14. Ders | İzzetin Anlamı ve Önemi

Ders Başlığı: 30 Gün 30 Ayet

Ders Sayısı: 14. Ders

Ders Konusu: İzzetin Anlamı ve Önemi-1

Üstad: Abbas Akyüz

Dersin Özeti:

Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

Bugünkü dersimiz Fatır suresinin 10. Ayetinin incelenmesi olacaktır. Allah Teala buyuruyor ki:

مَنْ كَانَ يُرٖيدُ الْعِزَّةَ فَلِلّٰهِ الْعِزَّةُ جَمٖيعاًؕ اِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِـحُ يَرْفَعُهُؕ وَالَّذٖينَ يَمْكُرُونَ السَّيِّـَٔاتِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدٖيدٌؕ وَمَكْرُ اُو۬لٰٓئِكَ هُوَ يَبُورُ

Kim izzet istiyorsa bilsin ki izzet ve üstünlük bütünüyle Allah’a aittir. Güzel sözler ona çıkar ve salih amel o sözleri yükseltir. Hile ile kötülük kuranlara acı bir azap vardır. Ve onların hilesi mahvolup gider.

Bu ayet izzetin Allah katında aranması gerektiğini ve izzete vesile olan şeyler üzerinde durmuştur.

İzzetin Anlamı

İzzet hakkında şöyle denmiştir:

العزّةُ حالةٌ مانعةٌ للانسانِ مِن أن يُغلَبُ

İzzet, insanı yenilmekten koruyan nefsani bir durumdur (haldir).[1]

Yani izzet, ruh ile alakalı bir durumdur ve kim bu haleti ruhiyeyi taşırsa, onu mağlup olmaktan ve yenik düşmekten engeller. Örneğin: Düşman karşısında yenilmesine, insanın başka insanlara karşı muhtaç olma durumuna, insanın putlara tapmasına, tağutlar ve despot iktidarlar karşısında boyun eğmesine ve insanın kendi nefsani arzuları karşısında yenilmesine engel olması gibi…

 Arapçada kullanılan “İzzet” kelimesinin tam Türkçe karşılığı yoktur ve bizler izzet kelimesini daha çok saygınlık, onur, şeref ve üstünlük manasında kullanırız.

Kuran’ı Kerim’de ise Allah için kullanılan bu sıfat, 100ü aşkın ayette zikredilir ve Allah’ın Celil sıfatlarından biridir. Bu kavram Allah için kullanıldığında karşı konulmaz güç, mağlup olmayan güç ve kudret sahibi anlamını taşır.

İzzet Elde Edilecek Yerler

İnsanın mağlup olmasını engelleyen haleti ruhiye manasına gelen izzet, değerli bir nefsani halettir. Bu nedenle bütün insanlar, milletler ve kavimler bu sıfatın peşi sıradırlar ve elde etmeye çalışırlar. Yalnız bunlar arasındaki fark; izzeti nerede aradıkları ve nelerde bulmak istedikleridir.

Kimileri izzeti dünya malında, dünyevi imkanlarda arar; kimileri müstekbirlerin yanında olmak ve onlarla uzlaşmakta arar; kimileri ise izzeti, Allah’a kullukta arar ve bulur. Şu ayette ifade edildiği gibi:

وَتُعِزُّ مَنْ تَشَٓاءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَٓاءُؕ بِيَدِكَ الْخَيْرُؕ اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدٖيرٌ

İstediğini aziz kılarsın ve istediğini alçaltırsın. Mülk senin elindedir ve kuşkusuz sen, her şeye kadirsin.[2]

Yani Allah Teala izzetin sahibidir ve mutlak güçtür ve istediğini de kendisi gibi aziz kılar. Allah’a dayanan insan, topluluk ve milletler de Allah’ın aziz sıfatının mazharı olabilir.

İzzet ve İnsanın Fıtratı

Bu manada izzet, insanın fıtratıyla da örtüşür ve uyum içerisindedir. İnsan, hiçbir güç karşısında eğilmeme, sürekli galip olma ve özgür olmayı isteme yaratılışına sahiptir. Bu nedenle izzet, insanın fıtratıyla örtüşen bir özelliktir.

Allah Teala ise peygamberlerle (a.s) gönderdiği mesajlarda insanın izzetli olmasını arzu etmiştir. Yani Şeytan’ın karşısında, tağutun, putların ve nefsani arzularının karşısında yenik düşmemelerini, boyun eğmemelerini istemiştir. Peygamberlerin gönderiliş hedeflerinden biri de insanlara izzet kazandırmaktır.

