5 - Maide Suresi ve Türkçe Meali

Sure: Mâide Sûresi Türkçe Meali

Meal: Üstad Murtaza Turabi

Okuyan: Muhammed Acar

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

1.       Ey iman edenler! Akitleri (anlaşmaları) hakkıyla gözetin ihramlı iken avı helal bilmemek kaydıyla, açıklanacak olanlar müstesna, (ot yiyen evcil) hayvanlar size helal kılındı. Allah dilediği hükmü verir.

2.       Ey iman edenler! Allah'ın şiarlarına (nişanelerine), haram aya, alametsiz kurbana, alametli kurbana, Rablerinin lütuf ve hoşnutluğunu talep ederek Beytullah'a doğru gelenlere saygısızlığı helal bilmeyin. İhramdan çıktığınızda avlanabilirsiniz. Mescidu'l­Haram'a girmenize engel oldular diye bir kavme karşı düşmanlığınız, sizi haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva hususunda birbirinizle yardımlaşın. Günah işleme ve tecavüz etmede birbirinizle yardımlaşmayın. Allah'tan korkun. Gerçekten Allah'ın azabı çetindir.

3.       Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkasının ismi anılarak kesilen, boğulan, (ağaçla vb.) vurularak öldürülen, yüksek bir yerden düşerek ölen, başka bir hayvanın boynuzlaması sonucu ölen, (ölmeden önce ulaşıp) başını kestiğiniz müstesna, yırtıcı hayvanların parçalamış olduğu hayvanlar, putlar için kesilen hayvanlar ve fal oklarıyla hayvanların etini bölüşmeniz size haram kılınmıştır. Bunları yapmanız Allah'ın emirlerine karşı gelmektir. Bugün kâfirler, dininizden (dininizi ortadan kaldırmaktan) ümitlerini kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün dininizi size kâmil kıldım ve nimetimi size tamamladım ve din olarak İslam'ı size seçtim. Günaha meyletmemek kaydıyla açlık durumunda çaresiz kalan (ve haram etlerden yiyen bilmelidir ki) şüphesiz, Allah bağışlayandır ve merhamet edendir.

4.       Kendilerine nelerin helal edildiğini sana soruyorlar. De ki: Size temiz olan şeyler helal kılındı. Ve av köpeklerinin eğiticisi olarak Allah'ın size öğrettiklerinden öğreterek yetiştirdiğiniz av köpeklerine gelince, onların sizin için tuttuğu avları yiyin ve (köpeği av için gönderdiğiniz zaman) avın üzerine Allah'ın adını anın. Allah'tan korkun. Kuşkusuz, Allah'ın hesap görmesi çok süratlidir.

5.       Bugün temiz şeyler size helal kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size helaldir ve sizin yiyecekleriniz de onlara helaldir. Mümin kadınlardan iffetli olanlar ve kitap ehlinden iffetli kadınlar da, zinadan uzak durarak ve gizli dost tutmayarak iffetli olup mehirlerini vermeniz kaydıyla (size helaldir). Kim imanı (iman edilmesi gereken bir şeyi) inkâr ederse, ameli boşa gider ve ahirette ziyana uğrayanlardan olur.

6.       Ey iman edenler! Namaz için kalktığınızda yüzünüzü ve dirseklere kadar (dirseklerle birlikte) ellerinizi yıkayın ve başınızı ve üzerindeki çıkıntılara (veya topuklara) kadar ayaklarınızı meshedin. Eğer cünüp iseniz, kendinizi temizleyin (gusledin). Eğer hasta veya yolculukta iseniz veya içinizden birisi tuvaletten gelir yahut kadınlara dokunursa, (onlarla cinsel ilişki kurarsa, bu durumlarda) su bulamadığınız takdirde temiz toprak ile teyemmüm edin; yüzlerinize ve ellerinize ondan meshedin. Allah, size bir zorluk çıkarmak istemez; sizi arındırmak ve nimetini size tamamlamak ister. Olur ki şükredersiniz.

7.       Allah'ın size verdiği nimetini ve "Duyduk ve itaat ettik." dediğinizde sizinle sözleşmesini hatırlayın. Allah'tan korkun. Kuşkusuz, Allah gönüllerde olanı bilir.

8.       Ey iman edenler! Sürekli Allah için hareket eden ve adalet üzere şahitlik yapanlardan olun. Bir topluluğa olan düşmanlığınız, asla sizi adaletsizliğe sürüklemesin. Adaletli olun; bu, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkun; şüphesiz, Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

9.       Allah iman edip iyi işler yapanlara, bağışlanma ve büyük bir mükâfat vadetmiştir.

10.     Kâfir olanlar ve ayetlerimizi yalanlayanlar ise, işte onlar cehennemliktirler.

11.     Ey iman edenler! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Hani (düşmanlardan) bir topluluk size el uzatmayı kararlaştırdığında O, onların elini sizden kesti. Allah'tan korkun ve müminler, yalnız Allah'a tevekkül etsinler.

