6. Ders | Ramazan Ayı ve Dua 3

 

Ders Başlığı: 30 Gün 30 Ayet

Ders Sayısı: 6. Ders

Ders Konusu: Ramazan Ayı ve Dua 3

Üstad: Abbas Akyüz

Dersin Özeti:

  

Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

  

Ramazan Ayı ve Dua 3

وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونٖٓي اَسْتَجِبْ لَكُمْؕ اِنَّ الَّذٖينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتٖي سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرٖينَ

Rabbiniz buyurmuştur ki “Beni çağırın (dua edin) ki size icabet edeyim. Hiç şüphesiz bana kulluktan (ibadetten) büyüklük taslayıp yüz çevirenler, yakın zamanda aşağılanmış şekilde Cehenneme gireceklerdir”

Bu ayet-i şerife, iki bölümden oluşmaktadır. Önceki dersimizde ayetin birinci kısmı yani; “Rabbiniz buyurmuştur ki “Beni çağırın (dua edin) ki size icabet edeyim” ifadesi üzerinde açıklamalar yapmıştık. Bugün ise ikinci kısım yani; “Hiç şüphesiz bana kulluktan (ibadetten) büyüklük taslayıp yüz çevirenler, yakın zamanda aşağılanmış şekilde Cehenneme gireceklerdir” ifadesi üzerinde duracağız.

Ayetle İlgili Önemli Noktalar

1-  “Kim bana ibadetten büyüklük taslayıp yüz çevirirse” ifadesinden şu anlaşılıyor ki dua, Allah’ın ibadet saydığı bir ameldir ve ibadet çerçevesinde değerlendirmektedir. Yani kim dua etmekten yüz çevirirse, aslında ibadet etmekten yüz çevirmiştir.

2-  Duadan kaçınan insan kibre kapılır. Zira, duadan yüz çeviren ve kibirli davranan insanın aşağılanmış şekilde Cehenneme atılacağı beyan edilmektedir. Bu nedenle dua, beraberinde tevazu getirir. Kibir hastalığına yakalanan kimsenin bu hastalıktan kurtulmasının bir yolu da dua etmesidir. Zira dua insanda tevazu ve alçakgönüllülük oluşturur.

Kendisini muhtaç, zayıf gören ve Allah’ın kapısına yönelen insan tekebbür etmez. Dolayısıyla kibrin çözümü duadır. Eğer bir insan dua ediyorsa bu tevazunun alametidir ve eğer dua etmiyorsa bu da kibrin alametidir.

Büyüklük taslama ve kibir hastalığına yakalanan insanın cezası kıyamette olacaktır ve Cehenneme aşağılanmış şekilde girecektir. Zira Cehenneme girmenin de türleri vardır. Tekebbür sahibi insan da kendini bu dünyada büyük görmesinden ötürü ahirette aşağılanmış şekilde Cehenneme atılacaktır.

Peki Dua Nasıl Bir İbadettir?

Bu sorunun cevabı için öncelikle ibadetin hakikatini anlamak gerekir. İbadet yani insanın Allah’a kulluğunu sunmasıdır. Her şeyin sahibinin yalnız Allah olduğunu, kendisinin bağımsız bir varlık olmadığını, güç, kudret ve ilmin kaynağının Allah olduğunu idrak etmesidir. Bir anlamda Allah’ın iradesine ve emrine teslim olmasıdır. İbadetin hakikati budur.

Tekvin ve Teşri Olarak İnsan ve İbadetin Yeri

Aslında insan istese de istemese de bu varlık aleminin bir parçasıdır ve varlık alemi de bütünüyle Allah Teala’ya kuldur. Yani tekvini bir kulluk zaten söz konusudur. Burada insanı değerli kılan şey tekvinle uyum içerisinde olması ve teşri ile tekvinin örtüşmesidir. İnsan da tekvini olarak zaten kuldur ve ilahi sistem içerisinde yer ve konum sahibidir. Teşrii olarak da eğer insan Allah’ın iradesine ve koyduğu bu sisteme kendi iradesiyle uygun davranması durumunda da onda kulluk hakikati ortaya çıkmaktadır. Böyle bir durumda teşri ve tekvin uyum sağlamış olur ve insanın değeri ortaya çıkar.

