16. Ders | İzzetin Yolları

Ders Başlığı: 30 Gün 30 Ayet

Ders Sayısı: 16. Ders

Ders Konusu: İzzetin YollarıÜstad: Abbas Akyüz

Dersin Özeti:

Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

Önceki 2 dersimizde Fatır suresi 10. Ayet üzerinden izzetin anlamı ve önemi ve yine izzetin kaynağı konularını işlemiştik. Bugünkü dersimizde yine bu ayetin devamında izzetin araçları ve izzete ulaşma yolları konularını ele alacağız.

Ayet şöyle buyuruyor:

مَنْ كَانَ يُرٖيدُ الْعِزَّةَ فَلِلّٰهِ الْعِزَّةُ جَمٖيعاًؕ اِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِـحُ يَرْفَعُهُؕ وَالَّذٖينَ يَمْكُرُونَ السَّيِّـَٔاتِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدٖيدٌؕ وَمَكْرُ اُو۬لٰٓئِكَ هُوَ يَبُورُ

Kim, izzeti istiyorsa bilsin ki izzet, bütünüyle Allah Teala’ya aittir. Güzel sözler onun katına çıkar ve salih amel o sözleri yüceltir. Hile ile kötülük kuranlara acı bir azap vardır ve onların hilesi mahvolup gider.

İzzetin Araçları

  1. Takva

İzzetin araçları her şeyden önce takvadır. Aziz olmak isteyen insan öncelikle takva edinmelidir. Takva ise Allah’ın kula farz kıldığı şeyleri yerine getirmesi ve yasakladığı şeylerden de sakınmasıdır. İmam Sadık (a.s), takvanın tanımında şöyle buyuruyor:

أن لا يَفقِدَكَ اللّه ُ حَيثُ أمَرَكَ ، و لا يَراكَ حَيثُ نَهاكَ

Takva, Allah’ın emrettiği bütün yerlerde olman ve yasakladığı şeylerde (yerlerde) bulunmamandır.[1]

Öyleyse bir insan aziz olmak istiyorsa önce takvalı olmalıdır. İlahi iradeye teslim olmalı, farzları önemsemeli ve yasaklardan sakınmalıdır. Aksi halde hiçbir şekilde izzeti elde edemez. Zira Allah’ın haram kıldığı şeyleri yaparak takvaya ulaşması mümkün olamaz. Dolayısıyla izzet de edinemez. Her ne kadar görünürde bir güç ve kudret elde etse de bu geçicidir ve yok olup gidecektir.

Takva İle Elde Edilen Özellikler

  1. İnsanın takva ile elde edeceği özelliklerden birisi, hayatında her zaman bir çıkış yolu bulabilmesidir:

وَمَن يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَل لَّهُ مَخْرَجًا

Kim takvalı olursa, Allah Teala onun için çıkış (yolu) kılar.[2]

Takva edinen insan, içinden çıkamayacağı hiçbir problem ve sıkıntıyla karşılaşmaz. Hayatında karşılaştığı tüm zorluk, darlık ve sıkıntılarda Allah Teala, mutlaka ona bir çıkış yolu sunacaktır. Bu nedenle muttaki bir insanın hayatında çıkmaz sokak yoktur ve olamaz.

  1. İnsan elde ettiği takva ile doğruyu yanlışı, hak ile batılı birbirinde ayırma gücüne kavuşur:

يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُٓوا اِنْ تَتَّقُوا اللّٰهَ يَجْعَلْ لَكُمْ فُرْقَاناً

Ey iman edenler! Eğer Allah’a karşı takvalı olursanız size Furkanı verir.[3]

Ayette geçen Furkan, hak ile batılı birbirinden ayırma gücüne işarettir. Yani insan, takvalı olursa olayları birbirinden teşhis eder, doğru olanı yanlıştan, hak olanı batıldan, faydalı olanı zararlıdan ayırabilir. Yani muttaki insan, hayatında karşılaştığı her olayda bir teşhis yeteneğine sahip olur. Karşılaştığı olaylarda doğruyu yanlıştan ayırma teşhis gücüne sahip olmayan kimsenin takvasında sorun var demektir.

Zira takva bir fanusa-lambaya benzetilir. Karanlık bir odada bulunan insan, odadaki eşyaların nerede olduklarını ve birbirinden nasıl ayırt edileceğini ancak elinde bulunacak bir lamba veya fanus ile (lambadaki ışık sayesinde) sağlar.

Bu iki ayet birlikte incelendiğinde şu sonuç çıkar ki muttaki insan hayatında ne teorik olarak ne de pratik olarak asla çıkmazda kalmaz ve çıkış yolunu bulur. Teorik olarak doğruyu yanlıştan, hakkı batıldan ayırma gücüne sahip olur ve pratik olarak da karşılaştığı olaylardan, durumlardan nasıl çıkacağı hususunda da Allah’ın yardımıyla karşılaşır.