12.     Allah, İsrailoğulları'ndan ahit aldı. Onlardan on iki önder gönderdik ve Allah dedi ki: "Ben sizinleyim; eğer namaz kılarsanız, zekât verirseniz, peygamberlerime inanırsanız, onları desteklerseniz ve Allah'a iyi bir ödünç verirseniz (fakirlere yardım ederseniz), şüphesiz sizin kötülüklerinizi giderir ve altından ırmaklar akan cennetlere sizi yerleştiririm. Artık bundan sonra sizden kim küfre saparsa, şüphe yok ki doğru yoldan sapmıştır."

13.     Ahitlerini bozmaları yüzünden onları rahmetimizden uzaklaştırdık ve kalplerini kaskatı kıldık. Sözlerin yerlerini değiştirip tahrif ediyorlar. Kendilerine hatırlatılan şeylerden önemli bir payını da unuttular. İçlerinden pek azı hariç, sürekli onların hıyanetlerini görürsün. Fakat sen onları affet ve cezalandırmaktan vazgeç. Gerçekten Allah iyilik yapanları sever.

14.     "Biz Hıristiyanız" diyenlerden de ahit aldık. Onlar da kendilerine hatırlatılan şeylerden önemli bir kısmını unuttular. Biz de kıyamet gününe kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Yakında Allah yaptıklarını onlara bildirecektir.

15.     Ey kitap ehli! Kitaptan gizlediğiniz birçok şeyi size açıklayan ve birçoğundan vazgeçen elçimiz size gelmiştir. Şüphesiz, Allah'tan size bir nur ve açıklayıcı bir kitap gelmiştir.

16.     Allah, rızasına uyan herkesi onunla esenlik yollarına hidayet eder. Kendi izniyle onları karanlıklardan çıkarıp nura doğru götürür ve onları doğru yola hidayet eder.

17.     "Allah, Meryem oğlu Mesih'tir." diyenler, kuşkusuz kâfir oldular. De ki: Allah, Meryem oğlu Mesih'i, annesini ve yeryüzünde olan herkesi yok etmek isterse, Allah'a karşı koymaya kimin gücü yeter?! Göklerin, yerin ve ikisinin arasında olan her şeyin egemenliği Allah'a aittir; dilediği şeyi yaratır. Allah'ın her şeye gücü yeter.

18.     Yahudiler ve Hıristiyanlar, "Biz Allah'ın çocukları ve dostlarıyız." dediler. De ki: "Öyleyse neden Allah günahlarınızdan dolayı sizi cezalandırıyor. Gerçek şu ki, siz de O'nun yaratıklarından olan insanlarsınız; dilediğini bağışlar ve dilediğine de azap eder. Göklerin, yerin ve aralarında olan her şeyin egemenliği Allah'a aittir ve dönüş O'na doğrudur.

19.     Ey kitap ehli! "Bize ne bir müjdeci geldi ve ne de bir korkutucu." demeyesiniz diye peygamberlerin arasının kesildiği bir dönemde, (gerçekleri) açıklayan peygamberimiz size geldi. Şüphesiz, müjdeci ve korkutucu size geldi. Allah'ın her şeye gücü yeter.

20.     Hani Musa kavmine şöyle demişti: "Ey kavmim! Allah'ın size olan nimetini anın; O, aranızda peygamberler var etmiş, sizi hükümdarlar kılmış ve âlemlerden hiç kimseye vermediğini size vermiştir.

21.     Ey kavmim! Allah'ın size belirlediği kutsal toprağa girin; ardınıza dönmeyin; yoksa ziyana uğrayanlardan olursunuz."

22.     Onlar, "Ey Musa! Orada zorba bir topluluk vardır. Onlar oradan çıkmadıkça biz oraya girmeyiz. Onlar oradan çıkarlarsa, biz gireriz." dediler.

23.     (Allah'tan) korkan kimselerden Allah'ın kendilerine nimet verdiği iki kişi, "Üstlerine yürüyerek kapıdan girin; oradan girseniz, kuşkusuz galip olursunuz. Eğer iman sahibiyseniz, sadece Allah'a tevekkül edin." dediler.

24.     Onlar (İsrailoğulları), "Ey Musa! Onlar orada bulunduğu sürece biz asla oraya girmeyiz. Sen ve Rabbin gidin ve savaşın, biz burada oturacağız." dediler.

