5. Ders | Ramazan Ayı ve Dua 2

 

Ders Başlığı: 30 Gün 30 Ayet

Ders Sayısı: 5. Ders

Ders Konusu: Ramazan Ayı ve Dua 2

Üstad: Abbas Akyüz

Dersin Özeti:

  

Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

  

Ramazan Ayı ve Dua (2)

Bu dersimizde, Mümin suresi 60. Ayet üzerinde duracağız ve dua konulu dersimize devam edeceğiz

وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونٖٓي اَسْتَجِبْ لَكُمْؕ اِنَّ الَّذٖينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتٖي سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرٖينَ ﴿٦٠﴾

Rabbiniz buyurmuştur ki “Beni çağırın (dua edin) ki size icabet edeyim. Hiç şüphesiz bana kulluktan (ibadetten) büyüklük taslayıp yüz çevirenler, yakın zamanda aşağılanmış şekilde Cehenneme gireceklerdir”

Ayetle İlgili Bazı Nükteler:

1-  Bu ayette öncelikle Allah Teala, kulun duası karşılığında ona icabet edeceği ve onu kabul edeceği vaadinde bulunmuştur: “Beni çağırın (dua edin) ki size icabet edeyim”

2-  Bu ibadetten büyüklük taslayıp yüz çevirenlerin de, aşağılık bir halde Cehenneme atılacaklarını beyan ediyor: “Hiç şüphesiz bana kulluktan (ibadetten) büyüklük taslayıp yüz çevirenler, yakın zamanda aşağılanmış şekilde Cehenneme gireceklerdir.”

Ayetin Detaylı Açıklaması

1-  ‘Rabbiniz buyurmuştur’ ifadesi

وَقَالَ رَبُّكُمُ

Dua, Allah Teala’nın emri ve buyruğudur ve kullardan onu çağırmalarını istiyor: “Rabbiniz buyurmuştur.” Bu ifade, Allah Teala’nın kullardan kendisine dua etmelerini talep ettiğini ve aynı zamanda bunun bir emir olduğunu gösterir.

Peki Neden Dua Etmemizi İster?

Bunun cevabı ayette Allah için kullanılan sıfatta gizlidir: “رَبُّكُمُ” (Rabbiniz)

Rabb yani eğiten, olgunlaştıran, sahip, işleri idare eden, irşadı sağlayan zat demektir. Allah Teala da bu sıfatıyla insanın eğitilmesi, olgunlaşması, irşada ermesi için ondan dua etmesini istemiştir. Kısacası dua, Allah’ın Rububiyeti ile ilgili bir olgu ve eylemdir. Bu rububiyet, kuldan dua etmesi gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır.

Sonuç olarak dua etmenin sebebi olarak Allah’ın Rabb, olması ve insanı eğitmesi, olgunlaştırması, irşat etmesi babından dua etmenin gerekli olduğu anlaşılmaktadır.

2-  ‘Beni çağırın ki icabet edeyim’

ادْعُونٖٓي اَسْتَجِبْ لَكُمْؕ

Allah Teala, bu ifadeyle yapılan bütün duaların icabete erişeceği vaadinde bulunmuştur. Yeter ki kul dua etsin!

Peki Neden Dualarımız Kabul Olmuyor?

Bu sorunun üç başlık altında cevaplanması mümkündür.

2.1-           İnsanın dua edip kabul görmemesinin temel etkenlerinden biri, insanın isteklerinin aslında dua olmamasıdır. Yani:

a-  Allah Teala, ayette “Beni çağırın ki icabet edeyim” buyuruyor. Yani bizden dua istenmektedir. Ancak insanın her türlü isteği dua değildir. Dua, kalbi istekle birlikte olması gerekir. Yani insan, tüm vücuduyla Allah’a yönelmeli ve talebini ondan istemelidir. Yani bir başka ifadeyle “Lisan-i Hâl” ile “Lisan-i Kâl” arasında bir örtüşme olmalıdır. Her ikisi de istenen şeyde ortak payda da birleşmelidir. İnsanın kalbinin bir şey istemesi ve dilinin başka bir şey istemesi durumunda gerçek manada bir dua ortaya çıkmaz.

