3. Ders | Tefsir Bi'rey / Kendi Görüşüne Göre Tefsir

Ders Başlığı: Uygulamalı Tefsir Dersleri

Ders Sayısı: 3. Ders

Ders Konusu: Rey Tefsiri

Üstad: Yusuf Töre

  

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

Allah’ın selat ve selamı Hz. Muhammed’e ve onun pak Ehlibeyt’in üzerine olsun.

Reyle tefsiri nehyeden rivâyetlerin iki fırka arasında makbul olduğuna ilişkin ortak noktalar bulunmaktadır. Genel olarak bakıldığında iki fırkanın bu rivâyetlerle ilgili iki temel anlayışı olduğunu tespit etmek mümkündür. Her iki fırkada da küçük bir azınlık bu rivâyetlere dayanarak Kur'an'ın her türlü tefsirini haram kabul eder. Diğer grup ise reyle refsirin nehyedilmesini mutlak manada tefsirin yasaklanması olarak telakki etmez.

  

“Rey” kelimesi

“Rey (رأی)” lügatta itikat (görüş) manasındadır.[1] Muhaddislerin ıstılahında “kıyas” manasında da kullanılmaktadır.

Bu kelime, reyle tefsiri nehyeden hadislerde, şahsın fikrî çabayla tercih ettiği görüş ve inanç manasında kullanılmıştır.

  

Reyle Tefsiri Nehyeden Rivayetlerde İki Fırkanın Senedlerini İnceleme

Reyle tefsiri nehyeden rivâyetler Şîa ve Ehl-i Sünnet'in kaynaklarında nakledilmiştir. Bu hadisler Şiî kaynaklarda müstefiz[2] seviyede ondan fazla rivâyete ulaşmaktadır. Bazıları tevatür seviyesinde sayılmaktadır. Bu rivâyetlerin arasında muteber senedli rivâyet de bulunmaktadır.

Peygember-i Ekrem'in (s.a.a.) şöyle buyurduğu hadis gibi:

قال الله عزّ و جلّ: ما آمن بي من فسّر برأیه کلامی

Aziz ve Celil olan Allah buyurmuştur ki: ‘Benim kelamımı [Kur'an] kendi reyiyle tefsir eden bana iman etmemiş demektir.”[3]

Hadislerin bir başka versiyonu da şöyle nakledilmiştir:

من قال في القرآن بغیر علم فلیتبوء مقعده من النار

Kur'an hakkında ilim olmaksızın söz söyleyen ateşte yerini hazırlasın.”[4]

Ehl-i Sünnet'in kaynaklarında da bu hadisler çok sayıda göz çarpmaktadır. Tırmizî, kendi Sünen'inde Allah Resûlü'nden (s.a.a.) şöyle nakletmiştir:

من قال في القرآن بغیر علم فلیتبوأ مقهده من النار

Kur'an hakkında ilim olmaksızın söz söyleyen ateşte yerini hazırlasın.”[5]

Tırmizî bu hadisi sahih ve hasen kabul etmesinin yanı sıra Allah Resûlü'nden (s.a.a.) aynı muhtevada hasen senedle başka bir hadis daha nakleder:

من قال في القرآن برأیه فلیتبوأ مقهده من النار

Kur'an hakkında reyiyle söz söyleyen ateşte yerini hazırlasın.”[6]

Nesâî de bu hadisi şu şekilde zikretmiştir:

من قال في القرآن برأیه أو بما لا یعلم فلیتبوأ مقهده من النار

Kur'an hakkında kendi reyiyle veya bilgisi olmaksızın söz söyleyen ateşte yerini hazırlasın.”[7]

Netice itibariyle Kur’an’ın rey ile tefsirinin haram olduğunu belirten bu hadisler, Şîa ve Ehl-i Sünnet tarafından kabul edilmektedir.