25.     (Musa,) "Ey Rabbim! Ben sade ce kendimin ve kardeşimin yetkisini elimde bulunduruyorum. Bizimle bu itaat etmeyen topluluğun arasını ayır." dedi.

26.     Allah, "Öyleyse orası onlara kırk yıl haram kılındı, (bu süre içerisinde) yeryüzünde şaşkın dolaşırlar. İtaat etmeyen topluluk için sen üzülme!" dedi.

27.     Hak olarak onlara Âdem'in iki oğlunun haberini de oku. Hani o ikisi, (Allah'a yakın olmak için) birer kurban sunmuştu; birininki kabul edilmiş; ötekisininki kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul olmayan,) "Mutlaka seni öldüreceğim." demişti. (Diğeri ise,) "Allah yalnız takvalı olanların çabasını kabul eder." demişti.

28.     "Eğer beni öldürmek için bana el uzatsan, ben seni öldürmek için sana el uzatacak değilim. Kuşkusuz ben, âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkuyorum."

29.     "İstiyorum ki benim günahımı da, kendi günahını da taşıyarak (Allah'ın huzuruna) geri dönesin ve cehennemliklerden olasın. İşte bu, zalimlerin cezasıdır." (diye eklemişti.)

30.     Nefsi kardeşini öldürmeye onu meyillendirdi ve onu öldürdü. Böylece ziyan edenlerden oldu.

31.     Allah, ona kardeşinin gövdesini nasıl örtüp gizleyeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. "Yazıklar olsun bana! Şu karga gibi olup kardeşimin cesedini örtmekten âciz miyim ben?!" dedi. Sonunda pişmanlardan oldu.

32.     İşte bunun için İsrailoğulları'na (şu hükmü) yazdık ki: Kim bir cana kıyma veya yeryüzünde fesat çıkarma (suçu) olmaksızın bir insanı öldürürse, tüm insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir insanı diriltirse (ölümden kurtarırsa), tüm insanları diriltmiş gibi olur. Gerçekten peygamberlerimiz onlara apaçık delillerle geldiler. Yine de onların çoğu yeryüzünde aşırı giderler.

33.     Allah ve Peygamberi'yle savaşan ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri veya asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çapraz olarak kesilmesi yahut o bölgeden sürgün edilmeleridir. Bu, dünyada onlar için bir aşağılanmadır ve ahirette de onlara büyük bir azap vardır.

34.     Ancak kendilerini ele geçirmenizden önce tövbe edenler müstesnadır. Öyleyse bilin ki, Allah bağışlayandır ve sürekli merhamet edendir.

35.     Ey iman edenler! Allah'tan korkun (emirlerine karşı gelmekten çekinin), O'na (yakınlaştıran) bir vesile arayın ve O'nun yolunda cihad edin. Umulur ki kurtuluşa erişirsiniz.

36.     Şüphesiz, yeryüzünde olan her şey ve bir misli de onunla birlikte kâfirlerin olsa, tüm bunları kıyamet gününün azabından kurtulmak için fidye verseler, onlardan kabul edilmez ve onlara acı bir azap vardır.

37.     Ateşten çıkmak isterler, ancak oradan çıkacak değiller. Onlara kalıcı bir azap vardır.

38.     Hırsız erkek ve hırsız kadının ellerini, yaptıklarına bir karşılık ve Allah tarafından bir ceza olarak kesin. Allah üstündür ve hikmet sahibidir.

39.     Kim de zulmettikten sonra tövbe eder ve kendini düzeltirse, şüphesiz Allah onun tövbesini kabul eder. Gerçekten Allah bağışlayandır ve sürekli merhamet edendir.

40.     Göklerin ve yerin hükümranlığının Allah'a ait olduğunu bilmez misin? O, dilediğine azap eder, dilediğini de bağışlar. Allah'ın her şeye gücü yeter.

41.     Ey Peygamber! Kalpleri iman etmediği hâlde ağızlarıyla "iman ettik" diyenlerden ve Yahudilerden süratle küfre koşanlar, seni üzmesin. Onlar, (hahamların uydurdukları) yalana iyice kulak verirler; senin yanına gelmeyen başka bir topluluğun sözlerine kulak verirler; sözleri asıl yerlerinden çıkarıp tahrif ederler ve şöyle derler: "Eğer bu (tahrif edilmiş hüküm) size verilirse, onu tutun; eğer o verilmezse, kaçının." Allah kimi sınamak (ve kötülüğünü ortaya çıkarmak) isterse, artık Allah'a karşı onu korumaya asla senin gücün yetmez. İşte onlar, Allah'ın kalplerini arıtmak istemediği kimselerdir. Dünyada onlara horluk ve ahirette büyük bir azap vardır.

