6. Ders | Kur’an’ın Tahriften Korunması - 1

Ders Başlığı: Uygulamalı Tefsir Dersleri

Ders Sayısı: 6. Ders

Ders Konusu: Kur’an’ın Tahriften Korunması

Üstad: Yusuf Töre

  

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

Allah’ın selat ve selamı Hz. Muhammed’e ve onun pak Ehlibeyt’in üzerine olsun.

            Ana konumuz Ehli Sünnet ve Şia’nın Kur’an tefsiri konusundaki ortak görüşleriydi. Şimdi işleyeceğimiz Kur’an’ın Tahriften Korunması konusu ise beşinci ortak kabuldür. Dersin başlangıcında belli başlı terimlerin açıklığa kavuşturulması gerekiyor.

  

Terminoloji

Tahrif (تحریف): Meylettirmek ve değiştirmek manasında “حرف” kökünden sülasi mezid masdardır. Sözü tahrif etmek, onda bir şekilde değişiklik meydana getirmek manasına gelir.[1] Bu değişiklik bazı durumlarda zahırîdir, bazı durumlarda manevîdir (manasaldır).

Genel bir tasnifte sözün tahrifi ve bu cümleden olarak da Kur'an'da tahrifi mana ve lafız tahrifi olarak ikiye ayırmak mümkündür. Manada tahriften kasıt, sapmış anlayış ve söyleyenin maksadına aykırı yorum ve izah demektir. Bu tür tahrif kesin olarak Kur'an'da vuku bulmuştur ve İmam Ali (a.s.) kendi zamanında ve gelecek için bunu haber vermiştir.

Lafızda tahrif, kelime ve âyetlerde değiştirme ve lafızları arttırma ya da eksiltme demektir. Ele alacağımız konu bu tür bir tahriftir. Yani bu derste işlenecek tahrif, Kur’an’ın manavî tahrifi değildir; bilakis lafzî tahrifidir.

İctihadî tefsir: İctihadî tefsir, naklî tefsirin karşısında yer alır ve bu yazım, Kur'an âyetlerinin zâhirinden fıkhî, irfanî, amelî vs. muhtelif eğilimlerle istinbatta bulunmak ve âyetleri anlamak için gösterilen her türlü çabayı kapsamaktadır. Bu kavram, hadis tefsirinin karşısında kullanılmıştır. Naklî tefsirler ise yalnızca tefsir rivayetlerine odaklanan hadis kitaplarıdır. Hadis tefsirinde ayetlerin tefsiri için sadece hadisler nakledilir, ayetlere başka bir müdahale yapılmaz. İçtihad tefsirinde ise müfessir belli kanunlar çerçevesinde fıkrî bir çaba sarf ederek ayetlerden birtakım sonuçlar çıkarır. İçtihad tefsirinin birçok çeşidi vardır.

İkrâ (إقراء):ق.ر.أ” kökünden sülasi mezid masdardır. Esas itibariyle derleyip toplamak ve söze dökme manasına gelir. “أقراه القرآن” dendiğinde anlamı “Ona Kur'an kıraatını öğretti.” olur.[2]

Bu kelimenin ıstılahî manası vahyin nüzûl asrında ve ondan bir miktar sonra Kur'an lafızlarının tilavetini mana ve maarifiyle birlikte öğretmek idi. “Mukrî”, Kur'an'ın lafız ve anlamlarını öğretmeyi üstlenmiş kimseye denirdi.

Tenzil (تنزیل): İndirmek manasında “ن.ز.ل” kökünden sülasi mezid masdardır.[3] Rivâyetlerin ıstılahında, Kur'an vahyini ve Kur'an dışındaki vahyi (tefsir vahyi) indirmeyi kapsayan lügat manasındadır.[4]

Neshu't-Tilâve: Neshin anlamlarından biridir, ortadan kalkmak ve son bulmak demektir.[5] “Neshu't-tilâve” Kur'an araştırmacılarının kullanımında “neshu'l-hükm dûne't-tilâve”nin karşısında yer alır ve “neshu't-tilâve dûne'l-hükm” ile “neshu't-tilâve mea'l-hükm” şeklinde ikiye ayrılır. Bu ıstılah, tilavetleri ortadan kalkmış; ama hükümleri bâki olan yahut tilavet ve hükmünün her ikisi de son bulmuş ayetler için kullanılır.

Kur'an'daki lafızların zâhirlerinden Allah'ın muradını keşfetme (tefsir-i ictihadî) niyetindeki müfessir, tefsirin hipotezlerinden biri olarak Kur'an'ın tahriften korunduğuna inanmak zorundadır. Yani müfessir, Kur’an’a hiçbir şeyin eklenmediğini ve çıkarılmadığını kabul etmesi gerekir. Çünkü tahrif olduğu farzedilirse ayetleri anlamada doğrudan müdahalesi olan karîne ve kaydın kaybedildiği veya değiştiği ihtimali söz konusu olacaktır. Bu durumda Kur'an'ın zâhiri Allah'ın murad ve maksadını iletmede yetersiz kalacak ve müfessiri Allah'ın gerçek muradını anlamaya sevk etmeyecektir. Dolayısıyla Allah’ın muradı anlaşılmayacaktır. İki fırkanın müfessirlerinin, tefsirlerinin mukaddime bölümlerinde Kur'an'ın tahriften sağlam kaldığı bahsine girmeleri âdetinin kökeni işte bu temel noktadır.