  

İki Fırkanın Reyle Tefsiri Nehyeden Hadislerle İlgili Anlayışı

İki fırka arasında bu hadislerle ilgili iki ana telakki vardır. Küçük bir grup bu hadislere dayanarak Kur'an tefsirini mutlak olarak nehyetmiş; Masumların sözü olmaksızın (Şîa içindeki Ahbarîler) veya Allah Resûlü ve sahâbenin ya da sahâbeden öğrenen tâbiînin sözü bulunmaksızın (Ehl-i Sünnet arasında Hadis Ehli) Kur'an'dan istinbat yolundaki her türlü çaba ve tefsiri, rey tefsiri olarak niteleyerek haram kabul etmiştir.

Örneğin Şîa'dan muhaddis Bahrânî bu rivâyetlere dayanarak şöyle der:

Bu rivâyetlerde onunla tefsirin reddedildiği reyden maksat, müfessirin Masumların (a.s.) ilminden yardım almaksızın ortaya attığı kendisine ait her türlü rey ve düşüncedir... Hiç kuşku yok bu haberlerden çıkan sonuç şudur ki, Masumlardan alınmayan her türlü tefsir reyle tefsir sayılır ve reddedilmiştir.[8]

Ehl-i Sünnet'ten de İbn Enbârî bu konuda bir kesimin görüşünü şöyle aktarır:

Kur'an'ın müşkülü konusunda sahâbe veya [sahâbeden öğrenen] tâbiînden alınmamış söz söyleyen, Allah'ın hışmına maruz kalmış demektir.[9]

Dolayısıyla Şia ve Ehl-i Sünnet’in bir grup alimi, Ehlibeyt’in ve sahabenin görüşüne dayanmayan tefsiri, rey tefsiri olarak adlandırmışlardır.

Bu kişilerin söz konusu hadislerden anladıkları konusunda şu soru gündeme gelmektedir: Masumlardan (a.s.) veya sahâbeden alınmamış her türlü tefsir, neden rey tefsiri sayılmaktadır?

Onlar şu cevabı veriyorlar: Bir ayetle karşılaşıldığında Ehlibeyt’ten veya sahabeden bir açıklama nakledilmediği vakit, kişi kendi görüşüne göre o ayetten bir çıkarımda bulunur. Bu çıkarımda kişi, kendi görüşünden yardım alınmış oldu. Dolayısıyla Kur’an’ı kendi görüşüne göre tefsir ederek haram işlemiştir.

            Bu görüş karşısında Şia içindeki usul uleması ve Ehli Sünnet içindeki mutedil uleması bazı eleştirilerde bunarak, bu görüşe cevap vermiştir. Şia uleması şöyle söylemektedir: Yukarıdaki hadisleri kabul etmekle beraber, bu hadislerin sınırları sizin belirttiğiniz gibi değildir. İkincisi hadisleri sizin açınızdan ele alırsak Kur’an’ın zahiri manasından yararlanılmasını isteyen hadis ve ayetleri (2. derste konu edilmişti) bir kenara bırakmak gerekir. Bu hadis ve ayetler devre dışı bırakılamayacağına göre rey hadisleri yanlış yorumlanmaktadır. Bu hadislerin yorumlaması, Kur’an’ın manasından yararlanılmasını isteyen hadis ve ayetlerle çelişmemelidir. Halbuki sizin yorumunuz, bu ayet ve hadislerle çelişmektedir. Bu birinci eleştiri.

İkinci eleştiri ise şöyledir:

            Usulîler bazı terminolojiler kullanmaktadır. Sire-i ukâla ve sire-i müteşerrie tabirleri gibi. Sire-i ukâla yani akillerin veya akıllıların siresi demektir. Masumların (a.s) zamanında yaşamış halkın genel bir örfü vardır. Bir Arapça metinden halkın genel örfü belli bir mana anlar. Bu genel çıkarıma akillerin siresi deniyor. Müteşerrie siresi ise Hz. Peygamber’in (s.a.a) ve Ehlibeyt’in (a.s) yakınında bulunan mütedeyyin, dindar şahsiyetlerin siresidir. Yani olaylardan ve Masumlardan öğrendikleri ve yaşamlarına tatbik ettikleri siredir.