42.     Onlar, yalana çok kulak verenler ve çok haram (rüşvet) yiyenlerdir. Eğer sana gelirlerse, aralarında hükmet yahut onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen, asla sana bir zarar dokunduramazlar. Eğer hükmedersen, adalet üzere hükmet. Allah, adaleti gözetenleri sever.

43.     Allah'ın hükmünü içeren Tevrat yanlarındayken nasıl seni hakem kılıyorlar, sonra bunun arkasından (verilen hükümden) yüz çeviriyorlar?! Onlar, iman etmiş değillerdir.

44.     Biz Tevrat'ı indirdik. Onda hidayet ve nur vardır. Bu kitap ile, (Allah'ın emirlerine) teslim olmuş peygamberler ile Allah'ın kitabını korumakla görevli olmaları ve onun doğruluğuna şahit olmaları sebebiyle Allah'a yönelmiş bilginler ve Yahudi din âlimleri, Yahudi olanlara hükmederler. Artık insanlardan korkmayın, benden korkun ve benim ayetlerimi az bir değer karşılığında satmayın. Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyenler, işte onlar, (gerçek) kâfirlerdir.

45.     Biz onda (Tevrat'ta) onlara yazdık ki, can karşılığında can, göz karşılığında göz, burun karşılığında burun, kulak karşılığında kulak ve diş karşılığında diş kısas edilir ve yaraların da kısası vardır. Kim ondan (kısastan) vazgeçerse, bu onun (günahları) için bir kefaret olur. Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyenler, işte onlar, (gerçek) zalimlerdir.

46.     Onların izleri üzere, önündeki Tevrat'ı tasdik edici olarak Meryem oğlu İsa'yı gönderdik. Ona İncil'i verdik. Onda (İncil'de) hidayet ve nur vardır; önündeki Tevrat'ı doğrulayıcıdır; takvalılar için hidayet ve öğüttür.

47.     İncil ehli, Allah'ın onda indirdiği ile hükmetsinler. Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyenler, işte onlar, (gerçek) fasıklardır.

48.     Sana da hak üzere ve önündeki kitapları doğrulayıcı ve onları koruyucu ve gözetici olarak bu kitabı indirdik. Artık aralarında Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmet. Sana gelen haktan uzaklaşarak onların heva ve heveslerine uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir apaçık yol belirledik. Allah dileseydi, sizi tek bir ümmet yapardı; fakat size verdiği şeyler hususunda sizi denemek istedi. Öyleyse hayırlı işlerde yarışın. Hepinizin dönüşü Allah'a doğrudur. Sonra hakkında ihtilaf ettiğiniz şeyleri O size bildirecektir.

49.     Ve (sana bildirdik ki,) aralarında Allah'ın sana indirdiği hükümlerle hükmet, onların heva ve heveslerine uyma ve Allah'ın sana indirdiğinin bir kısmından seni uzaklaştırmaları konusunda onlardan sakın. Eğer yüz çevirirlerse, bil ki, Allah onları bazı günahları yüzünden cezalandırmak istiyor. İnsanlardan birçoğu gerçekten fasıktırlar.

50.     Acaba onlar, cahiliye devrinin hükmünü mü istiyorlar? Yakinen bilen (kesin bilgiye sahip olan) bir topluluk için hükmü Allah'ın hükmünden daha güzel olan kimdir?

51.     Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları kendinize veli (koruyucu ve dost) edinmeyin. Onlar birbirlerinin velileridirler. Sizden kim onları kendine veli edinirse, şüphesiz o da onlardandır. Şüphesiz, Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.

52.     Kalplerinde hastalık olanların süratle onlara yöneldiğini görürsün. "Bir felaketle karşılaşmaktan korkarız." derler. Olur ki Allah kendi katından bir zafer veya bir olay meydana getirir de onlar gönüllerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olurlar.

53.     O zaman) iman edenler (münafıkların durumuna şaşırarak), "Sizinle birlikteyiz diye şiddetle Allah'a yemin edenler bunlar mı?!" derler. Amelleri boşa gitti ve ziyankârlardan oldular.

54.     Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, (Allah'a bir zararı dokunmaz;) Allah öyle bir topluluk getirir ki, O onları sever, onlar da O'nu severler; müminlere karşı alçak gönüllü ve kâfirlere karşı sert ve onurludurlar; Allah yolunda savaşırlar ve hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. İşte bu, Allah'ın lütfudur; onu dilediğine verir. Allah, (güç ve merhametiyle her şeyi) kapsayan ve (her şeyi) bilendir.