  

İki Fırka Açısından Kur'an'ın Tahrif Edilemez Oluşunun Delilleri

Şia ve Ehl-i Sünnet, Kur'an'ın tahrif edilemez olduğunu ispatlamak için Kur'an ayetlerine, hadislere, tarihsel şahitlere (Müslümanların Kur'an'ı hıfzetme, kaydetme, yazma vs. her şeyine verdiği fevkalade önemi vurgulayarak) ve bazı konularda icma ve akıl deliline istinat etmektedir.

  

a) Kur'an'la İstidlal

Esasen her iki fırka da, إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ, “Hiç şüphesiz, zikri [Kur'an'ı] biz indirdik; onun koruyucuları da gerçekten biziz.[6] ve إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بِالذِّكْرِ لَمَّا جَاءهُمْ وَإِنَّهُ لَكِتَابٌ عَزِيزٌ. لَا يَأْتِيهِ الْبَاطِلُ مِن بَيْنِ يَدَيْهِ وَلَا مِنْ خَلْفِهِ تَنزِيلٌ مِّنْ حَكِيمٍ حَمِيدٍ”, “Şüphesiz, kendilerine zikir [Kur'an] gelince kâfir oldular. Oysa o, aziz (bozulmaz) bir kitaptır. Bâtıl, ona önünden de ardından da gelemez. Hüküm ve hikmet sahibi, çok övülen tarafından indirilmedir.”[7] ayetlerini, istidlal şekillerinde herhangi bir fark hissedilmeksizin Kur'an'ın tahriften selamette kaldığına delil göstermektedir.

Hicr Sûresi’ndeki âyetten Kur'an'ın nüzûl sırasında her türlü el değmesinden selamette olduğu ve nüzûlünden sonra da Kur'an'ın kesin olarak korunduğu sonucu çıkmaktadır. Fussilet Suresi’ndeki ayetlerde geçen iki vasıftan da (“عَزِيزٌ” el değmemiş ve “لَا يَأْتِيهِ الْبَاطِلُ” bâtıl yaklaşamaz) bu konuda istidlalde bulunulmuştur.

Çoğu müfessir bu ayetlere dayanarak, Kur’an-ı Kerim’in tahrif edilmediği ifade etmiştir.

  

b) Tarihsel Şahitler

Kur'an'ın tahriften korunduğuna ilişkin iki fırkanın delilleri arasında tarihsel şahitler de vardır.

İki fırkanın bu alanda istinat ettiği tarihsel şahitler hemen hemen aynı şekilde aşağıdaki noktalara dayanmaktadır:

1. Kur'an'ın nüzûlüyle çağdaş Arapların hayret uyandıran hafızası ve mucizevî fesahat, belagat ve ahengi nedeniyle Kur'an'a yoğun ilgileri.

2. Müslümanların Kur'an'a büyük bağlılığı ve onu sürekli okuyup ezberlemesi.

3. Kur'an'ın Müslümanlar nezdindeki kutsallığı ve Allah'ın Kitabı’nda her türlü değişiklikle ilgili fevkalade hassasiyetleri.

  

c) Hadisler

Bu babda Şîa ve Ehl-i Sünnet arasındaki temel fark hadislerle istidlaldedir. Şîa'da muhtelif hadis gruplarına, özellikle de “Sekaleyn hadisleri” ve “haberleri Kur'an'a arz etme hadisleri”ne sarılmaya ciddi önem verilir. İmâmiyye iki hedefe ulaşmak için bu rivâyetlere istinat etmiştir:

a) Kur'an'ın tahriften korunduğunu ispat.

b) Tahrif ifade eden hadisleri iskat (doğru te’villeri yapılamadığı takdirde).

Çünkü hadislerin çeliştiği yerde, senedleri zayıf ve delaletleri anlaşılmaz veya Kur'an'a aykırı olan hadisleri iptal etmek gerekir. Bunlar tahrif ifade eden rivayetlerdir.

Sekaleyn hadisi (“Sizin aranızda iki değerli emanet bırakıyorum: Kur’an ve Ehlibeyt’im. Bu ikisine sarılırsanız asla delalete düşmezsiniz.” hadisi) iki fırkanın da kaynaklarında tevatürle nakledilmiştir. Kur'an'a arz etme hadisleri de mütevatir olarak Masumlardan (a.s.) nakledilmiştir.

Kur’an’ın tahrifi mümkün olsaydı Allah Resulü, Sekaleyn hadisini buyurmazdı. Çünkü Kur’an tahrif olsaydı, insanları yanlış yola sürüklerdi. Dolayısıyla bu hadis, Kur’an’ın tahrif olmadığına delildir.