b-  Dua, Allah’tan hayır talebinde bulunmaktır. Ancak insan bazen talepte bulunduğu şeylerin şer olduğunun farkında olmamakla birlikte onun hayır olduğunu düşünüp Allah Teala’dan ister. Ayetteki “Size icabet edeyim” ifadesinde maksat “Size hayırlı olan şeylerde icabet edeyim”dir. Bu nedenle Allah Teala, bazı dualara karşılık vermemiştir. Bunun nedeni de o isteğin, talep eden yani dua eden kimse için maslahat ve hayır olmamasındandır. Aslında burada da gerçek anlamda bir dua gerçekleşmemiştir. Zira, dua hayrı talep etmek olduğundan ve burada istenen şey şer olduğundan ortada gerçek bir dua yoktur ve Allah’ın buna icabet etmesi de beklenemez.

c-  Dua, yaratılış alemine hakim olan sistemle uyumlu olmalıdır. Örneğin, Allah’ın değişmez sünnetlerinden birisi tüm insanların imtihana tabi tutulacağı gerçeğidir. İnsanın “Allah’ım beni imtihana tabi tutma, bizi sınama” gibi istekleri aslında bir dua değildir ve kabul olması mümkün değildir. Zira insanın istek ve talepleri ilahi kanun ve sistemle çelişmemelidir. Allah Teala, her ne kadar mutlak kudret sahibi olsa da bunun yanı sıra hekimdir ve işlerini hikmet üzere yürütür. Bazen insanın istekleri Allah’ın evrene hakim kıldığı düzen ve yasalarla çelişir. Bu sebepten bu tür istekler kabul görmezler.

2.2-           Allah Teala, ayetin başında şöyle buyuruyor: “ادْعُونٖٓي” (Beni çağırın). Yani insanın Allah’ın bizzat kendisine yönelmesi istenmektedir. Ancak insan, arzu ve isteklerinin, hacet ve ihtiyaçlarının giderilmesi hususunda Allah’ın yanında bazı ortaklar da koyuyor. Bir anlamda Allah’a şirk koşulmakta ve isteklerin giderilmesinde hem Allah’tan hem de diğer mahlukattan umut beklenmektedir. Oysa dua, yalnız Allah’a yönelmek ve Ondan istemektir. Fakat insan, Allah’ın yanı sıra Onun mahlukatına da umut bağlamış ve onu da ortak kılmıştır.

Elbette Allah’a yönelmek ve yalnız Onu kâdir bilmek duanın bir gereğidir. Yalnız Allah’ın da işlerini aracılar vasıtasıyla yaptığını da bilen insan, diğer mahlukat aracılığıyla gerçekleşen (ama asli irade ve gücün Allah olduğu idrakıyla) işlerde bir sakınca yoktur.

İnsanın sorun yaşadığı nokta, istek ve ihtiyaçlarının karşılanmasında önce Allah’ın mahlukatına yönelmesi, onlardan beklenti içinde olması ve bir anlamda Allah’a ortak kılmasıdır.

Öyleyse duanın kabul olmaması ve icabete ermemesinde ikinci etken, insanın Allah’tan gayrısını da kadir bilmesi ve bir anlamda ihtiyaçlarının karşılanmasında ondan beklenti içinde olmasıdır.

2.3-           İnsanın dua ederken hatta sadece Allah’tan da isterken, diğer taraftan duanın kabul olmasını engelleyecek bir takım şeyler de yapmasıdır. Örneğin günah, kul hakkına girmek, zulüm, haram yemek vb. şeyler duanın icabetine engeldir. İmam Ali (a.s), Kumeyl Duası’nda şöyle bir tabir kullanıyor: “Allah’ım! Duanın kabulünü engelleyecek günahımı bağışla!” Yine rivayetlerde şu hususa da dikkat çekilmiştir ki: “Özür dileyenin özrünü kabul etmemek, duanın kabul olmasına engeldir”

Allah Teala, vaadinde sadıktır ve kim ona yönelir ve ondan isterse ona icabet eder. Dua da, eğer hakikaten bir dua ise, dua ederken yalnız Allah’a yönelme varsa ve duanın kabulünün önünde engeller yoksa burada Allah’ın “Size icabet edeyim” beyanı muhakkak olacak ve gerçekleşecektir.

Bütün şartlara haiz bir dua gerçekleşmişse ancak bizim açımızdan karşılık bulmuyorsa bunun iki nedeni olabilir:

1-  Allah Teala, bizim maslahat ve hayrımız için duanın kabulünü gerçekleştirmiştir. Dua kabul edilmiştir ancak insanın maslahatına ne zaman uygunsa o zaman vuku bulacaktır.

