-i Sünnet'in muhakkik ve müfessirlerinin ekseriyeti tahrif ifade eden hadislere verdiği cevap, ayetin bir şekilde kıraatını metninden ayırma ve “neshu't-tilâve” nazariyesine dayanmaktadır. Bu teori ile rivayetlerin Kur’an’dan tilaveti kaldırılmış ayetlerden bahsettiğini ifade ediyorlar. Bu teori, bir yandan tahrif ifade eden rivayetlere cevap verirken, diğer yandan Sıhah sahiplerini (bu rivayetleri zikrettikleri için) Kur'an'ın tahrifine inanıyor olma ithamından kurtarmaktadır. Çünkü bu hadisler, sahih saydıkları hadis kitaplarında nakledilmiştir. Neticede bu rivayetleri reddetmemişler, bir nevi yorumlama işine girmişlerdir. Ama tatbik yerleri ve örnekler açısından ciddi bir çıkmazla karşı karşıyadır. Bazı Şiî müfessirler ve Ehl-i Sünnet muhakkiklerin bu nazariyeye ciddi eleştirileri olmuştur. Bu eleştirileri şöyle sıralayabiliriz:

a) hem Ehli Sünnet kaynaklarındaki hem de Şia kaynaklarındaki bu hadisler, haber-i ahaddır. Yani birkaç kanaldan nakledilmiş hadislerdir. Kesin olan şu ki, haber-i vâhidle mütevatir olan bir Kur'an ayeti veya onun neshi ispat edilemez.

b) Bu haberlerin muhtevasında göze çarpan nesh olmuş ayetler, Kur'an'ın diğer ayetleri gibi, üslup açısından ve fesahat, belagat yönlerinden Kur'an'ın vasıf ve özelliklerini taşımalıdır, lakin taşımamaktadır. Çünkü onların nazariyesine göre nsh olmuş ayetler Kur'an'a ait vahiydi ve sonra neshedildi. Lakin neshedildiği düşünülen bu ayet örnekleri bu yönlerden bomboştur, metinlerinde karışıklık ve ihtilaf çoktur. Bu da onların vahiy ayetlerine yabancı olduklarını göstermektedir.

c) Ayetlerin neshi vahyin nüzulü asrında mümkündür. Oysa nesihten bahseden bu haberlerden bazıları Peygamber-i Ekrem'in (s.a.a.) vefatından ve vahyin kesilmesinden sonrasını bildirmektedir. Yani Hz. Peygamber’den sonra neshin gerçekleştiğini bildirmektedir. Mesela Mâlik b. Enes kendi senediyle Aişe'den şöyle nakletmiştir: “Kur'an ayetleri arasında malum şekilde on kere emzirmenin haramlığa yol açacağı ayeti vardı. Sonra şu ayetle neshedildi: ‘Beş kere [haramlığa yol açar].’ Allah Resûlü dünyadan göçtükten sonra da bu ayet kıraat ediliyordu.”[1]

Bu, haber-i vahiddir ve metninde Kur'an'ın ayetleriyle üslup birliği yoktur. Ayrıca ayetin, Hazret'in (s.a.a.) rıhletinden sonra neshedildiğini haber vermektedir. Buna ilaveten bu haberlerin ravileri onların neshedildiğinden bahsetmemiştir ve rivayetlerin metninde de neshe dair bir işaret yoktur.

  