Haberleri Kur'an'a arz etme hadisleri de Sekaleyn hadisi gibi sahihtir. Kur'an'a arz etme hadisleri, masumlardan gelen rivayetleri Kur’an’a sunulması, eğer Kur’an’a aykırı olursa rivayetin reddedilmesi gerektiğini ifade ediyordu. Bu hadislerin kullanılabilir olması için Kur’an-ı Kerim’in tahrif edilmemiş olması gerekir. Eğer tahrif olsaydı, masumlar bu hadisleri buyurmazdı.

  

d) Aklî Delil

Kur'an'ın tahriften korunduğunun aklî delili birkaç şekilde ifade edilmiş ve müfessirler arasında pek ilgi görmemiştir. Buna karşın günümüzün büyük müfessirlerinden Ayetullah Cevadi Amulî, Kur'an'ın tahriften korunduğuna dair aklî deliller sunduğunu da belirtmekte fayda var.

  

İki Fırkanın Görüşüne Göre Tahrif İfade Eden Hadislerin Değerlendirilmesi

Kur'an'ın tahrife uğradığı zannının kökeni, aslında tahriften bahsediyor görünen bazı rivayetlerdir. Bu rivayetler iki fırkanın da kaynaklarında bulunmaktadır.

Şia ve Ehl-i Sünnet'te bu hadisleri inceleme ve tenkit yöntemi aynı değildir ve bazı farklılıklar göstermektedir. Bu farklara dikkat çekmenin en azından iki yönden önemi vardır:

Birincisi: İki fırkanın ulemasının bu hadisler hakkındaki cevaplarını ve aynı zamanda da inceleme ve tenkidini daha iyi anlamak. Buna dikkat etmek gerekir.

İkincisi: İki fırkanın bu hadisler hakkında birbirine yönelttiği eleştirileri doğru değerlendirmek.

Bu farklar, kaç tane Kur'an ayetinin çıkarıldığına dair ihtilaftan ve tahrif ifade eden hadislerin çeşidi arasındaki farktan kaynaklanmaktadır. Bu iki farka, iki fırkanın tahrif ifade eden rivayetlerinin senedlerini inceleme ve tenkitteki yaklaşımını da eklemek gerekir.

Bu konu önemlidir, çünkü yanlış anlamaların önüne almaktadır. Bu bölümdeki değerlendirmenin ana çerçevesi aşağıdaki gibidir:

Çıkarılan ayetlerin sayısı hakkındaki farklılık: Ehli Sünnet ve Şia arasında bu ayetlerin sayısı hakkında farklar mevcuttur. Şiî kaynaklarda, Kur'an'ın bir ayetinin veya bazı ayetlerin tamamen mevcut Kur'an'dan çıkarıldığını gösteren veya Mushaf’a eklendiğinden bahseden bir tek rivayet bile gösterilemez. Bu tür hadisler Şiî kaynaklarda bir ayetin içindeki kelime veya kelimelerin çıkarıldığı, değiştirildiği veya yer değiştirdiği şeklinde geçmektedir. 11. Yüzyılda yazılmış ve yazarı belli olmayan lakin Şia’ya nispet verilen bir kitapta, Velayet ve Nurin surelerinin olduğu ve Kur’an’dan çıkarıldığını iddia eder. Tarihteki tek istisna bu kitaptır. Şia’nın temel kaynaklarında bu kitabın hiçbir ilmî bağlayıcılığı yoktur ve muteber kabul edilmez.

Şiî kaynaklarda bir ayetin içindeki kelime veya kelimelerin çıkarıldığına dair rivayetler olmasına karşın Ehl-i Sünnet'in kaynaklarında bir ayetin veya birkaç ayetin bütünüyle Kur'an'dan çıkarıldığını bildiren bazı rivayetler göze çarpmaktadır. Ehl-i Sünnet bu rivayetlere mecburen “tilaveti mensuh âyetler” zümresinde yer vermiştir.

 

[1] Hasan Mustafavî, el-Tahkik fi Kelimâti'l-Kur'an, “ح.ر.ف” maddesi, c. 2, s. 197.

[2] Ahmed b. Fâris, Mu'cemu Mekâyisi'l-Luğa, “ق.ر.ی” maddesi, c. 5, s. 78; Tâhir el-Zâvî, Tertibu'l-Kâmusi'l-Muhit, “ق.ر.أ” maddesi, c. 3, s. 578; Enis, İbrahim ve Muntasır, Abdulhalim, el-Mu'cemu'l-Vasit, “ق.ر.أ” maddesi, s. 722.

[3] Enis, İbrahim, el-Mu'cemu'l-Vasit, “ن.ز.ل” maddesi, s. 914.

[4] Bkz: El-Beyan fi Tefsiri'l-Kur'an, s. 244.

[5] Enis, İbrahim ve Muntasır, Abdulhalim, el-Mu'cemu'l-Vasit, “ن.س.خ” maddesi.

[6] Hicr, 9.

[7] Fussilet 41, 42.

YORUM EKLE