Bu girişle beraber yapılan ikinci eleştiri, doğrudan kendilerine hitap edilerek şöyledir: Sizin bu çıkarımlarınız hem akillerin siresine aykırıdır hem de müreşerrielerin siresine aykırıdır. Çünkü bunlar kendi dönemlerinde Kur’an’ı anlamaya çalışmışlardır. Eğer sizin dediğiniz gibi olsaydı, yani Kur’an’ın özel bir üslubu olsaydı ve sadece Masumlar anlasaydı, bu konuda ashabın yüzlerce kez soru sorması gerekirdi. Dolayısıyla bize de nakille ulaşması gerekirdi. Lakin nakillerde buna dair bir iz yok. Haliyle sizin bahsettiğiniz bu anlayış, ne o dönemin akillerinde yani halkın genelinde ne de ashabın arasında böyle bir anlayış vardı.

Genel olarak toplarsak, Ahbarîlerin bu çıkarımları genel olarak mevcut olan ayet ve hadislere terstir hem de akillerin ve müreşerrienin anlayış tarzına aykırıdır. Bu gerekçelerle Ahbarîlerin rey tefsirini bu şekilde yorumlamaları yanlıştır.

Peki o zaman rey tefsiri hangi durumda gerçekleşmektedir?

Şeyh Murtaza Ensârî reyle tefsirini nehyeden rivâyetin manası hakkında şöyle der:

Reyle tefsir iki manaya gelmektedir:

1. Lafza, herhangi bir delil olmaksızın ve yalnızca beğeni nedeniyle zâhirî manasına aykırı mana verilmesi veya lafız için verilmiş muhtemel anlamlardan birine atfedilmesidir. Bu da şahsın dar zihninden ve küçük düşüncesinden kaynaklanır. Reyle tefsirin bu anlamı, İmam Sâdık'tan (a.s.) gelen bir rivâyetle teyit edilmektedir. Rivâyette Hazret (a.s.) şöyle buyurur:

İnsanlar -Kur'an'daki- müteşâbihlerde helak oldu. Çünkü manasını bilmiyor, hakikatini anlamıyorlardı. Buna rağmen kendi akıllarıyla onu te’vile kalkıştılar ve vasilere sormaya ihtiyaç duymadılar.”

2. Lafzın, dikkatlice düşünmeden ve aklî deliller üzerinde durmadan yahut o mananın hilafına delalet eden diğer âyetler ya da âyetin muradını beyan eden veya âyetin nâsih-mensuhuna açıklık getiren haberler gibi naklî karineleri inceleyip araştırmadan ilk anda akla gelen örfteki veya lügattaki manaya hamledilmesi...

Ehl-i Sünnet içindeki mutedil alimler ise şöyle derler: Reyle tefsiri nehyeden rivayetlere istinat edip mutlak tefsirden kaçınanlar hataya düşmüş ve bu rivayetlerin gerçek maksadını anlayamamıştır. Çünkü:

Birincisi: Rivayetlerin bu şekilde anlaşılması, Kur'an tefsirinin caiz olduğuna temel oluşturan Kur'an ve rivayetlerden oluşan bütün delillere aykırıdır. Bu, Ehl-i Sünnet'in çoğunluğunun bu kimselere verdiği cevaptır.[10]

İkincisi: Eğer tefsirde yalnızca Allah Resûlü'nün (s.a.a.) rivayetleriyle yetinilirse bu, ahkâmın iptal edilmesine yol açacaktır. Çünkü Peygamber (s.a.a.) Kur'an'ın çok azını tefsir etmiştir. (Ehli Sünnet kaynaklarında bu konuda sadece 250 hadis nakledilmiştir.) Eğer tefsir hiçbir şekilde caiz olmasaydı Kur’an’ı anlamayı bir kenara bırakmak gerekirdi.

Üçüncüsü: Rivâyetler konusunda böyle bir çıkarım, sahâbenin sünnetine aykırıdır. Onlar Kur'an'ı anlayışları ölçüsünce tefsir ediyordu. Sahâbenin görüşlerinde görülen ihtilaf da onların tefsirdeki tüm görüşlerinin Peygamber'den (s.a.a.) gelmediğine ve kendi ictihadları olduğuna delildir. Buna ilaveten sahâbeden bazısı (mesela Ömer), sadece Peygamber'in (s.a.a.) rivâyetini aktarmalarını şart koşmaksızın pek çok âyetin tefsirini ilim ehline sorardı.[11] Dolayısıyla Kur’an’ın mutlak tefsirinin haram olduğuna dair görüş yanlıştır.

