4. Ders | Kur'an'da Düzeylerin ve Sahaların Varlığı

Ders Başlığı: Uygulamalı Tefsir Dersleri

Ders Sayısı: 4. Ders

Ders Konusu: Kur'an'da Düzeylerin ve Sahaların Varlığı

Üstad: Yusuf Töre

  

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

Allah’ın selat ve selamı Hz. Muhammed’e ve onun pak Ehlibeyt’in üzerine olsun.

Bugünkü dersimizin konu başlığı Kur'an'da Düzeylerin ve Sahaların Varlığı’dır. Daha anlaşılabilir bir ifadeyle Kur’an’da zahırî ve batınî manaların varlığı.

Ayetlerde Allah’ın murat ettiği lakin dil kurallarıyla anlaşılmayan birtakım manalar var. Bu manalara batınî manalar denilmiştir. Bu manalar gizli olduğu için batınî denilmiştir ve zahırî bakışla anlaşılmaz.

Bu dersimizde iki fırkanın (Şia ve Ehli Sünnet) görüşüne göre Kur'an'da çeşitli düzeylerin ve sahaların varlığının incelenmesi ve bu konuda müşterek ve ayrıldıkları noktaların tanınması işlenecektir.

  

İki Fırkanın Görüşüne Göre Bâtınların Varlığının Delilleri

Kur'an'da bâtınî alanlar ve anlamların varlığı, aklî çekince veya rasyonel çirkinlik bulunmaksızın sübut bakımından mümkün bir şeydir. İspat bakımından ise her iki fırka da buna çok sayıda delil ikame etmiştir:

  

a) İnsanın Hidayetle İlgili İhtiyaçlarının Kur'an'ın Sınırlı Lafızlarıyla Mukayesesi

Kur'an-ı Kerim bir taraftan insanlar için hidâyet kitabıdır ve onların diliyle konuşur. Öte yandan da insanın mutluluğunda tesiri olan tüm bilgileri beyan eder. Bu bilgilerin tamamının açıklanması Kur'an'ın sınırlı lafızları formunda mümkün olmadığından, onların önemli bir bölümü bâtınî anlamlar formunda beyan edilmiştir. Kur’an’ı Kerim aynı zamanda ebedî bir kitaptır ve kıyamete kadar insanlığın ihtiyaçlarına cevap vermesi gerekir. Sadece zahırî manasına bakılırsa 604 sayfalık bir kitap insanların ihtiyaçlarını karşılayamaz. Dolayısıyla batınî yönünün olması gerekir. Bu aklî bir delil olarak sunulmuştur.

  

b) Kur'an Ayetlerine İstinat

Her iki fırka da Kur'an'da bâtınların bulunduğunu ispatlamak için bazı âyet-i şerifelere atıfta bulunur. Mesela وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَانًا لِّكُلِّ شَيْءٍ”,Biz kitabı sana her şeyin açıklayıcısı olarak indirdik.[1] ayeti gibi. Başka bir ayette Kur'an'ın vasıflarından biri hakkında وَتَفْصِيلَ كُلَّ شَيْءٍ”,Her şeyi ayrıntılı bir biçimde açıklamaktadır.”[2] buyrulmaktadır. “Tıbyan (تِبْيَان)” aydınlatıcı ve aydınlatan manasına gelir. “Tafsil (تَفْصِيل)” de buna yakın anlamdadır. Bu iki âyette “كُلَّ شَيْءٍ / Her şeyi” ifadesi mevcuttur.

Kur’an’ın zahirine bakılırsa Kur’an her şeyi açıklamamaktadır. Lakin ayetlere göre Kur’an, her şeyi açıklamaktadır. Buradan anlaşıldığı üzere Kur’an’ın zahirî manasının yanında bir de batınî manaları vardır ve bu zahirî ve batınî manalarla Kur’an her şeyi açıklamaktadır.

  

c) Rivayetlere İstinat

İki fırka da kendi kaynaklarında geçen hadislere istinat ederek Kur'an'da bâtınların varlığını kesin görmektedir.

Şiî kaynaklarda, Kur'an âyetlerinde bâtınların varlığına delalet eden, bazısı sahih senetle de nakledilmiş çok sayıda rivayet vardır. Câbir'in İmam Bâkır'dan (a.s.) naklettiği hadis gibi. Bu rivayette İmam (a.s.) şöyle buyurur:

Ey Câbir, Kur'an'ın bir bâtını vardır ve bâtını için (bir bâtın ve zâhir vardır ve zâhiri için de) bir zâhiri vardır.

Ehlibeyt mektebinde bunun gibi birçok hadis nakledilmiştir.

