4. Ders | Ramazan Ayı ve Dua 1

 

Ders Başlığı: 30 Gün 30 Ayet

Ders Sayısı: 4. Ders

Ders Konusu: Ramazan Ayı ve Dua 1

Üstad: Abbas Akyüz

Dersin Özeti:

  

Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

      

Ramazan Ayı ve Dua

Bugünkü dersimiz Bakara Suresinin 186. Ayetinin incelenmesi olacaktır.

Bu ayetten önceki ayet oruçla ilgilidir ve sonraki ayet de yine oruçla ilgili hükümlerle alakalıdır. Bu ayette ise Allah Teala, dua konusunu öne çıkarmıştır.

وَاِذَا سَاَلَكَ عِبَادٖي عَنّٖي فَاِنّٖي قَرٖيبٌؕ اُجٖيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ اِذَا دَعَانِۙ فَلْيَسْتَجٖيبُوا لٖي وَلْيُؤْمِنُوا بٖي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ ﴿١٨٦﴾

Kullarım sana beni sorduklarında, gerçekten de ben yakınım. Beni çağıranın davetine (dua edenin duasına) icabet ederim. Öyleyse onlar da benim çağrıma icabet etsinler, bana iman etsinler. Umulur ki irşat olurlar.”

Bu ayet, dua ile ilgilidir. Ayetin öncesi ve sonrasının oruç ile ilgili hükümler taşıması, bu ayete farklı bir nükte kazandırmıştır. Yani Ramazan ayı ve oruç tuttuğumuz bu ay, dua ayıdır ve bu yüzden bu ay fırsat bilinip, dua noktasında değerlendirilmelidir.

Gerçekten de Ben Yakınım

Ayetin ilk ifadesi şudur:

وَاِذَا سَاَلَكَ عِبَادٖي عَنّٖي فَاِنّٖي قَرٖيبٌؕ

Kullarım sana beni sorduklarında, gerçekten de ben yakınım”

Konuyla ilgili bir hadis şu şekilde nakledilir: “Bir gurup insan Allah Resulünün (s.a.a) yanına gelerek ‘Ey Allah’ın Resulü! Dua ederken yüksek sesle mi yoksa kısık sesle mi dua edelim? Eğer Allah Teala, uzakta ise yüksek sesle, yakında ise kısık sesle dua edelim’ diye sorarlar. Bu sorunun cevabında bu ayet nazil olmuştur:

 “Kullarım sana beni sorduklarında gerçekten de ben yakınım.””

Allah Teala bu ayette, kullarına yakın olduğunu ve dua konusunda kullarıyla kendi arasında Hz. Resul-i Ekrem’i (s.a.a) dahi muhatap alarak aracı kılmamıştır.

Ayette “Kullarım sana beni sorduklarında onlara şöyle de” ifadesine yer vermiyor. Aksine kullarını direk olarak kendisi muhatap alıyor: “Kullarım sana beni sorduklarında gerçekten de ben yakınım. Çağıranın davetine icabet ederim.”

Kullarına çok yakın olduğunu, hatta onlara şah damarından daha yakın olduğunu beyan ediyor:

وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرٖيدِ

Biz ona, şah damarından daha yakınız

وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهٖ

Bilin ki Allah, şüphesiz kişiyle kalbi arasında yer alır

Kuran literatüründe kalp, insanın şahsiyetini ve kişiliğini oluşturan şeydir. Yani Allah Teala, kişi ile kendi özü arasında bir aracıdır. İnsan kendini görmek istiyorsa öncelikle Allah’ı bu aynada görür. İşte Allah insana bu kadar yakındır.

İnsan, kendi nefsini tanımak isterse öncelikle Allah Teala’nın marifetine ulaşır:

مَنْ عَرَفَ نفسَه فقد عَرَفَ ربَّه

Kim nefsini tanırsa Rabbini tanımıştır.

Nefse ulaşmanın yolu, nefs hakkında marifetin yolu, Allah’ın marifetinden ve onu tanımaktan geçer. İnsan, kendini tanımaya kalkıştığında aynada kendini görmeden önce Rabbini görür. İşte bu yüzden Allah, insana şah damarından ve kendi kalbinden daha yakındır.

Bir diğer ayette şöyle geçer:

فَلَوْلَٓا اِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَۙ  وَاَنْتُمْ حٖينَئِذٍ تَنْظُرُونَۙ وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْكُمْ وَلٰكِنْ لَا تُبْصِرُونَ

Ama can boğaza gelip dayandığında; işte o zaman siz (çaresiz) bakar durursunuz. Biz ona sizden yakınız, fakat göremezsiniz.