55.     Şüphesiz sizin veliniz, yalnızca Allah, Resulü ve namazı hakkıyla yerine getiren ve rükû hâlinde zekât veren müminlerdir.

56.     Kim Allah'ı, Resulü'nü ve (sözü edilen) müminleri kendine veli edinirse, (bilsin ki) Allah'ın hizbi gerçek galiplerdir.

57.     Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alay ve eğlenceye alanları ve kâfirleri veli (koruyucu ve dost) edinmeyin. Eğer imanınız var ise, Allah'tan korkun.

58.     Namaz için çağırdığınızda onu alay ve eğlenceye alırlar. Bu, onların düşünmeyen (ve anlamayan) bir topluluk olmalarındandır.

59.     De ki: "Ey kitap ehli! Yalnız Allah'a, bize indirilene ve bundan önce indirilene iman ettiğimizden ve çoğunuzun fasık olmasından ötürü mü bizden hoşlanmıyorsunuz?!"

60.     De ki: "Allah katında mükâfatı bundan daha kötü olanları size bildireyim mi? Allah'ın lanetlediği, gazabına uğrattığı, kendilerinden maymunlar ve domuzlar oluşturduğu kimseler ile tağuta kul olan kimselerdir. İşte bunların yeri daha kötüdür ve doğru yoldan daha çok sapmış olanlardır."

61.     Size geldikleri zaman, "İman ettik." derler. Oysa onlar, inkârcılıkla yanınıza gelmiş ve o halle de ayrılmışlardır. Allah, onların gizlediklerini en iyi bilendir.

62.     Onlardan çoğunun günaha, azgınlığa ve haram yemeğe koştuklarını görürsün. Yaptıkları iş ne kötüdür!

63.     Niçin Allah'a yönelmiş bilginler ve Yahudi din âlimleri, onları günah söz söylemekten ve haram yemekten alı koymuyorlar?! Yapmakta oldukları iş ne kötüdür!

64.     Yahudiler, "Allah'ın eli bağlıdır." dediler. Kendi elleri bağlansın ve söyledikleri bu söz yüzünden lanete uğrasınlar. Hayır, O'nun iki eli de açıktır; dilediği gibi bağışta bulunur. Kuşkusuz, Rabbinden sana indirilen, onlardan birçoğunun azgınlık ve inkârını artıracaktır. Biz aralarına kıyamete kadar (sürecek) düşmanlık ve kin saldık. Ne zaman savaş için bir ateş körükledilerse, Allah onu söndürdü. Yeryüzünde sürekli bozgunculuk çıkarmaya çalışırlar. Allah, bozgunculuk çıkaranları sevmez.

65.     Eğer kitap ehli iman etselerdi ve takvalı olsalardı, kötülüklerini giderir ve onları nimet dolu cennetlere yerleştirirdik.

66.     Eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve Rablerinden kendilerine indirileni (Kur'ân'ı) hakkıyla uygulasalardı (bunlardaki hükümlere riayet etselerdi), başlarının üzerinden ve ayaklarının altından (bol nimet) yerlerdi. İçlerinde mutedil bir topluluk da var. Ama onlardan çoğunun yaptığı ne kötüdür!

67.     Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni (halka) ilet. Eğer bunu yapmazsan, O'nun mesajını iletmemiş olursun (elçilik görevini yerine getirmemiş olursun). Allah seni insanlardan korur. Kuşkusuz, Allah kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.

68.     De ki: "Ey kitap ehli! Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni tam olarak uygulamadıkça hiçbir şey (hak bir din) üzere değilsiniz." Kuşkusuz, Rabbin tarafından sana indirilen, onlardan çoğunun azgınlık ve küfrünü artıracaktır. Artık kâfirler topluluğu için üzülme.

69.     Kuşkusuz, iman edenler ile Yahudiler, Sabiîler ve Hıristiyanlardan Allah'a ve ahiret gününe iman eden ve salih amel işleyen kimseler için hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklar.

70.     Gerçekten İsrailoğulları'ndan sağlam bir ahit aldık ve onlara peygamberler gönderdik. Fakat ne zaman bir peygamber, nefislerinin istemediği bir şeyi onlara getirdiyse, onlardan bir kesimini yalanladılar ve bir kesimini de öldürüyorlardı.

71.     Bir azabın gelmeyeceğini sandılar da kör ve sağır oldular; sonra Allah onların tövbesini kabul etti. Sonra tekrar onlardan çoğu kör ve sağır oldular. Allah, onların yaptıklarını hakkıyla görendir.

