2. Ders | Kur’an’ı Anlamanın İmkânı ve Tefsirin Caizliği

Ders Başlığı: Uygulamalı Tefsir Dersleri

Ders Sayısı: 2. Ders

Ders Konusu: Kur’an’ı Anlamanın İmkânı ve Tefsirin Caizliği

Üstad: Yusuf Töre

  

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

Allah’ın selat ve selamı Hz. Muhammed’e ve onun pak Ehlibeyt’in üzerine olsun.

Dersimiz, Karşılaştırmalı Tefsir konusuydu. İlk dersimizde Kur’an-ı Kerim tefsirinin mümkün olup olmadığı ve mümkün ise caiz olup olmadığı konusunun yanında bu konuda tarih boyunca gelmiş görüşleri konu edindik. Yaptığımız açıklamada grupları teker teker sıralamış ve üçüncü gruba dair açıklamalara varmıştık. Üçüncü gruba göre Kur'an, mesajlarını sadece belli kişilerin (yani Masumların) anlayacağı özel bir şekilde ulaştırmıştır ve başkaları için yol kapalıdır. Bunlar Şia içindeki Ahbarîlerdir. Bunları haber ve hadis ile hareket eden alimler oluşturur. Ahbarîlere göre Kur’an-ı Kerim’in özel bir üslubu vardır ve apaçık ayetlerin dışındaki ayetleri Hz. Peygamber (s.a.a) ve Ehlibeyt’in dışında kimse anlayamaz. Bundan dolayı Kur’an-ı Kerim’i anlamak istiyorsak bu masumların buyruklarına müracaat etmek gerekiyor. Bunun dışındaki tefsirler rey tefsiri olur. Örneğin Vesâ’ilü'ş-Şîa kitabının yazarı Şeyh Hür Âmilî'ye göre Masum İmamlardan bir âyetin tefsiri gelmemişse veya rivâyet senet veya muhteva bakımından makbul değilse orada susmak gerekir. Bağımsız olarak Kur'an'dan bir hüküm istihraç etmek mümkün değildir.

Şia ulemasının çoğunluğunu oluşturan Usûlîler ve ictihad yanlısı müfessirlerin tamamı onların görüşüne karşı şöyle der: Bir yandan Kur'an'ın bâtınla irtibatlı, örfî diyalogların haricinde kalan ve sıradan idrakin (Masumlar dışındakilerin) anlayamayacağı bazı seviyeleri vardır. Öte yandan Kur'an'ın lügat ve basit manaları sınırında bulunan ve Arap diline aşina olan herkesin (az veya çok) anlayabileceği bir seviyesi daha vardır. Fakat bu iki seviye arasında, birçok anlam katmanları vardır. Bu anlamları belli donanımlara sahip alimler anlayabilirler. Bu yol Müslümanlara kapalı değildir.  

Kur'an'ı Anlama ve Tefsir Etmenin Caizliğine Deliller

Kur'an'ın, maksatlarını beyan ederken kendine has bir yöntemi olmadığını, âyetlerde Allah'ın muradının anlaşılabileceğini, Kur'an'a ulaşma ve ondaki öğretileri kavramanın (gerekli şartları yerine getirdikten sonra) herkes için mümkün olduğunu gösteren birkaç âyet ve çok sayıda rivâyet vardır. Birkaç grup halinde kategorilendirilen bu âyetlerden kimisi şunlardır:

  1. Kur'an'ı müstakil olarak husumeti halleden merci saymış âyetler. Mesela  

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَأَطِيعُواْ الرَّسُولَ وَأُوْلِي الأَمْرِ مِنكُمْ فَإِن تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللّهِ وَالرَّسُولِ”,

Ey iman edenler, Allah'a itaat edin, elçiye itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, onu Allah'a ve elçisine döndürün.[1] âyeti.