Dördüncüsü: Geçmiştekilerin Kur'an'ı tefsir konusunda gösterdiği bütün o ihtiyat ve sakınma, âyetin manasını ve Allah'ın muradını anlayamadıkları konulardaydı yoksa mutlak olarak tefsirden kaçınıyor değillerdi.

            Neticede Şîa ve Ehl-i Sünnet âlimlerin çoğu, reyle tefsiri nehyeden rivayetlerin mutlak olarak tefsirin nehyedildiği manasına gelmediğinde ve bu rivayetlerin gerçek manasını anlamak gerektiğinde ittifak etmiştir.

            Bazıları ise rey tefsiri hakkında farklı açıklamalarda bulunmuştur. Bazı tefsir alimleri, bazı karinelerle ayetlerin zahirine bakarak çıkardığımız mana tefsir sayılmaz. Bu, Kur’an’ın zahirini anlamaktır. Tefsir sayılmayacağı için rey tefsiri de sayılmaz. Meseleyi bu şekilde çözmeye çalışmışlardır. Haliyle birçok müfessirin tefsirlerini, tefsir saymamışlardır. Tefsir, Kur’an’ın anlaşılmayan, müphem ayetleri hakkında yapılan açıklamalardır. Bu açıklamaları kendi görüşüne dayalı yaparsa rey tefsirine müptela olur.

            Bu görüşü, birçok alim kabul etmeyerek eleştirmiştir. Şu eleştiride bulunulmuştur: Tefsir sadece müphem olan ayetlerin açıklanması değildir. Zahiri açıklamalarda tefsirdir. Örneğin Ehlibeyt İmamları (a.s) kendi zamanlarında tefsir alimleriyle olan münazaralarına bakıldığında, onların bazı zahiri tefsirlerine de rey tefsiri demişlerdir. Yanlış tefsir ettiklerini buyurmuşlardır.

Gelinen noktada Şia içindeki Ahbarîler ile yukarıda değinilen Ehli Sünnet içindeki rey tefsirinin haram olduğunu savunan kesimin görüşleri kabul edilmediği durumda, peki rey tefsirinin gerçek manası ne olur? Peki haram olan rey tefsiri nedir?

Bu alanda rey tefsirinin karşılığı olarak dört farklı tarifin açıklaması yapılmıştır. Şu açıklamada bunulmuştur:

Rey tefsirinden dört mana kastedilmiş olabilir. Hadiste şöyle geçmektedir:

القرآن برأیه من فسّر

Hadis içinde “باء” harfi geçiyor. Yani her kim Kur’an’ı kendi rey’i ile tefsir ederse. “باء” harfinin Arapçada birçok manası vardır. “باء” kelimesi burada “sebebiyet” (zâhire), “istiane” ve “ikinci mef'ule müteaddi” manasına gelmektedir.

باء”nın sebebiyet manasına gelmesi durumunda kastedilen, müfessirin tercih ettiği kendi reyini hesaba katarak Kur'an tefsirine kalkıştığı ve ayete buna göre anlam verdiğidir. Böyle bir müfessirin Allah'ın maksadını anlama ve keşfetme niyetinde olmadığı açıktır. Aksine kendi görüşünü teyit etmenin peşindedir ve Kur'an'ın ayetlerini kendine tutamak yapmıştır. Böylesi müfessir kınanmayı haketmektedir.

باء” istiane için olduğu takdirde kastedilen, müfessirin, âyetleri konuşma dilinin kuralları, Arap edebiyatı, derunî ve haricî karîneler yardımıyla tefsir etmek yerine, kendi reyinin yardımıyla âyetleri tefsir etmesidir. Böyle bir müfessir de Allah'ın muradını anlama niyetinde değildir.