  1. Velayet

İzzete ulaşmada takvadan sonra ikinci etken velayettir. Yani Allah’ın razı olduğu önderlere itaat etmek demektir. İmam Seccad (a.s) buyuruyor ki:

طاعَةُ وُلاةِ الأمرِ تَمامُ العِزِّ

İzzetin tamamı, (Allah’ın tayin ettiği) veliy-yi emre itaattedir.[4]

Yani Allah Teala’nın iktidarına, önderliğine razı olduğu kimselerin önderliğine razı olmak ve onlara ameli olarak itaat etmek ve onların belirlediği çizgide hareket etmek, insana izzet kazandırır.

Allah Resulünün (s.a.a) şu meşhur hadisini de zikretmekte fayda var:

مَنْ ماتَ وَ لَمْ یعْرِفْ إمامَ زَمانِهِ مَاتَ مِیتَةً جَاهِلِیة

Kim, zamanının imamını tanımadan ölürse o, cahiliye ölümü üzere ölmüştür.[5]

Cahiliye ölümü, İslam öncesi ölüm demektir ve “bir insan, zamanının imamını tanımadan ölürse sanki İslam öncesi ölümle ölmüştür” manasını taşır.

Buradan anlaşılan şudur ki bir insan ölürken, zamanının ve o dönemin imamı ve önderinin ahdini taşıması, ona karşı sorumluluk taşıması ve ona boyun eğmesi gerekir.

Bugün biz insanların önderi ve imamı da şu an gaybette olan Hz. Mehdi’dir (a.f). Dolayısıyla Hz. Mehdi’yi (a.f) tanımadan ölen kimse, cahiliye üzere ölmüş demektir.

Diğer yandan izzet ise, zamanının imamını tanıma ve ona teslim olmaktadır. Hz. Mehdi (a.f) zamanın imamı ve önderidir. Ancak gaybettedir. Bu dönemde ise onun (a.f) onayladığı ve önderliğine razı olduğu kimselere itaat etmek gerekir. Bu da o velayetin bir devamı ve gereksinimidir.

Allah Resulünden (s.a.a) nakledilen bir kutsi hadiste şöyle geçer:

إنَّ اللّه َ تَعالى يَقولُ كُلَّ يَومٍ : أنا رَبُّكُمُ العَزيزُ ، فمَن أرادَ عِزَّ الدّارَينِ فَلْيُطِعِ العَزيزَ

Kuşkusuz Allah, her gün şöyle buyurur: Aziz olan Rabbiniz benim. Kim, iki yurtta da (dünya ve ahiret) izzeti istiyorsa azize itaat etmelidir.[6]

Öyleyse aziz kimdir? Aziz mutlak manada Allah (c.c), sonrasında Resulü (s.a.a) ve müminlerdir. Bu müminlerin başında da Ehlibeyt (a.s) gelir.

Yukarıda belirttiğimiz velayet sahiplerine itaat ile elde edilen izzetin aksi de mevcuttur. Yani bir toplum ve millet eğer başında zalim bir iktidar varsa, o toplum o zalim iktidara itaat ederek izzete ulaşmak mümkün değildir.

  1. Tevekkül

İzzetin üçüncü aracı ise tevekküldür. Yani insanın Allah’ı kendine vekil kılması ve Ona dayanmasıdır. Talak suresi 3. Ayet de bunu belirtir:

وَمَن يَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ فَهُوَ حَسْبُهُ

Kim Allah’a tevekkül ederse, O ona yeter.

Zira Allah Teala, karşı konulamaz güçtür ve mutlak iktidar sahibidir. Ne onun üzerinde bir güç vardır ne de onu aciz bırakacak bir güç vardır. İşte bu sonsuz güce ve iktidara dayanmak, insana izzet verir. Allah’a dayanan ve onu vekil kılan insan hiçbir endişe ve tasa taşımaz. Çünkü arkasında sonsuz bir gücün olduğunu bilir ve yaşadığı tüm olay ve hadiselerde bunun idrakındadır.