Emîrülmüminin'in (a.s.) Mâlik Eşter'e yazdığı Ahitnâme’de bu âyete istinat edilmiştir. İmam şöyle buyurur: “Allah tarafından, düzene koymaya memur olduğun büyük işlerde, ortaya çıkan şüphe ve kuşkuların çözümünü, ‘Kur’ân’ın bazı âyetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab’ın esasıdır.’ mealindeki âyetlere ve Hz. Peygamber’in toplayıcı birleştirici sünnetine havale etmek gerekir. Zira Allah, irşadını istediği bir kavme şöyle buyurur: ‘Şâyet bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız onu Allah ve Resûlü’ne havale edin.”[2]

Usulî alimler bu ve benzeri ayetleri delil getirerek şöyle diyorlar: Kur’an anlaşılmaz olsaydı peki ihtilaflı konularda Kur’an-ı Kerim’e nasıl müracaat edilecekti? Böyle bir durum varsa, Kur’an neden kendisine müracaat edilmesini istesin? Buradan da anlaşılacağı üzeri Kur’a-ı Kerim’i belli seviyede olan insanların anlaması mümkündür ki ihtilaf halinde ona müracaat edilebilsin.

b) Yukarıdaki ayetlerin yanında Kur’an-ı Kerim’de düşünmeye ve akletmeye davet eden birçok ayet de vardır:

يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْآنَ وَلَوْ كَانَ مِنْ عِندِ غَيْرِ اللّهِ لَوَجَدُواْ فِيهِ اخْتِلاَفًا كَثِيرًا

Onlar hâlâ Kur'an'ı iyice düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah'tan başkasının katından olsaydı, kuşkusuz içinde birçok ihtilaflar bulacaklardı.”[3]

إِنَّا أَنزَلْنَاهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لَّعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ

Kur'an'ı Arapça olarak indirdik. Belki düşünürsünüz.”[4]

Bu ve benzeri ayetlerin varlığı insanların Kur’an-ı Kerim’i belli oranda anladıklarını gösterir. Aksi takdirde insanları kendisi üzerinde düşünmeye davet etmezdi.

c) Meydan okuyan âyetlerin hepsi. Bu âyetler, genel olarak muhteva ve şekilde mücadeleye çağırmaktadır. Onun benzerini getirme (Kur'an'ın tamamı veya bir sûresini), onun muhtevasını (veya boyutlarını) ve aynı zamanda ifade yapısını anlamayı gerektirir. Aksi takdirde meydan okuma geçersiz hale gelecektir. Kur'an şöyle buyurur:

أَمْ يَقُولُونَ افْتَرَاهُ قُلْ فَأْتُواْ بِسُورَةٍ مِّثْلِهِ وَادْعُواْ مَنِ اسْتَطَعْتُم مِّن دُونِ اللّهِ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ

Bunu kendisi iftira olarak uydurdu mu diyorlar? De ki: Bunun benzeri bir sûre getirin ve eğer gerçekten doğru sözlüyseniz Allah'tan başka çağırabildiklerinizi çağırın.[5]

Buradan da anlaşılacağı üzere Kur’an-ı Kerim sadece masumların anlayacağı bir kitap değildir. Aksi takdirde insanlara meydan okumazdı. Zira insanlar anlıyor ki benzerini getirme konusunda meydan okuma gerçekleşiyor.

Kur'an'ın vasıflarını bildiren âyetlerin tamamı iddiayı teyit etmekte ve şahitlik yapmaktadır. Mesela Kur'an'ı “nur”[6], “hidâyet”[7], “furkan”[8], “şifa”[9] ve diğer sıfatlarla tanıtan âyetler gibi. Kur'an insanların bu alanlardaki ihtiyaçlarını karşıladığı halde onu anlayıp kavrama yolunun kapalı kalması ve başka kaynağa ihtiyaç duyulması nasıl mümkün olabilir?

Kur'an'ı anlamanın imkânı ve tefsir etmenin caizliğini savunan alimler birkaç grup hadisi buna delil göstermektedirler. Bu rivâyetler birkaç grup halinde şöyledir:

  

a) Arz Etmeyle (Sunma) İlgili Hadisler

Arz etme hadisleri, içinde Kur'an'ın hadisleri (ve her türlü dinî bilgiyi) reddetme ve kabul etme kriteri ve ölçüsü olarak tanıtıldığı rivayetlere denmektedir. Bu rivayetler muteber Şiî kitaplarda[10] ve Ehl-i Sünnet'in bazı kaynaklarında[11] geçmektedir. Mesela bir hadiste şöyle denir:

إنّ على كلّ حقًّ حقيقةً وعلى كلّ صوابٍ نوراً، فما وافق كتاب الله فخذوه ، وما خالف كتاب الله فدعوه

Her hakkın bir hakikati vardır. Her düzgün tarzın da bir nuru vardır [Allah'ın Kitabı işte bu hakikat ve nurdur]. O halde Allah'ın Kitabı’yla bağdaşanı alın ve ona uymayanı bırakın.”[12]

Bu hadisten anlaşılacağı üzere Ehlibeyt İmamları açıkça şöyle demektedir: Bir sözün bizim sözümüz olup olmadığından emin değilseniz o sözü Kur’an ile tartın, eğer onunla mutabık ise bizim sözümüzdür, değilse bizim sözümüz değildir ve onu bir kenara bırakın.

Hadislerin sahih olup olmadığı bu şekilde anlaşılabilir. Bu hadisler Şia arasında önemli bir yere sahiptir.

 Bu hadislere binaen alimler şöyle demektedirler: Bu hadislerden çıkarılan sonuç: Kur’an-ı Kerim anlaşılabilmektedir. Eğer anlaşılır olmasaydı bu hadisler masumlar tarafından söylenmezdi. Çünkü hadislerin Kur’an ile ölçülebilmesi için öncelikli olarak Kur’an-ı Kerim’in anlaşılması gerekir. Böylelikle hadisler Kur’an ayetlerine arz edilir (sunulur).

  

b) Kur'an'ın Taraflarıyla İlgili Rivayetler

Bu rivayetler Kur'an'ın muhtelif yönlerini haber vermekte ve Allah'ın Kitabı’nın gerçek mevkiini ortaya koymaktadır. Mesela Allah Resûlü'nün (s.a.a.) ve Ehl-i Beyt'in (a.s.) kelamında Kur'an, “imam ve önder, Allah'ın sözü”[13], “hikmetli zikir, apaçık nur, dosdoğru yol, geçmiştekiler ve gelecektekilerin hayır menbaı, bugünün hakemi (حکم ما بینکم), şaka yapmaksızın hallü fasl eden (وهو الفصل لیس بالهزل)”[14], “zâhiri güzel, bâtını derin, sonsuz hayretler, ölümsüz yenilikler ve karanlığı dağıtan eşsizlik”[15], “buyuran, caydıran, susturan, Allah'ın insanlara hücceti”[16], “doğruların sözcüsü, parlayan ışık, aşikâr delillerle inatçıya ışık saçan, takipçilerini rızaya götüren önder, dinleyenlerini kurtuluşa ileten”[17], “nur kandilleri, kalplerin şifası”[18],“hidâyet feneri, karanlıklara ışık bahşeden”[19] şeklinde tanıtılmıştır.

Kur'an'a böyle bir bakış ve Masumların (a.s.) ruha ferahlık veren tarifleri insanı hayran bırakacak ve Kur'an'a sevdalandıracak boyutta etkileyicidir. Kur'an idrak edilemez olsaydı ve insanın ondan anladığı hüccet oluşturmasaydı Kur'an'la hemhal olmanın bu ölçüde teşvik edilmesinin izahı nasıl yapılacaktır? Dolayısıyla Kur’an’ın bu hadislerdeki nitelendirmelerine bakıldığında Kur’an-ı Kerim’in anlaşılabilir bir yapıda olduğu sonucu çıkıyor.

  

c) Kur'an'dan Faydalanma Metoduyla İlgili Hadisler

Bu grup hadislerde Kur'an'a giriş yolu ve ondan yararlanma metodu beyan edilmektedir. Allah Resûlü'nün (s.a.a.) şu hadisinde olduğu gibi:

القرآن ذو وجوه فاحملوه على أحسن وجوهه

“Kur'an'ın muhtelif vecihleri vardır. Şu hâlde onu en güzel şekline hamledin.”[20]

Müminlerin Emiri Ali de (a.s.) Kur'an hakkında şöyle buyurur:

ینطق بعضه ببعض و یشهد بعضه علی بعض

“Bir kısmı diğer bir kısmını tefsir eder ve bir parçası diğer bir parçasına şahitlik yapar.”[21]