Tahrif Zannı ve Kur'an'ın Zahirinin Hüccet Olması

Müfessirin, hipotezlerden biri olarak Kur'an'ın tahriften korunduğuna inanması gerektiğini söylemiştik. Çünkü tahrif ihtimaliyle ve ayetlerin kaybedilmesi ya da değişmesiyle Kur'an'ın zahiri Allah Teâlâ'nın murad ve maksadını iletmede bozulmaya maruz kalmış olacak ve müfessiri Allah'ın gerçek muradına ulaştırmayacaktır. Bu görüş karşısında bir grup müfessir (ve başkaları) yer alır. Şöyle demektedirler: Tahrif ihtimali varsayılsa bile Kur'an'ın zahirinin hüccet oluşturması bâkidir ve onlara herhangi bir halel gelmeyecektir. Çünkü tahrif ifade eden haberler karşısında, elimizde mevcut Kur'an'a tâbi olmanın ve onun ahkâmını kabul etmenin vacipliğinden sözden sayısız rivayet vardır. Bu haberleri tahrif ifade eden haberlerle -sahih oldukları takdirde- uzlaştırmanın izahı şudur ki, eğer tahrif Kur'an'da eksiklik ve fazlalık şeklinde vuku bulmuşsa Kur'an'ın bâki kalmış maksadında bozulmaya yol açmaz. Yani Kur’an’ın bozulduğuna dair delil oluşturmaz. Zira eğer Kur’an tahrip olsaydı Masumlar bizi bu Kur'an'a tâbi olmaya çağırmazdı.

Bazı fakihler bu istidlale şunu eklemiştir: Kur'an'da tahrif sonucu bir gedik açıldığını farz etsek bile bilgimiz genel hatlarıyla olacağından, bu gedik müfessirin uğraş alanı olan Kur'an'ın zahirinde meydana gelmiş demektir (Kur'an'ın nasları, müphem konular gibi). Dolayısıyla Kur'an'ın zahirleri yerinde duracaktır. Faraza Kur'an'ın zahirlerinde bozulma olsa dahi bu yine de mücmel bilgi durumundadır ve emin olunarak bu bozulmanın, müracaat etmekle yükümlü olduğumuz ahkâm ayetlerinde vuku bulduğu söylenemez. Neticede eğer Kur’an’ın birkaç ayetinin tahrif olduğunu varsaysak bile genel yapı bozulmadığı için zahırî faydalanmaya engel değildir.

Lakin elimizdeki kitabın yazarı, bu konuyu kabul etmemektedir ve şöyle bir eleştiride bulunmaktadır:

Bu düşünce Kur'an'ın dokusuna dikkat etmemekten kaynaklanmaktadır. Bu kitabın ayetleri birbiriyle irtibatlıdır ve kenetlenmiş haldedir. Kur'an şöyle buyurur:

اللَّهُ نَزَّلَ أَحْسَنَ الْحَدِيثِ كِتَابًا مُّتَشَابِهًا مَّثَانِيَ

Allah en güzel sözü indirdi. [Ayetleri] birbirine benzer ve birbirine atıflar içerir.”[2]

Hadislerde, İmam Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır:

Kur'an ayetleri birbirini tasdik eder.”[3]

Bir kısmı diğer kısmıyla konuşur ve birbirine şahitlikte bulunur.”[4]

Dolayısıyla bu birbirine kenetli binanın bir bölümünde bozulma meydana gelirse bu durum onun tamamına sirayet edecektir. Buna ilaveten eğer tahrif ifade eden hadislere boyun eğersek onlarda ahkâm ayetlerinde tahrifin de işaretleri vardır. Neticede eğer ayetlerdeki bozulma az dahi olsa, Kur’an’ın genelinden sağlıklı faydalanmaya engel olacaktır.

Kitabın müellifi, bu delillere dayanarak Kur’an’ın tahrif olduğuna delalet eden hadisleri kabul edemeyiz. Fakihlerin bu hadisleri kurtarmaya çalışmasını ise sağlıklı bir yöntem kabul etmemektedir.

 

[1] Malik b. Enes, el-Muvattâ, kitabu'r-rıdaâ, babu rıdâati'l-kebir, h. 26, 27, 28.

[2] Zümer 23. Bu ayet tefsir edilirken ayetlerin birbiriyle irtibatlı ve kenetli olduğuna ilişkin çıkarım için bkz: Muhammed Hüseyin Tabâtabâî, el-Mizan, c. 17, s. 256.

[3] Bkz: Nehcu'l-Belâğa, hutbe 18.

[4] A.g.e., hutbe 123.

YORUM EKLE