Ehl-i Sünnet de Peygamber'den (s.a.a.) ve bazı sahâbeden, Kur'an âyetlerinde bâtınların bulunduğuna net biçimde delalet eden rivâyetler nakletmektedir. Ehl-i Sünnet açısından bu hadislerin bir kısmı sahih ve bazısı da mevsuktur. Ehli Sünnet alimi Zehebî, var olarak rivayetlere dayanarak Kur’an’ın batınî yönünün olduğunu bir hakikat olarak ifade etmiştir. Bu rivâyetlere ilaveten iki fırkanın kaynaklarında zımnen âyetlerde bâtınların olduğuna delalet eden başka hadisler de bulunmaktadır.

Hülasa, müfessirler, muhaddisler ve diğer âlimlerin görüşüne göre Kur'an'da bâtınların varlığı kesin bir konu olarak telakki edilmiş ve herkes bahsin gerektirdiği kadarıyla ondan söz etmiştir.

  

İki Fırkaya Göre Kur'an'daki Bâtınların Manası

Ehl-i Sünnet'in rivâyetlerinin metninde, Şiî rivayetlerin aksine, “Kur'an'ın bâtını” konusunda Allah Resûlü'nden (s.a.a.) veya sahâbeden bir şerh ve izah göze çarpmamaktadır. Bir hadiste İbn Abbas'tan nakledilen hariç. Şöyle der: “Kur'an'ın zâhiri onun tilaveti ve bâtını da te’vilidir.”[3] Nişaburî gibi Ehli Sünnet alimleri ise Kur’an’ın batınî anlamlarının olduğunu kabul etmekle beraber onun Allah katında olduğunu belirtmiştir. Lakin eleştirilen nokta, böyle bir bâtının insanlara ne faydasının olduğudur. Gazâlî, Şâtıbî, Âlûsî ve başkaları bâtın mana hakkında tafsilatlı açıklamalarda bulunmuştur. Bunlar, Kur’an’ın batınının ayetlerin hedefleri üzerinde tefekkür etmek olarak açıklamışlardır.

Şia mektebinde ise Kur’an’ın batınî manalarına dair Ehlibeyt’ten nakledilmiş birçok rivayet mevcuttur. Bu rivayetler ayetlerin batınî manaları anlatılmaktadır. Bütün ayetlerin bâtınını içeren rivayetler elimize ulaşmasa da birçok ayetin batınî manalarının anlatıldığı rivayetler günümüzde mevcuttur. Ehli Sünnet de ise pek fazla rivayet mevcut değildir.

İki fırkanın görüşlerinin mukayeseli incelemesinde bâtın manaların bazılarında müşterek noktalar bulabilmekteyiz:

  

a) Kur'an'ın Tenzil Mertebeleri Manasında Bâtın

Kur’an-ı Keim, Allah katından Hz. Resulullah’ın (s.a.a) huzuruna yani tabiat alemine inene kadar mertebelerden geçerek en son olarak da kelime kalıbına bürünmüştür. Kur’an’ın vücudu en son kelime olarak bize tecelli etmiştir. Bazı alimlerin belirttiğine göre Kur’an’ın bâtını, işte bu mertebelerdir ki Allah’ın katına kadar çıkmaktadır. Haliyle Kur’an’ın bâtınından maksat kelimeler değildir. Vücut manasındaki hakikatlerdir. Bu manayı Şia içinden Molla Sadra, İmam Humeyni; Ehli Sünnet’te ise Bazurî gibi şahsiyetler savunmuştur.

Şunu da belirtmekte fayda var ki bu görüş, Şia ve Ehli Sünnet arasında bazı alimler tarafından ortak görüş olarak kabul edilmiştir.

  

b) Te’vil Manasında Bâtın

Te’vil manasında bâtın, Şia ve Ehl-i Sünnet rivayetlerinin metninde geçmektedir. Her iki fırka açısından da makbul bulunmuştur. Te’vil burada, ayetin, illet ve kriterin (ölçü veya ayetin arkasında yatan kaide) varlığı nedeniyle diğer örneklere tatbiki manasındadır. Yahut ayetin nüzulün hususiyetlerinden soyutlanmasından sonra suret bulan hükmün dayanağı diğer örneklerde daha güçlüdür. Bu anlamda, ilk bakışta ayetin bu örneklerdeki şümul ve intibakı gizli olduğundan onlara Kur'an'ın bâtını denmiştir. Örneğin, ayetler zaman-mekân ve şahıs isimlerinden arındırılırsa ortada kural kalır. İşte ayetin asıl maksadı ve tevili odur. Batından maksat tevildir; tevilden maksat ise her olayın arkasında yatan temel kural olduğu belirtilmiştir.

  

c) Bütün Âyetlerde Bâtının Varlığı

Şia ve Ehl-i Sünnet'in ayetlerin bâtını hakkındaki atıflarından, Kur'an'daki tüm ayetlerde bâtın bulunduğu sonucu çıkmaktadır.