72.     "Allah, Meryem oğlu Mesih'tir." diyenler, gerçekten kâfir oldular. Hâlbuki Mesih, "Ey İsrailoğulları!" demişti, "Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a ibadet edin. Kim Allah'a ortak koşarsa, hiç şüphesiz Allah ona cenneti haram kılmıştır, onun barınağı ateştir ve zalimler için hiçbir yardımcı da yoktur.

73.     "Allah, üçün (üç ilahın) üçüncüsüdür." diyenler, kuşkusuz kâfir oldular. Hâlbuki tek ilahtan başka hiçbir ilah yoktur. Dedikleri sözden vazgeçmezlerse, kuşkusuz onlardan kâfir olanlara acı bir azap dokunacaktır.

74.     Niçin Allah'a dönüp tövbe etmez ve O'ndan bağışlanma dilemezler?! Oysa Allah, çok bağışlayandır ve sürekli merhamet edendir.

75.     Meryem oğlu Mesih, sadece bir peygamberdi; ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Annesi de dosdoğru bir kadındı. Her ikisi de yemek yerlerdi. Bak, nasıl ayetleri onlara açıklıyoruz; sonra bak, nasıl (haktan) uzaklaştırılıyorlar.

76.     De ki: Allah dışında size bir yarar sağlamaya ve bir zarar dokundurmaya gücü olmayan şeylere mi ibadet ediyorsunuz?! Hâlbuki Allah işitendir ve bilendir.

77.     De ki: "Ey kitap ehli! Haksız yere dininizde aşırı gitmeyin. Önceden sapmış olan, birçoklarını da saptıran ve doğru yoldan çıkmış olan bir topluluğun isteklerine uymayın."

78.     Emre karşı geldikleri ve hakkı çiğnedikleri için İsrailoğulları'ndan küfre sapanlar, Davud ve Meryem oğlu İsa'nın diliyle lanetlenmişlerdir.

79.     Onlar, yaptıkları kötü işten birbirlerini sakındırmıyorlardı. Yapmakta oldukları iş ne de kötüydü!

80.     Onlardan birçoğunun kâfirleri kendilerine veli (dost ve koruyucu) edindiklerini görürsün. Kendileri için önceden hazırlayıp gönderdikleri şey, (yani) Allah'ın onlara gazap etmesi ne de kötüdür! Onlar sürekli azapta kalırlar.

81.     Allah'a, Peygamber'e ve ona indirilene iman etselerdi, onları (kâfirleri) kendilerine veli edinmezlerdi. Ama onlardan birçoğu fasıktır.

82.     Kuşkusuz, insanlar içerisinde iman edenlerin en çetin düşmanı olarak Yahudileri ve (Allah'a) ortak koşanları bulursun. İnsanların dostluk yönünden iman edenlere en yakın olanlarını da, "Biz Hıristiyanız" diyenleri bulursun. Bu, onların (Hıristiyanların) içinde keşişlerin (din bilginlerinin) ve rahiplerin bulunması ve onların büyüklük taslamamalarındandır.

83.     Peygamber'e indirileni işittiklerinde, öğrendikleri gerçek için gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. Onlar şöyle derler: "Ey Rabbimiz! İman ettik; artık bizi şahitlerle birlikte yaz."

84.     "Rabbimizin bizi salihler topluluğuyla bir araya getirmesini umarken ne diye Allah'a ve haktan bize gelene iman etmeyelim?!"

85.     Dedikleri bu sözden dolayı Allah, altından ırmaklar akan ebedi kalacakları cennetlerle onları mükâfatlandırdı. İşte bu, iyilerin mükâfatıdır.

86.     İnkâr edenler ve ayetlerimizi yalanlayanlar var ya, işte onlar cehennemliktirler.

87.     Ey iman edenler! Allah'ın size helal ettiği temiz şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın. Kuşkusuz, Allah haddi aşanları sevmez.

88.     Allah'ın size rızk olarak verdiği helal ve temiz şeylerden yiyin ve iman etmiş olduğunuz Allah'tan korkun.

89.     Allah, sizi boş (gayri ihtiyari) yeminlerinizden dolayı sorgulamaz; ama sağlamlaştırdığınız yeminlerden dolayı sizi sorgular. Bunun kefareti, ailenize yedirdiğiniz orta (dereceli) yemeklerden on fakire yedirmek veya onları giydirmek yahut da bir köle azat etmektir. (Bunları) bulamayan, üç gün oruç tutmalıdır. İşte yemin ettiğinizde yeminlerinizin kefareti budur. Yeminlerinizi koruyun. Şükredesiniz diye Allah ayetlerini size böyle açıklamaktadır.

90.     Ey iman edenler! Şarap, kumar, putlar ve fal okları, ancak Şeytan işi birer pisliktir. Artık bunlardan sakının; olur ki kurtuluşa eresiniz.