Başka bir hutbede de şöyle buyurmaktadır:

إنّ کتاب الله یصدق بعضه بعضاً

“Kur'an'ın bir kısmı diğer bazısına şahitlik eder.”[22]

Ali b. Musa el-Rızâ da (a.s.) şöyle buyurur:

مَنْ رَدّ متشابه القرآن الی محکمه هُدي إلی صراط مستقیم

Kur'an'ın müteşâbihini muhkemine döndüren kimse doğru yolu katediyor demektir.”[23]

Bu rivâyetler ve bu konudaki diğer hadisler Kur'an'dan istifade yolunu anlatmaktadır ve Kur'an'ı anlamanın imkânıyla ilgili ayrıntılardır. Dolayısıyla bu hadisler, Kur’an-ı Kerim’in anlaşılabilir bir yapıda olduğunu ortaya koymaktadır.

  

d) Kur'an'ın Ebedîliğiyle İlgili Rivayetler

Bu rivâyetlerde Kur'an'ın hayatından ve ölümsüz akışından söz edilmiştir. Ebû Ca‘fer'den (a.s.) nakledilen rivayette olduğu gibi:

إن القرآن حي لا يموت والآية حية لاتموت فلو كانت الآية إذا نزلت في أقوام ماتوا [ماتت الآية] لمات القرآن وولكن هي جارية في الباقيين كما جرت في الماضيين

Kur'an diridir ve ölmeyecektir. Âyet de diridir ve ölmeyecektir. Eğer bir âyet sadece bir kesim hakkında nâzil olsaydı onların ölümüyle birlikte Kur'an da [veya âyet] ölecekti. Fakat âyet, geçmiştekiler hakkında olduğu kadar gelecektekiler hakkındadır da.”[24]

Ali b. Musa er-Rızâ (a.s.) babalarından nakleder. Birisi İmam Sâdık'a (a.s.) sordu: “Kur'an bu kadar yayıldığı ve mütalaa edildiği halde neden tazeliği artıyor?” Hazret şöyle buyurdu:

لأنّ الله تبارک و تعالی لم یجعله لزمان دون زمان و لا لناس دون ناس فهو في کل زمان جدید و عند کل قوم غضّ إلی یوم القیامة

Çünkü Allah Tebarek ve Teâlâ Kur'an'ı sadece belli bir zaman için ve belli bir nesile has indirmedi. Kur'an her zaman için yenidir ve kıyamet gününe kadar her kavim için tazeliği vardır.[25]

Kur'an'ın ölümsüz hayatı ve ebedî akışkanlığı lafızları boyutunda değildir. Çünkü her dönemde lafızları değişecektir. Bilakis maarifini idrak, manalarını anlama, benzer amellere ve denk sevaplara tatbik etme konusundadır. Bu idrak, anlama ve tatbik, ondan faydalanılabilmesi ve doğru yolun sapkınlıktan ayrılabilmesi için her asrın âlimlerinin açıklama ve tefsirine muhtaçtır. Kur'an böylece o çağa uygun varlığını gösterebilmekte ve o çağın ihtiyaçlarına cevap verebilmektedir.

Alimler, bu hadisleri delil göstererek masumların dışındaki insanlar tarafından da Kur’an-ı Kerim’in anlaşılabilir olduğunu belirtmişlerdir.

  

e) Kur'an Üzerinde Derinlemesine Düşünmeyle İlgili Hadisler

Bu grup rivâyetler sayısızdır. Bu hadislerin lisanı, Kur'an'ı bağımsız olarak hidâyetlerin, hüccetlerin vb. kaynağı kabul edecek şekildedir. Mesela Peygamber-i Ekrem'den (s.a.a.) nakledilen bir rivâyette şöyle geçer:

ما مِن مؤمن ذكراً أَو أُنثى، حرّاً أَو مملوكاً، إِلا ولله عليه حقّ واجب أَن يتعلّم من القرآن و یتفقه فیه ثمّ قرأ هذه الآیة: وَلَٰكِن كُونُوا رَبَّانِيِّينَ بِمَا كُنتُمْ تُعَلِّمُونَ الْكِتَابَ

İster erkek ister kadın ister hür, ister köle olsun Allah'ın Kur'an'ı öğrenme ve anlamayı vacip kılmadığı hiçbir mümin yoktur.”