Allah (c.c), Âl-i İmran suresinin 173. Ayetinde şöyle buyuruyor:

الَّذِينَ قَالَ لَهُمُ النَّاسُ إِنَّ النَّاسَ قَدْ جَمَعُواْ لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ إِيمَاناً وَقَالُواْ حَسْبُنَا اللّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ

“İnsanlar sizin aleyhinize birleşmiş; onlardan korkun” dendiğinde onların (müminlerin) imanları artar ve derler ki “Allah bize yeterlidir ve O, ne güzel vekildir”

  1. Ölümden Korkmamak

İzzetin araçlarından önemli bir tanesi de ölümden korkmamaktır. Ölümden korkan insan veya millet, zillete mahkumdur. Aziz olmak isteyen insan ölümden korkmaz ve onu sadece Allah’a götüren bir köprü olarak görür. Bu dördüncü araç hakkında tarihten bir örnek vermek gerekirse bunun apaçık örneği İmam Hüseyin (a.s) ve Kerbela olayıdır. Kerbela olayı başlı başına bir izzet tablosu ve izzet sahnesidir. İmam Hüseyin’in (a.s) bizzat kendisi, yaptığı kıyamı izzetin çok açık bir örneğidir. Zira bu kıyam insanların ve İslam ümmetinin kaybolan izzetini ve itibarını ihya ve iade içindi. İmam Hüseyin’in (a.s) şu buyruğunda gösterdiği gibi:

لا وَاللّه ِلا أُعطيكُم بِيَدي إعطاءَ الذَّليلِ وَلا أُفِرُّ فِرارَ العَبيدِ .

Allah’a ant olsun hayır! Ne size zillet elini uzatırım ve ne de köleler gibi kaçarım.[7]

Ayrıca Kerbela olayın Hz. Hüseyin’in (a.s) sık sık şu zikri tekrarladığını görüyoruz:

لَا حَوْلَ وَ لَا قُوَّةَ إِلَّا بِالله الْعَلِیِّ الْعَظِیم

Kuvvet ve güç, sadece büyük ve yüce olan Allah iledir.

Ayrıca ölüm hakkındaki şu sözü hem hakikati hem de o yüce şahsiyetin ölümden hiç korkmadığını bize gösteriyor:

خُطَّ المَوتُ عَلى وُلدِ آدَمَ مَخَطَّ القِلادَةِ عَلى جيدِ الفَتاةِ

Ölüm, Ademoğlunun alnına bir genç kızın boynundaki gerdanlık gibi yazılmıştır.[8]

Yine kıyamı hakkında insanları bilgilendirirken şöyle buyuruyor:

ألا وَإنَّ الدَّعيَّ ابنَ الدَّعيِّ قَد رَكَّزَ بَينَ اثنَتينِ بَينَ السُلَّهِ وَالذِلَّةِ وَهَيهاتَ مِنّا الذِلَّةُ

Bu zinazade oğlu zinazade beni iki şey arasında bıraktı: Ölüm ve zillet. Zillet ise bizden uzaktır.[9]

Bir başka buyruğunda izzet ve zillet hakkında şöyle buyuruyor:

مَوْتٌ في عِزٍّ خَيْرٌ مِنْ حَياةٍ في ذُلٍّ

İzzetle ölüm, zilletle yaşamaktan daha iyidir.[10]

إنّي لا أرى المَوتَ إلاّ سَعادَةً ، و لا الحَياةَ معَ الظالِمينَ إلاّ بَرَما

Ben, ölümü ancak saadet görüyorum. Zalimlerle birlikte yaşamayı ise bedbahtlık görüyorum.[11]

الاَ تَرَونَ أنَّ الحَقَّ لا يُعمَلُ بهِ ، و أنَّ الباطِلَ لا يُتَناهى عَنهُ ، لِيَرغَبِ المُؤمنُ في لِقاءِ اللّه ِ مُحِقّا

Görmüyor musunuz ki hakka amel edilmiyor ve batıldan sakınılmıyor. Mümin böyle durumlarda Allah’a kavuşmayı dilemelidir.[12]

Bu ve yukarıda verdiğimiz bilgilerden netice olarak şunu söyleyebiliriz ki aziz olmak isteyen insanın ilahi iradeye teslim olması (takvalı olması), ilahi önderlere boyun eğmesi, yalnızca Allah’ı vekil bilmesi ve ölümden korkmaması gerekir.

 

[1] Biharu’l Envar, c. 70, s. 285

[2] Talak suresi, 2

[3] Enfal suresi, 29

[4] Tuhefu’l Ukul, s. 283

[5] Sayyid ibn. Tavus, el-İkbal’u bi’l-amal el-Hasene, c. 2, s. 252

[6] Kenzu’l Ummal, h. 43101

[7] El-İrşad, c. 2, s. 98

[8] Keşfu’l Gumme, c. 2, s. 241

[9] El-Luhuf, s. 97

[10] Mevsuet’u Kelimati’l İmam el-Hüseyin, s. 499

[11] Tuhefu’l Ukul, s. 245

[12] Tuhefu’l Ukul, s. 245

YORUM EKLE