باء” kelimesinin üçüncü anlamına göre müfessir, âyetin tefsirinde âyetin ifade ettiği şeyi açıklamak yerine kendi görüşünü ortaya atmakta ve âyet-i şerife ile kendi görüşü arasında "özdeşlik” kurmaktadır. Bu durumda da o, metni anlamak yerine kendi görüşünü gösterme niyetindedir ve bu yüzden böyle bir tefsir de men edilmenin konusu olmaktadır.

Reyle tefsiri nehyden rivâyetten çıkarılan söz konusu anlamı teyit ederken “رأی”e muzafun ileyh olan zamiri gözönünde bulundurmak gerekir (çünkü “رأیه” şeklinde kullanılmıştır). Yani müfessir kendi reyini esas alarak veya kendi reyinden yardım alarak Kur'an'ı tefsir etmektedir. Bu da kesinlikle kınama ve men edilmeyi haketmektedir.

Görüldüğü gibi bu hadislerden bazılarında من فسر القرآن بغیر علم (Kur'an'ı ilim olmaksızın tefsir eden)” tabiri kullanılmıştır. Bu durumda da böyle bir tefsirin reddedildiği ve haram olduğu açıktır. Belki de rivayetlerin dilinde reyle tefsirden kasıt, ilimsiz tefsirle aynı şeydir. Kur’an’ı ilime dayalı tefsir etmek değil, ilimsiz tefsir etmek rey tefsiri sayılır.

Özetlemek gerekirse, kişinin Kur’an’ı kendi görüşüne uyarlaması rey tefsiri sayılır. Kur’an’ı tefsir eden kişi, delillere, hadislere, diğer ayetlere, Arapça bilgisine vs. dayanarak tefsir ederse bu rey tefsiri değildir.

 

[1] Bkz: Halil b. Ahmed Ferâhidî, el-Ayn, c. 2, s. 294; el-Kâmûsu'l-Muhit, c. 4, s. 333; Lisânu'l-Arab, c. 5, s. 84.

[2] Üçten fazla ravinin naklettiği ve mütevatirden aşağı seviyedeki hadis.

[3] Emâlî, meclis 2, h. 3. Keza bkz: Muhammed Cevad Mahmudî, Tertibu'l-Emâlî, c. 8, s. 349, h. 4789; el-Tevhid, babu't-tevhid ve nefyu't-teşbih: s. 68, h. 23; Uyûnu Ahbari'r-Rıdâ, babu mâ câe ani'r-Rıdâ fi't-tevhid, c. 1, s. 107, h. 4. Bu hadisteki ricalin durumu ve itibarı hakkında bkz: Ebu Tâlib Teclil Tebrizî, Mu'cemu's-Sikât, s. 118.

[4] El-Tevhid, babu ma'na “kul huvallahu ehad”, s. 90, 91, h. 5.

[5] Muhammed Tırmizî, el-Câmiu's-Sahih (Sünen-i Tırmizî), kitabu't-tefsir, c. 5, s. 199, h. 2950; Ahmed Nesâî, Sünenu'l-Kübrâ, kitabu fedâili'l-Kur'an, c. 5, s. 31, h. 8084; Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 496, h. 2069.

[6] el-Câmiu's-Sahih (Sünen-i Tırmizî), kitabu't-tefsir, c. 5, s. 199, h. 2951 ve aynı muhtevada s. 200, h. 2952.

[7] Sünenu'l-Kübrâ, kitabu fedâili'l-Kur'an, c. 5, s. 31, h. 8085.

[8] Seyyid Hâşim Bahrânî, el-Düreru'n-Necefiyye, s. 174.

[9] Muhammd Kurtubî'nin el-Câmi' li-Ahkâmi'l-Kur'an'ından nakille (Tefsir-i Kurtubî), c. 1, s. 31.

[10] Bkz: Câmiu'l-Beyan, c. 1, s. 63; el-Nüket ve'l-Uyûn, c. 1, s. 33; Tefsiru'l-Kur'ani'l-Azim, c. 1, 2; Meâlimu't-Tenzil, c. 1, s. 36; Ruhu'l-Meânî, c. 1, s. 6 ve diğerleri.

[11] İbn Âşûr, el-Tahrir ve't-Tenvir, c. 1, s. 34.

YORUM EKLE