İzzetin Halleri

Üzerinde bahsettiğimiz izzet bazen mecazidir ve bazen de hakikidir. Yani insana izzet kazandıran gerçek olgular da vardır; sadece görünürde izzet kazandıracak sahte olgular da vardır.

İnsan, eğer mecazi anlamda kendine izzet katan şeyler üzerinde dakik düşünürse bu etkenlerin aslında izzet değil zillet kazandırdığını fark eder. Zalim istikbar ile yan yana durmakla elde edilen izzet aslında zillettir. Yine dünyevi imkan ve süslere aldanıp izzeti onlarda aramak da bir tür zillettir ve insanın, insanlık makamına yakışmaz. Yani insan dünyevi imkan ve süsler karşısında eğilmemeli ve kendini kaybetmemelidir. Zira aslında tüm bu dünyevi imkan ve süsler onun için yaratılmıştır ve insanın, kendine hizmet için var olan şeylerde izzet araması onun zati makamına terstir.

Örneğin yaptığı işi riya ile yapan kimse, insanlara yaptığı şeyleri göstererek izzet elde etmeye çalışır. Yahut başkalarının hakkını gasp edip onlara zulmetmekle kendi gücünü artırmakla izzet elde etmeye çalışır. Fakat aslında hem riya hem de yaptığı zulümle kendi değerini kaybeder ve alçalır.

Gerçek izzeti bulamayan insan, bunun yerine izzeti birtakım günahlarda aramaya başlar. İzzet doğruluk ve dürüstlüktedir ama insan, bunu yalanla elde etmeye çalışır. İmam Ali’den (a.s) nakledilen şu hadiste buyurduğu gibi:

نِفاقُ المَرءِ مِن ذُلٍّ يَجِدُهُ في نفسِهِ

Kişinin münafıklığı, onun nefsinde var olan zilletinden kaynaklanır.[3]

Yani nifak ve iki yüzlülüğün asıl kaynağı zillettir ve bu, insanın kendi nefsinde var olan bir sıfattır. Ve insan aslında nefsinde var olan zilletten ötürü nifaka başvurur, zulmeder ve bununla da izzeti elde etmeye çalışır.

Allah ve İnsanın İzzeti

İnsanın izzetini ve yücelmesini isteyen Allah Teala, onun kendini zelil etmesine de izin vermemiştir. İmam Sadık (a.s) buyuruyor ki:

إنَّ اللّه َ تَبارَكَ وتعالى فَوَّضَ إلى المؤمنِ كُلَّ شيءٍ إلّا إذلالَ نَفسِهِ

Kuşkusuz Allah (c.c), kendini zelil etme dışında mümine her şeyin iznini (yetkiyi ve sorumluluğu) vermiştir.[4]

İslam’da izzet ruhuyla örtüşmeyen ve çelişen her türlü hareket, eylem ve söylemler haram kılınmıştır. Küçük düşürme, başkasını küçümseme, alay etmek insanın izzet ruhuyla örtüşmediği için yasaklanmış ve haram kılınmıştır.

İslam fıkhında suyun olmadığı yerde teyemmüme izin verilmiştir. Hatta suyu elde etme imkanına sahip olunan yerde, eğer o suyu almak için insanın kendini küçük düşürmesi ve zillet altına girmesi gerekiyorsa su talep edilmemeli ve teyemmüm edilmelidir. Teyemmüm izninin verilmesinin nedeni insanın kendini küçük düşürmemesi ve izzetini kaybetmemesi içindir.

İnsanın geçmişte yaptığı hata ve günahları başkasına aktarması ve açıklaması da günahtır ve geçmişte işlediği günahtan daha büyük bir günahtır. Zira bu insanın izzet ruhuyla çelişir ve insanın, kendini başkasının yanında küçük düşürmeye hakkı yoktur.

Allah Resulü Hz. Muhammed (s.a.a), kendisi merkebin üzerindeyken ashabının peşi sıra gelmesini ve kendisini takip etmelerini yasaklamıştır. Zira bunun müminlerin zelil görünmesine sebep olacağını buyurmuştur.

Yine İslam’ın getirmiş olduğu farzlardan olan cihat, izzeti koruma ve elde etmek için farz kılınmıştır.  Hz. Fatıma’dan (s.a) şöyle bir hadis nakledilmiştir:

جَعل الله الجِهادَ عِزّا ًللإسلام

Allah cihadı, İslam’ın izzeti için farz kılmıştır.[5]

 

[1] Ragıp İsfahani, el-Müfredat, c.1, s. 332

[2] Âl-i İmran suresi, 26

[3] Gureru’l Hikem, h. 9988

[4] Usul-i Kafi, c. 5, s. 63

[5] Tabersi, el-İhticac, c. 1, s. 99

YORUM EKLE