2-  Duanın kabulü kıyamete ertelenmiştir ve Allah Teala, o isteği kıyamette telafi edecektir. Zira duanın bu dünyada karşılık bulması kulun maslahatına değildir.

Birisi İmamın huzuruna gelir ve “Ey Allah Resulünün evladı! Ben, hayvanların dilini anlamak, onların ne konuştuğunu bilmek istiyorum. Dua ediyorum ama kabul olmuyor. Siz Allah’ın değerli kullarısınız. Dua edin de ben de hayvanların dilini anlayabileyim” der. İmam (a.s), “Bu senin maslahatına değil. Bundan vazgeç” diye buyursa da adam, bunda ısrar eder ve imamın dua etmesini ister. İmam (a.s) bu ısrar üzerine dua eder ve Allah da bu duayı kabul eder. O adam artık hayvanların dilini anlamaya başlar. Bir gün evinde otururken bahçesindeki hayvanların konuştuğunu farkeder. Hayvanlardan biri, “İki gün sonra sahibimizin ineği ölecek” der. Adam kendi kendine, “Bak ne kadar da iyi oldu hayvanların dilini anladığım. O hayvanı götürür satarım ve bu zarardan da kurtulmuş olurum” der. Ardından o hayvanı götürür ve satar. Bir müddet sonra bahçedeki hayvanlar yine aralarında konuşurken hayvanlardan biri, “İki gün sonra sahibimizin eşi ölecek” der. Bunu duyan adam ne yapacağını şaşırır. Zira eşini pazarda satacak veya başından atacak hali yoktur. Hemen İmamın huzuruna gelir ve “Ey Allah Resulünün evladı! Hayvanlardan eşimin öleceği haberini aldım. Ne olur yardım edin” der. Ancak İmam (a.s): “Senin bu durumdan kurtuluşun yoktur. Zira o sattığın hayvanın ölümü, eşinin hayatını uzatacak ve Allah Teala, o hayvanın ölümüyle eşine hayat bahşedecekti. Ancak sen, o hayvanı sattın ve eşinin ölümünü yakınlaştırdın” buyurur. Adam yanlış yaptığının farkına varır ve o andan itibaren hayvanların dilini anlamaktan vazgeçer. Zira o kapasite ve liyakate sahip olmadığını anlar.

Dolayısıyla her istek bizim faydamıza olmayabilir. İsteklerimizin hayır yahut şer olduğunu çoğu zaman idrak edemediğimiz için, her kabul edilmeyen duayı şerre yormak doğru değildir.

Bir Nükte:

Bazen Allah Teala, kulunun duasını, huzu, huşu ve tazarru ile onun dergahına yönelmesini sevdiği için dualarının kabulünü geciktirebilir. Bunun sebebi ise kuldaki bu güzel halin devam etmesini ister ve bununla da kul Allah’a yakınlaşır.

Bazen de insanın duasının karşılığı kıyamet gününe bırakılmıştır. Allah Teala, kıyamet günü o duanın karşılığını verir. Ancak insan, dualarının kıyamette nasıl karşılık bulacağını bilmez. Hadis-i şeriflerde bu durum hakkında şöyle tabir edilir: İnsan kıyamette, dünyada kabul görmeyen dualarına karşılık orada kendisine verilen ödülleri gördüğünde diyecek ki: “Dünyada keşke hiçbir duam kabul olmasaydı da buradaki büyük ödülleri edinebilseydim.”

Aynı zamanda dua, insanın rüşt ve olgunluğu için bir vesiledir. Daha önceki ayette de beyan edildiği üzere “Umulur ki irşat olurlar” tabiri, duanın insanın olgunlaşması ve yücelmesi için önemli etken ve unsurlardandır. İrşat olmak isteyen insan da dua vesilesiyle kendini ve isteklerini, eksiklerini, ihtiyaçlarını Allah’a sunmalıdır. Bununla da sahip olduğu her şeyin kaynağının Allah olduğunu, kendisinin ise mutlak ihtiyaç halinde olduğunu idrak eder. Böyle bir insan, istekleri ister karşılansın ister (görünürde) karşılanmasın, Allah’ın onun için en iyisini istediğini, onun hayrına göre karşılık verdiğini anlar. Bu vesileyle de insanın idrak ve imanı artar ve irşat olur.

YORUM EKLE