  

d) Bâtınların Tüm Mertebelerini Anlamanın Masumların (a.s.) İnhisarında Olması

İki fırkanın delillerine dayanarak, tüm ayetlerdeki bâtınları anlama liyakatinin Peygamber (s.a.a.) ve Masum Ehl-i Beyt'in tekelinde olduğu ispatlanabilir. Onların böyle bir makamı vardır ve hiç kimse bunu inkâr demez.

Bu iddiaya rivâyetler ve Kur'an ayeti delil gösterilebilir. Şiî kaynaklarda sahih senedle İmam Bâkır'dan (a.s.)[4] ve Ehl-i Sünnet'in kaynaklarında da İbn Abbas'tan[5] gelen bir rivayet nakledilmiştir. Rivayette Kur'an'ın bâtını onun te’viliyle tarif edilmiştir. Kur'an-ı Kerim'de de şöyle buyurulur:

وَمَا يَعْلَمُ تَأْوِيلَهُ إِلاَّ اللّهُ وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ”,

Allah'tan ve ilimde derinleşmiş olanlardan başka hiç kimse onun te’vilini bilmez.[6]

“Rüsûh” sebat demektir ve ilimde râsih olmak (“الْعِلْمِ”de cins için olan elif-lâm göz önünde bulundurulursa), tüm ilimlerde sebata sahip ve görüşünde sarsılma ve değişmenin söz konusu olmadığı kimse için söylenmektedir. Bu da tüm ilimleri gerçeğe mutabık olduğu, hakikati mevcut haliyle anladığı, kısaca mutlak kaville ilimde râsih olduğu takdirde mümkündür. İlimleri vasıtasız veya vasıtalı olarak vahyin çıkış yerinden kaynaklanan Nebiyy-i Ekrem ve Masum İmamlardan başka hiç kimsenin ilminde mutlak manada rüsûh ve sebat bulunmadığı açıktır.

Bu ayete ek olarak iki fırkanın rivayetlerinden de bu sonuç çıkartılabilir. Bu cümleden olarak, yukarıda Ehl-i Sünnet'in rivayet delilleri arasında zikredilen sahih sened ve muhtelif tariklerle gelmiş hadiste Allah Resûlü'nün (s.a.a.) sözünün manası şöyleydi: “Ali (a.s.) Kur'an'ın te’vilini esas alarak savaşıyor.” Bu ifade sahâbeden hiç kimse için söylenmemiştir. Kur'an'ın bâtınları bir anlamda Kur'an'ın te’viliyle aynı şey olduğuna göre İmam Ali (a.s.) âyetlerin bâtınlarından haberdar demektir. Bunun şahidi de Ehli Sünnet’ten olan İbn Mesud'dan nakledilmiş hadislerdir. Şöyle der: “Ali b. Ebi Talib'te Kur'an'ın zâhir ve bâtın ilmi var.”

Bu konuda, sayısı itibariyle müstefiz, hatta mütevatir olan[7] başka birçok muteber hadis nakledilmiştir.

Yukarıdaki ayet ve rivayetlerden şu sonuç çıkarılmaktadır: Tevil ilmi mevcuttur ve Hz. Peygamber (s.a.a) ve Ehlibeyt’inin (a.s) yanındadır.

  

e) Önyargıdan Kaçınma

Şîa ve Ehl-i Sünnet'in görüşüne göre asla önyargıyla ayetlerdeki bir konuyu veya Kur'an'daki bilgilerden birini inkâr etmemek gerekir. Bilakis eğer bir mana insana uzak ihtimal görünüyorsa onu ehline bırakmak lazımdır. Bu çözüm yolu iki fırkanın rivayetlerinde çokça göze çarpmaktadır. Şiî hadislerde Masumların bu konudaki talimatı “Bilmediğiniz veya size müteşâbih görünen şeyleri bize bırakın.” ifadesiyle mütevatir veya en azından mütezâfir[8] olarak gelmiştir. Ehl-i Sünnet'in kaynaklarında da aynı mana Allah Resûlü'nden (s.a.a.) sahih senedlerle şu şekilde gelmiştir: “Kur'an'dan öğrendiğiniz her şeyle amel edin ve bilmediğinizi de Kur'an âlimine bırakın.

Bu içerik bazı sahâbelerden de nakledilmiştir.[9] Ne yazık ki Zehebî gibi isimler Ehl-i Sünnet'in kaynaklarındaki bu rivâyeti görmezden gelmiş ve sonra da insafsızca iddialar ortaya atarak Şia’nın Kur’an’ın tevil kapısını kapattığı eleştirisinde bulunmuştur. Oysa Şîa'nın hiçbir zaman düşüncenin önünü kapatmadığından habersizdir. İslam fırkaları arasında hiçbir Şia kadar insanları akıl ve düşünceye çağırmamıştır, hiçbirinde akıl hakkında Şîa'daki kadar rivayet yoktur.