91.     Şeytan, içki ve kumar ile ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık siz bunlardan vazgeçer misiniz?!

92.     Allah'a itaat edin, Peygamber'e itaat edin ve (Allah'ın emrine karşı gelmekten) sakının. Eğer yüz çevirirseniz, şunu bilin ki Peygamberimize düşen, sadece (mesajı) açık bir şekilde iletmektir.

93.     İman edip salih işler yapanlara, takvalı oldukları, iman ettikleri ve salih işler yaptıkları, sonra takvalı oldukları ve iman ettikleri, sonra yine takvalı oldukları ve iyilik ettikleri takdirde (önceden) yedikleri şeyler yüzünden bir günah yoktur. Allah iyileri sever.

94.     Ey iman edenler! Allah kimin gizlide kendisinden korktuğunu bilmesi (ortaya çıkarması) için (ihramlı iken) elinizin ve mızraklarınızın eriştiği avdan bir şeyle mutlaka sizi sınar. Artık bundan sonra kim (Allah'ın koyduğu) haddi aşarsa, ona acı bir azap vardır.

95.     Ey iman edenler! İhramlı iken av hayvanı öldürmeyin. İçinizden kim bilerek onu öldürürse, yaptığı kötü işin cezasını tatması için ya ceza olarak öldürdüğü hayvanın dengi bir hayvanı kurbanlık olarak Kâbe'ye ulaştırır; sizden iki adil şahit de onun denkliğine hükmeder; ya da kefaret olarak fakirlere yemek yedirir; ya da onun dengi oruç tutar. Allah geçmişleri affetti. Kim aynı işe dönerse, Allah ondan intikam alır. Allah üstündür ve intikam alandır.

96.     Deniz avı ve yemeği (ürünü), sizin ve yolcuların yararlanması için size helal kılındı. Fakat ihramlı olduğunuz sürece kara avı size haram kılındı. Kendisine doğru götürülüp huzurunda bir araya getirileceğiniz Allah'tan korkun.

97.     Allah, Beytu'l­Haram (Saygın Ev) olan Kâbe'yi, haram ayı, alametsiz kurbanlıkları ve alametli kurbanlıkları, insanların işlerinin doğrulmasına vesile kıldı. İşte bu (hükümler), Allah'ın göklerde olan her şeyi ve yerde her şeyi bildiğini ve Allah'ın her şeyi hakkıyla bilen olduğunu bilmeniz içindir.

98.     Bilin ki, Allah'ın azabı çetindir ve Allah çok bağışlayandır, sürekli merhamet edendir.

99.     Peygamber'e düşen, sadece (mesajı) iletmektir. Allah sizin açıkladığınızı da bilir, gizlediğinizi de.

100.   De ki: Pis ile temiz bir olmazlar; pisin çokluğu seni hayrete düşürse bile. Ey akıl sahipleri! Allah'tan korkun; olur ki kurtuluşa erersiniz.

101.   Ey iman edenler! Size açıklandığı takdirde hoşunuza gitmeyecek olan şeyler hakkında soru sormayın. Eğer Kur'ân indirildiği zaman bunlar hakkında sorarsanız, size açıklanır. Allah bunları affetmiştir. Allah bağışlayandır ve halimdir.

102.   Sizden önceki bir topluluk bunları sordular, sonra da onları inkâr ettiler.

103.   Allah bahîre, sâibe, vasîle ve hâm diye bir şey kılmamıştır (bunlardan yararlanmayı haram etmemiştir). Ama kâfir olanlar, Allah'a yalan isnat etmektedirler. Onların çoğu düşünüp anlamazlar.

104.   Onlara, "Allah'ın indirdiğine ve Peygamber'e gelin." denildiği zaman, "Babalarımızı bağlı bulduğumuz şey bize yeter." derler. Babaları bir şey bilmiyor ve hidayete ermemiş olsalar da mı?!

105.   Ey iman edenler! Siz kendinizi korumaya bakın. Siz hidayete erişmiş olsanız, sapıklığa düşen kimse size bir zarar vermez. Hepinizin dönüşü Allah'a doğrudur. O, işlemekte olduklarınızı size bildirecektir.

106.   Ey iman edenler! Birinizin ölüm vakti gelince vasiyet ederken, içinizden iki adil kişiyi aranızda şahit olarak bulundurun. Eğer yolculukta olur ve ölüm ile karşılaşırsanız, başkalarından olan iki kişiyi (şahit tutabilirsiniz). Eğer (o ikisi hakkında) şüpheniz olursa, onları namazdan sonraya bekletirsiniz ve, "Yakınlarımız hakkında olsa bile biz şahadeti hiçbir şeyle değişmeyiz ve Allah'a ait olan şahadeti gizlemeyiz. Yoksa şüphesiz günahkârlardan oluruz." diye yemin ettirirsiniz.