Sonuçta şu netice açıkça ortaya çıkıyor ki Allah, kullarına kendilerinden daha yakındır. “Kullarım sana beni sorduklarında gerçekten de ben yakınım”

Dua Edene İcabet

Ayetin ikinci kısmında Allah Teala şöyle buyuruyor:

اُجٖيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ اِذَا دَعَانِۙ

Beni çağıranın davetine (dua edenin duasına) icabet ederim.

Burada anlatılmak istenen şudur: İnsan, gerçek anlamda dua ederse Allah da o duaya icabet eder. Yani Allah’ın insana icabet etmesinin tek şartı, o insanın duasının gerçek olmasıdır.

Peki Gerçek Dua Nedir?

Gerçek dua, insanın diliyle eylemlerinin, diliyle hal ve durumunun örtüşmesi ve uyum göstermesidir. Bir şey, yalnız dil ile istenir ama insanın durumu, hali ve eylemleri ile örtüşmüyorsa bu, gerçek bir istek değildir.

Gerçek dua ancak insanın diliyle durum ve eylemlerinin birbiriyle uyum gösterdiği zaman vuku bulur.

Kulun Allah’a İcabet Etmesi

فَلْيَسْتَجٖيبُوا لٖي وَلْيُؤْمِنُوا بٖي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ

Öyleyse onlar da benim çağrıma icabet etsinler, bana iman etsinler.

Eğer Allah, kuluna yakınsa ve duasına icabet ediyorsa, insan da Allah’a icabet etmeli ve ona iman etmelidir.

Bu ayette Allah Teala, kullarına olan rahmet, merhamet, sevgi ve şefkatini ifade eden eşsiz tabirler kullanmıştır. Bu ayette Allah Teala, tam 7 defa kullarına olan şefkatini beyan etmiştir:

1-  “Kullarım” İfadesi: Yani benim kullarım

2-  “Beni” ifadesi: Yani beni sorarlarsa

3-  “Ben yakınım” ifadesi: “Gerçekten de ben yakınım”

4-  “İcabet ederim” ve “Beni çağıranın” ifadesi: “Beni çağıranın davetine (dua edenin duasına) icabet ederim.”

5-  “Bana icabet” ve “Bana iman” ifadesi: “Öyleyse onlar da benim çağrıma icabet etsinler, bana iman etsinler”

Yani Allah Teala, bu ayette yedi defa “Ben” zamirini kullanarak kuluna olan yakınlığını, lütfunu, engin merhametini ve ona olan iştiyakını beyan etmiştir. Bu da başka hiçbir ayette görülmemiştir.

Allah’ın İnsanların İhtiyaçlarına Olan İlmi?

Burada şöyle bir soru akla gelebilir: “Eğer Allah, bizim ihtiyaçlarımızı biliyorsa dua etmenin ve bizim ihtiyaçlarımızı dillendirmenin ne faydası var?”

Her şeyden önce şu bilinmelidir ki nimetler liyakatlere göre verilir. Yani insan bir nimeti edinmek istiyorsa onun liyakatine erişmesi gerekir. Yani insan, aslında dua etmekle kendini bir şeylere layık kılmaya çalışır. İnsan dua ederek liyakat kazanır, kapasitesini artırır ve kabiliyetini genişletir.

İkinci olarak da insan, elinde bir nimet varken de dua etmelidir. Zira insan bu durumdaki duasıyla elindeki nimetin kaynağının ne olduğunun farkında olduğunu gösterir. Yani insan Allah’a “Ey Rabbim! Elimdeki nimetin senden olduğunu ve bu nimetlerin devamlılığının da sana bağlı olduğunu biliyorum. Elimde olmayan nimetleri de senin verebileceğine inanıyorum” demektedir.

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurur:

إنَّ عِندَ اللّه ِ عزّوجلّ مَنزِلَةً لا تُنالُ إلّا بِمَسألَةٍ

Allah katında öyle bir makam vardır ki ona ancak istemekle ulaşılır.

İnsan Allah’tan istemek ve talep etmekle kendi kapasitesini artırır ve o makama olan liyakati kazanır. Son olarak şu noktaya da teveccüh etmek gerekir ki insan, dua ederek Allah’ı anan ve gaflette olmayan kimselerden olduğunu gösterir.