Hazret (s.a.a.) sonra âyet-i şerifeyi (istişhad olarak) tilavet etti.”[26]

Yine Allah Resûlü (s.a.a.) başka bir rivâyette Kur'an'ı Allah'ın hazırladığı sofra olarak tarif etmekte ve şöyle buyurmaktadır: “Gücünüz yettiğince ondan öğrenin.”[27]

وَ تَعَلَّمُوا الْقُرْآنَ فَإِنَّهُ أَحْسَنُ الْحَدِيثِ، وَ تَفَقَّهُوا فِيهِ فَإِنَّهُ رَبِيعُ الْقُلُوبِ، وَ اسْتَشْفُوا بِنُورِهِ فَإِنَّهُ شِفَاءُ الصُّدُورِ

Kur'an'ı öğrenin; çünkü en güzel sözdür. Üzerinde düşünün, çünkü kalplerin baharıdır. Onun nurundan şifa arayın, çünkü gönüllerin şifasıdır.”[28]

İmam Seccâd (a.s.) şöyle buyurur:

آیات القرآن خزائن فکلما فتحت خزائنه ینبغي لک أن تنظر ما فیها

Kur'an âyetleri hazinelerdir. Öyleyse açtığın her hazineye bakman sana yakışır.”[29]

Bunlar ve benzeri hadisler, Kur’an-ı Kerim’in masumların dışındaki insanlar tarafından da kendi ilmi düzeylerinde anlaşılabilir olduğunu kanıtlamaktadır.

 

[1] Nisa 59.

[2] Nehcu'l-Belâğa, Mektup 43, 39. kısım.

[3] Nisa 82.

[4] Yusuf, 2.

[5] Yunus 38.

[6] Nisa 174.

[7] Fussilet 44.

[8] Bakara 23.

[9] Yunus 57.

[10] Bkz: el-Kâfi, c. 1, s. 69, h. 1-4; Tefsiru'l-Ayyaşî, c. 1, s. 82-84, h. 1-7; Nehcu'l-Belâğa, h. 53.

[11] Kenzu'l-Ummal, c. 1, s. 179, h. 907; Abdullah, Dâremî, Sünen, c. 1, babu te'vili hadisi Rasulillah, s. 146.

[12] el-Kâfi, c. 1, s. 69, h. 1

[13] Kenzu'l-Ummal, c. 1, s. 515, h. 2300.

[14] Tefsiru'l-Ayyâşî, c. 1, s. 74, h. 1.

[15] Nehcu'l-Belâğa, hutbe 18.

[16] A.g.e., hutbe 183.

[17] Bu cümle, Hazret-i Zehra'nın (a) meşhur hutbesinden bir kesittir. Bkz: İbn Ebi Tayfûr, Belâğâtu'n-Nisa, s. 25.

[18] İmam Hasan-ı Mücteba'dan (a). Bkz: Ali Erbilî, Keşfu'l-Ğumme, c. 1, s. 573.

[19] İmam Sâdık'tan (a). Bkz: el-Kâfi, c. 2, s. 600, h. 5.

[20] Kenzu'l-Ummal, c. 1, s. 551, h. 2469.

[21] Nehcu'l-Belâğa, hutbe 133.

[22] A.g.e., hutbe 18.

[23] Muhammed Sadûk, Uyûnu Ahbari'r-Rıdâ, c. 1, s. 290, h. 39.

[24] Tefsiru'l-Ayyâşî, c. 2, s. 203, h. 6.

[25] Uyûnu Ahbâri'r-Rıdâ, c. 2, s. 17, h. 32.

[26] Ravdu'l-Cinân, c. 3, s. 92.

[27] Tefsir-i Mensub be İmam Askerî, s. 60, h. 31; keza bkz: Mecmeu'l-Beyan, c. 1, s. 16.

[28] Nehcu'l-Belâğa, hutbe 110.

[29] el-Kâfi, kitabu fadli'l-Kur'an, c. 2, s. 609, h. 2; keza bkz: Ahmed Tabersî, el-İhticac, c. 1, s. 133 ve 137.

YORUM EKLE