107.   Eğer o ikisinin günah işlediği belli olursa, o zaman kendilerine haksızlık edilmiş ve ölüye daha yakın kimselerden iki kişi, o ikisinin yerine geçerler ve, "Gerçekten bizim şahitliğimiz, onların şahitliğinden daha doğrudur. Biz hakkın sınırını aşmadık. Yoksa şüphesiz zalimlerden oluruz." diye Allah'a yemin ederler.

108.   İşte bu (yöntem), şahitliği doğru şekilde yapmaları ve yemin etmelerinden sonra, yeminlerin (diğerlerine) devredilmesinden korkmaları için daha uygundur. Allah'tan korkun ve (O'nun emirlerini) dinleyin. Allah, fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.

109.   O gün(ü an) ki Allah, peygamberlerini bir araya toplayıp ve, "(Davetiniz karşısında) size ne cevap verildi?" der. Onlar, "Bizim bir bilgimiz yoktur. Şüphesiz, gaipleri (gizlileri) hakkıyla bilen sensin." derler.

110.   Hani Allah şöyle dedi: Ey Meryem oğlu İsa! Sana ve annene olan nimetimi an. Hani Ruhu'l­Kudüs ile seni destekledim de beşikte ve yetişkinlik çağında insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğrettim. Hani çamurdan iznimle kuş şeklinde bir şey yapıyor ve ona üflüyordun, o da benim iznimle kuş oluyordu; anadan doğma körü ve alacalıyı iznimle iyileştiriyordun; ölüleri iznimle (diriltip kabirden) çıkarıyordun. Hani İsrailoğulları'na apaçık deliller getirdiğinde onların sana zarar dokundurma larını önledim. Onlardan küfre sapanlar,"Bu apaçık bir sihirdir." demişlerdi.

111.   Hani Havarilere, "Bana ve peygamberime iman edin." diye vahyettim. Onlar, "Biz iman ettik, bizim Müslüman olduğumuza şahit ol." dediler.

112.   Hani havariler, "Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin gökten bize bir sofra indirebilir mi?" dedi. (İsa da), "Eğer mümin iseniz, Allah'tan korkun." dedi.

113.   Onlar, "İstiyoruz ki ondan yiyelim, kalplerimiz mutmain olsun, bize doğru söylediğini bilelim ve buna tanık olanlardan olalım." dediler.

114.   Meryem Oğlu İsa, "Ey Allah! Ey Rabbimiz! Bizim için gökten bize bir sofra indir, öncekilerimiz ve sonrakilerimiz için bir bayram ve senin tarafından açık bir ayet olsun; ve bize rızk ver; sen rızk verenlerin en hayırlısısın." dedi.

115.   Allah, "Şüphesiz ben onu size indireceğim; ama ondan sonra içinizden kim küfre saparsa (inkâr ederse), artık ben âlemlerden hiçbir kimseyi cezalandırmayacağım bir azapla onu cezalandıracağım." dedi.

116.   Hani Allah şöyle dedi: "Ey Meryem Oğlu İsa! Sen mi insanlara, "Allah yerine O, "Seni her eksiklikten uzak bilirim, hakkım olmayan bir şeyi demek bana yaraşmaz. Eğer söylediysem, kuşkusuz sen onu bilirsin. İçimde olan her şeyi sen bilirsin; ama ben senin içinde (zatında) olanı bilmem. Gerçekten sen gaipleri (gizlileri) çok iyi bilensin."

117.   "Onlara ancak bana emrettiğin şeyi söyledim; 'Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a ibadet edin.' dedim. Aralarında bulunduğum sürece onlara şahit (gözetici) idim. Beni (aralarından) aldığında kendin onları kollayıcı oldun ve sen her şeye şahitsin."

118.   "Eğer onlara azap edecek olursan, kuşku yok ki onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan da, şüphesiz sen güçlüsün ve hikmet sahibisin." dedi.

119.   Allah dedi ki: "İşte bugün doğrulara doğruluklarının yarayacağı gün¬ dür. Altından ırmaklar akan ebedi kalacakları cennetler onlarındır. Allah onlardan hoşnut olmuştur ve onlar da Allah'tan hoşnut olmuşlardır. İşte büyük başarı budur."

120.   "Göklerin, yerin  ve  aralarında ne varsa hepsinin hükümranlığı Allah'ındır ve O'nun her şeye gücü yeter."

YORUM EKLE