Umulur Ki İrşat Olursunuz

Ayetin son kısmında “لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ” yani “Umulur ki irşat oluşunuz” buyuruyor.

Eğer dua şartlarına uyularak yerine getirilirse insanı irşat eder ve olgunlaştırır. Yani insanın irşat olması ve olgunlaşmasının yollarından biri de duadır. İşte bu yüzden dua küçümsenmemelidir.

Neden Dua Karşılık Bulmaz?

Bazen şöyle bir soruyla da karşılaşıyoruz ki “Öyleyse neden bazen dualarımız karşılık bulmuyor ve icabet edilmiyor?”

Bu konuyla ilgili birçok hadis mevcuttur. Fakat şunu bilmemiz gerekir ki eğer dua, tüm şartları taşıyorsa ve Allah Teala, bu duanın karşılığını vermiyorsa ya o dua ve istek bizim maslahatımıza değildir. Yahut duanın karşılığı eğer bu dünyada verilmiyorsa kıyamette verilecektir. Kısacası dua, karşılıksız kalmaz. Ya duanın bizzat karşılığı verilir ve istenilen şey elde edilir; veya başka bir şey ile değiştirilir yahut karşılığı kıyamette alınır.

Bu nedenle insan, kıyamet günü bu dünyada kendine verilmeyen ve orada elde ettiği nimeti görünce “Keşke dünyada hiçbir duam kabul olmasaydı da ahirette bu kadar büyük mükafatlara ulaşsaydım” diyecektir.

Duanın Cevheri

Bilmemiz gerekir ki hiçbir dua karşılıksız kalmaz. Kaldı ki aslında bir karşılık elde etmek için dua etmek çok da doğru bir şey değildir. Aslında dua, mahbup ve sevgili ile hemhal olmak ve onunla dertleşmektir. Hiçbir karşılık alınmasa dahi insanın yaratıcısı, rabbi ve ilahıyla konuşması, dertleşmesi ve hemhal olmasından daha üstün bir zevk yoktur.

Ramazan ayı da insanın irşat olması, Allah ile konuşması ve onunla münacat edebilmesi için bir fırsattır. Bu konuda Sahur duası, Ebu Hamza Sumali Duası, İftitah Duası, Sahifei Seccadiye’de yer alan dualar ve günlük dualar özellikle bu ay için kaçırılmaması gereken fırsatlardır.

Birisi İmam Ali’nin (a.s) yanına gelerek “Allah Teala, neden bizim dualarımıza icabet etmiyor” diye şikayette bulunur. İmam Ali (a.s) cevaben şöyle buyurur:

Çünkü kalpleriniz 8 şeyle Allah’a ihanet etmiştir.

1-  Sizler Allah’ı tanıdınız. Ancak Allah’ın hakkını, üzerinize farz olduğu gibi yerine getirmediniz. Bu tanımanız sizden herhangi bir sorunu çözmedi.

2-  Resulüne (s.a.a) iman ettiniz. Ancak Onun sünnetine karşı geldiniz. Onun şeriatını öldürdünüz. Dolayısıyla bu imanınızın bir semeresi olmadı.

3-  Kuran’ı Kerim’i okudunuz. Ancak ona amel etmediniz.

4-  Cehennem ateşinden korktuğunuzu ifade ettiniz. Ancak yaptığınız günahlarla ona doğru koştunuz. Korkunuz nerede kaldı!?

5-  Dillerinizle Cenneti arzuladığınızı söylediniz. Ancak amellerinizle Cennet’ten hep uzaklaştınız. Hani sizin iştiyakınız!

6-  Allah’ın verdiği nimetleri kullandınız. Ancak şükrünü yerine getirmediniz

7-  Allah Teala, Şeytan’ı kendinize düşman bilmenizi emretti. Ancak siz, dilinizle onu düşman bildiniz ancak amelde ona düşmanlık etmediniz.

8-  İnsanların eksikliklerini ve ayıplarını gözettiniz. Oysa ki kendi ayıplarınızı göz ardı ettiniz. İnsanları kınadınız. Ancak en çok kınanması gereken sizlerdiniz.

Bu nedenle sizler, duanızın icabete ereceği bütün kapıları kendi yüzünüze kapattınız. Öyleyse ilahi takvayı gözetin. Amellerinizi ıslah edin. Gizlinizi halis kılın. İyiliği emredin ve kötülükten sakındırın. Bu şekilde sizin dualarınız icabete erişsin.

YORUM EKLE