  

f) Zâhirleri İnkâr Vehminin Bâtıllığı

İki fırka nezdinde âyetlerin bâtınî manalarının alınması zâhirlerin reddedilmesini gerektirmemektedir. Kur’an’ın zahırî ile bâtını birbiriyle asla çelişmez, bilakis birbiriyle bir ahenk içindedir. İmâmiyye ve Ehl-i Sünnet muhakkiklerinden hiç kimse ayetlerin bâtınlarını alma bahanesiyle Kur'an'ın zahirlerini reddetmemiştir. Hangi sebeple olursa olsun Kur'an'ın zahirlerini kaldırma düşüncesi iki fırka nezdinde de merduttur.

Âyetlerin bâtınları bahsinde Şîa'nın rivayet ve görüşlerine mahsus birkaç nokta dikkat çekmektedir. Bunlara değinilmesi gerekir:

  1. Esasen ayetlerdeki bâtınların manası Şîa'da rivayetlerin metnine dayanmaktadır.
  2. Şîa'nın rivayetlerinde ayetlerdeki bâtınların manası, zikredilen te’vilin ötesinde bir kapsama sahiptir.
  3. Rivayetlerde Kur'an'da bâtın manaların varlığından bahsedilmesinin hikmetlerinden biri, Kur'an'ın sürekli hareket halinde olması ve zamanın geçmesiyle durağanlaşmamasıdır. Bütün zamanlara hitap etmesi için bu bâtınî manalara ve bu manaları anlayan alimlere ihtiyaç vardır.
  4. Ayetlerdeki bâtınların tüm mertebelerini anlamak Masumlar dışındaki kimseler için mümkün değildir. Eğer Kur’an’ın bâtınî manaları bir alim tarafından nakledilirse muhakkak bir rivayete dayanması lazım.
  5. Ayetlerdeki bâtınî manalardan bir mertebeyi anlamak, ayetlerin manasının sonu anlamına gelmez. Daha fazla bilgiyi kavramanın yolu her zaman açıktır. Bâtınların gizlilik derecesi herkes için aynı değildir. Nice mana bir kesim için zahir olur; ama başka bir kesim için bâtın telakki edilir.
  6. Kur'an'daki maarifin tamamı, onun tüm bâtınî merhalelerinde birbiriyle aynı yönde ve birbirinin müfessiridir. Kur'an'ın derunî aşamaları ile bâtınlar arasında asla ihtilaf yoktur ve birbirleriyle asla çelişmez. Eğer birbirleriyle çeliştiği görüldüğünde bu manaların doğruluğunu iyi araştırmak gerekir. Çünkü derunî aşamalar, haricî tezahürleri gibi Allah'ın kelamıdır.
  7. Kesin olarak, Kur'an ayetlerinin bâtınlarındaki maarifin sahih mi, sakat mı olduğunu kavramanın birtakım kriterleri (zâhirleri gibi) vardır. Söylediğimiz gibi, ayetlerdeki bâtınların ilmi tüm mertebelerinde Nebiyy-i Ekrem ve onun vâsilerine mahsustur ve onlara dayanması gerekir. Bunun yanında batınî manaların ve ayetlerdeki bilgilerle ilgili elimize ulaşan her şeyin Kur'an'daki öğretilerin ruhuna aykırı olmamalıdır. Örneğin bir hadiste batınî mana beyan edilmiştir, lakin elimize geçen bu hadis Kur’an’ın ruhuna aykırıdır. Bu durumda bu hadis doğru kabul edilmez. Nedeni ise daha öncede konu edilen arz hadisleridir. Ehlibeyt İmamları, kendilerinden nakledilen hadislerin Kur’an’a sunulmasını buyurmuşlardı.

Bu dersimizi de burada noktalıyoruz.

Allah’ın selamı üzerinize olsun.

 

[1] Nahl 89.

[2] Yusuf 111.

[3] Celaleddin Suyutî'den naklederek, el-Dürrü'l-Mensur, c. 2, s. 150.

[4] Tefsiru'l-Ayyâşî, c. 1, s. 86, h. 36 ve keza bkz: Muhammed Saffâr, Besâru'd-Derecât, cüz 4, bab 7, 196, h. 7 ve bab 10, s. 203, h. 2.

[5] El-Dürrü'l-Mensûr, c. 2, s. 150.

[6] Âl-i İmran 7.

[7] Bkz: Mecdu'l-Beyan, s. 53.

[8] Mertebesi mütevatir hadisten aşağı, haber-i vahid ve sahih hadisten yukarı olan rivayet.

[9] Bkz: Dürrü'l-Mensûr, c. 2, s. 151.

YORUM EKLE