İnsan dil ve bedeniyle Allah’ın emirlerini yerine getirir. Örneğin namaz kılar. Kıldığı bu namazın gerçek bir ibadet olması için dil ve beden hareketleriyle yaptığı şeylere kalbiyle de teveccüh etmesi ve farkındalığa ulaşması gerekir. Tüm ibadetlerin ruhu da zaten bu kalbi teveccüh ve farkındalıktır.

Duanın Hakikati

Duanın gerçeği de Allah’ın malikiyetine, rububiyetine, izzetine, kudretine teslimiyet ve buna inanmaktan ibarettir. Bu yönüyle dua da bir ibadettir. Zira insan, Allah’tan bir şeyler istediğinde (ister maddi, ister manevi) aslında kendi zayıflığını, acziyetini ve kulluğunu itiraftan ibarettir. İnsanın ev, araba vb. maddi şeyler istediğinde dahi şunu ifade eder ki: “Ey Rabbim! Ben zayıf, muhtaç ve eksik bir varlığım. Güçlü olan, malik olan, aziz olan sensin.” Dolayısıyla dua her iki açıdan da (maddi ve manevi) değerlidir ve insanın muhtaç oluşunu, eksikliğini ve zayıflığını ifade etmesidir.

يَا أَيُّهَا النَّاسُ أَنْتُمُ الْفُقَرَاءُ إِلَى اللَّهِ وَاللَّهُ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ

Ey insanlar, siz Allah’a (karşı fakir olan) muhtaçlarsınız; Allah ise, Ganidir (hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır), Hamîddir (övülmeye layıktır).

İnsan, fakir ve muhtaç bir varlıktır. Daha dakik bir ifadeyle insan, fakirliğin ve muhtaçlığın ta kendisidir. İnsan hangi yönden ele alınırsa alınsın fakir ve zaruretten ibarettir, yani zatı itibariyle muhtaçtır.

Öyleyse dua da ibadettir. Çünkü ibadet, kendi muhtaçlığını ortaya koymasıdır ve dua da bunun söylemidir yani: “Ey Rabbim! Ben muhtacım, eksiğim sen ise maliksin, kudret sahibisin, bilensin ve her şeyin kaynağı sensin ve elimi sana uzatıyorum” demektir.

Bir rivayette şöyle geçer:

رسولُ اللّه (صلى الله عليه و آله) : الدُّعاءُ مُخُّ العِبادَةِ

Allah Resulü (s.a.a): Dua, ibadetin özüdür.

Öyleyse dua ibadetin özü olmakla birlikte onu değerli kılan şey dua ederken istenen şey değil, bizzat dua etmenin kendisidir. Yani insanın muhtaç ve fakir olduğunun farkına varması ve bu teveccühle Allah’a yönelmesidir.

Acaba Her Dua Etmeyen Tekebbür Sahibi Midir?

Dua etmemek ve duadan kaçınmak üç şekilde olabilir:

1-  Gaflet nedeniyle duadan sakınmak; yani insanın, sorunlarının çözümünün dua olduğunun farkında olmamasıdır. Böyle bir insan uyarıldığı zaman, duanın farkına varır ve yine Allah’a yönelir.

2-  Birtakım şüphelerden dolayı duadan sakınmak; örneğin: Allah’ın değişmez sünnetleri olduğuna inanan insan, her sorunun, problemin ve eksikliğin çözümünün de birtakım neden ve illetlerle gerçekleşeceğini düşünür. Zira alemde neden sonuç ilişkisi vardır. Böyle bir insan tevhidin alemde nasıl işlevsel olduğunun, duanın da bu sistemde nasıl bir konum sahibi olduğunun farkında değildir. Allah’ın, her şey için bir neden ve illet koyduğu doğrudur. Ve her sonucun bir nedeni vardır. Fakat Allah’ın koyduğu bu nedenlerden biri de duadır. Nasıl ki maddi neden-illetler, maddi bir sonuç doğuruyorsa dua da, kendine özgü sonuçlar ortaya çıkarır. Dolayısıyla dua da bir nedendir. İnsan duayla bir şeye hak kazanır, ruhsal değişim yaşar, insanın bir haceti giderilir. Neden sonuç ilişkisinin sahibi olan Allah Teala, yarattığı mahlukunun eksik, zayıf ve muhtaç olduğunu bilir. Ondan da bu eksikliğini, acizliğini dillendirmesini ister. Sonuç olarak dua da bu sebep sonuç ilişkisi içinde bir yere sahiptir ve sebeplerden biri de duadır.

3-  Her ihtiyacını kendinin karşılayacağına inanarak duadan sakınmak. Böyle bir insan duaya ve dolayısıyla Allah’a yönelmeye ihtiyacının olmadığını ve hayatındaki her sorunu, eksikliği, ihtiyacı kendinin karşılayabileceğini iddia eder. Duanın bir küçüklük, acizlik, zayıflık olduğuna inanır.

İşte bu anlamda duadan sakınmak, tekebbür ederek duadan yüz çevirme kategorisinde değerlendirilir. Böyle bir insan, kıyamette aşağılanmış şekilde haşr olunacak ve Cehenneme atılacaktır.

İnsanın zayıflığını ve eksikliğini bir kul karşısında ortaya koyması elbette yanlıştır. Ancak insanın, Allah Teala karşısında eksikliğini, zayıflığını, çaresizliğini itiraf etmesi büyük bir değerdir.

وَعَنَتِ ٱلْوُجُوهُ لِلْحَىِّ ٱلْقَيُّومِ

(Artık bütün) Yüzler, diri, kaim olanın önünde boyun eğmiştir.

وَلَهُٓ اَسْلَمَ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ طَوْعاً وَكَرْهاً وَاِلَيْهِ يُرْجَعُونَ

Halbuki göklerde ve yerde ne varsa hepsi, istese de istemese de O’na (Allah’a) boyun eğmiştir ve O’na döndürülüp götürüleceklerdir.

Dolayısıyla insanın Allah’ın azametini ve yüceliği idrak etmesi ve onun karşısında kendinin zayıflık ve çaresizliğini idrak etmesi büyük bir iftihardır.

امام علی(ع): إِلَهِی کَفَى لِی عِزّاً أَنْ أَکُونَ لَکَ عَبْداً وَ کَفَى بِی فَخْراً أَنْ تَکُونَ لِی رَبّا

İmam Ali (a.s): Allah’ım! Benim sana kul olmam, bana izzet olarak yeter. Senin de benim Rabbim olman, bana iftihar olarak yeter.

İnsan, kendi muhtaçlığını fark etme miktarınca ve Allah’ın izzet ve gücünü idrak ettiği miktarca ilerlemiş ve kemal yolunda adım atmış olur. İnsanın tekamülü kendi gerçeğini fark etmesi ve bununla birlikte Allah’a marifetinin artmasıyla gerçekleşir.

Bu ayeti bütün olarak özetleyecek olursak şunu söyleyebiliriz:

Allah Teala, bizim Rabbimizdir ve kemalimiz ve irşadımız için duayı bir vesile kılmıştır. Bize de dua etmeyi emretmiştir. Bu da aslında kendi durumumuzu, halimizi ona sunmamıza ve kapısında takdim etmemize izin vermiş olduğunu gösterir.

Ayrıca insanın sorunlarını, ihtiyaçlarını, eksikliklerini Allah’a sunması ve bu sorunların Ondan giderilmesini istemesi, Allah’a kulluğunu ameli olarak göstermesi demektir ve bu da insan için çok büyük bir nimettir.

Mübarek Ramazan ayı da bunu gerçekleştirmek ve bu kemali elde etmek için önemli bir fırsattır. Olur ki değerlendirir ve faydalanırız.

YORUM EKLE