11. Ders | Takva; Akıl ve Gönül Yolu

Ders Başlığı: 30 Gün 30 Ayet

Ders Sayısı: 11. Ders

Ders Konusu: Takva; Akıl ve Gönül Yolu

Üstad: Abbas Akyüz

Dersin Özeti:

 

Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

Bugünkü dersimizde Hucurat suresinin 13. Ayeti üzerinde duracağız. Allah Teala şöyle buyuruyor:

 

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ ذَكَرٍ وَاُنْثٰى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوباً وَقَـبَٓائِلَ لِتَعَارَفُواؕ اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ اَتْقٰيكُمْؕ اِنَّ اللّٰهَ عَلٖيمٌ خَبٖيرٌ

 

"Ey insanlar! Biz sizi bir erkek ve dişiden yarattık. Ve sizi tanışasınız diye milletlere ve kabilelere ayırdık. Şüphesiz Allah katında en kerametliniz, en takvalınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir ve haberdar olandır."

 

Ayetten Notlar:

  1. Ayette, öncelikle tüm insanların bir erkek ve dişiden (Hz. Adem (a.s) ve Hz. Havva (s.a)) yaratıldığı beyan edilir.
  2. Ardından insanların neden farklı millet ve kabilelere bölündüğü açıklanır.
  3. Bu farklı millet ve kabilelere mensup olmanın Allah katında bir değer taşımadığı belirtilir. Allah katında değerin takvadan ibaret olduğu vurgulanır.

Biz bu dersimizde, ayetin içinde belirtilen açıklamalardan “Sizin Allah katında en kerametliniz, en takvalınızdır” tabiri üzerinde duracağız.

Öncelikle şunu biliyoruz ki hem bu ayetten, hem de diğer ayet ve hadislerden elde ettiğimiz bilgiler esasınca insanın Allah katındaki değer ölçüsü takvadır. Daha önceki Ramazan ayı ve oruç ile ilgili ayetlerde üzerinde durduğumuz nokta da takva idi ve oruç ibadetinden amacın takva olduğunu söylemiştik. Ayette şöyle belirtilmişti:

 

“Diğer ümmetlere farz kılındığı gibi sizlere de oruç farz kılındı. Umulur ki takvalı olursunuz.”

 

Aynı şekilde diğer ibadetlerin tamamı da takvaya erişmek için olduğunu söylemiştik.

Neticede takva, Allah katında yegane değer ve keramet ölçüsüdür. Bu ayetlerde amacın ve yaratılışın felsefesinin takva olduğu ve Allah’ın insanı, takvaya erişmesi için yarattığı beyan edilmiştir.

 

Peki Bu Takva’ya Nasıl Ulaşılır?

Takvaya ulaşmanın genel anlamda iki yolu vardır:

  1. Tefekkür, düşünce ve akletme yolu
  2. Zikir, münacat ve kalp yolu

 

Bir Nükte

“Allah katında değer ve ölçü takva ise peki bilgi ve ilmin durumu ne olacak? “Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?”[1] ayetini nasıl açıklarız?” gibi bir soru karşımıza çıktığında şöyle söyleriz:

Bilgi, takvanın alt maddesidir. Yani alim olan muttaki ile alim olmayan muttaki arasında bir fark gözetilebilir. Ancak takva ve ilim birbiri ile kıyaslanmaz. Allah katında ölçü, takvadır. Burada alim olan takvalı insan elbette alim olmayan takva sahibi insandan üstündür.

Şuara suresi, 87-89 Ayetinde Hz. İbrahim’in dilinden Allah’a edilen bir dua şöyle gelmiştir:

 

وَلَا تُخْزِنٖي يَوْمَ يُبْعَثُونَۙ  يَوْمَ لَا يَنْفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَۙ اِلَّا مَنْ اَتَى اللّٰهَ بِقَلْبٍ سَلٖيمٍؕ

 

“İnsanların dirilecekleri gün, beni hor kılma! Ki o gün ne mal, ne de evlatlar fayda etmeyecek! Temiz ve selim kalple Allah’a gelen müstesna”

 

Yani kıyamette bize fayda sağlayacak yegane şey, selim kalptir. Kim Allah’ın bahşettiği tertemiz kalbi, tekrar onun huzuruna tertemiz şekilde götürürse, bu onun kurtuluşuna vesile olacaktır.

 

Takvaya Ulaşmanın Yolları Arasındaki Fark

Yukarıda bahsettiğimiz takvaya ulaşmanın yolları arasından (tefekkür, akletme ve kalp, zikir yolu) hangisinin önemli olduğu hakkında şunu söyleyebiliriz ki kalp yolu, tefekkür yolundan daha önemlidir.

Hz. İbrahim’in (a.s) dilinden okuduğumuz bu ayette işaret eder. Ayette, selim akıldan değil selim kalpten bahseder. Dua, münacat ve zikir kalbe aittir ve insan, Allah’a kalbiyle yönelir. Bu nedenle kalp yolunun akıl yoluna önceliği vardır.

Hz. İbrahim’in (a.s) lakabı, Halilullah’tır. Yani Allah’ın dostudur. Dostluk ise münacat ve zikir yoluyla, sevgi ve muhabbetle ortaya çıkar. İnsan düşünce ve tefekkür yoluyla Allah’ın dostu olmaz; Allah’ı kalpten sever ve muhabbetle Ona yönelirse, işte o zaman Allah’ın dostu olur.

Hz. İbrahim’in (a.s), Allah’ın varlığına ve vahdaniyetine yönelik sunduğu kanıt ve deliller de sevgi yoludur. Yıldızlara tapan, aya tapan ve güneşe tapan kimselerle birlikte olduğunda ve bunların batıp kaybolduğunu gösterince, onlardan hiçbirinin Rab ve ilah olamayacağını söyler ve şöyle buyurur:

 

قَالَ لَٓا اُحِبُّ الْاٰفِلٖينَ

 

“Ben, batan şeyleri sevmem”[2]

 

Hz. İbrahim (a.s) burada, “Batan şey Rab olamaz” demiyor. “Ben, batan şeyleri sevmem” buyuruyor. Batan şey, sevgiye layık değildir. Sevgiye layık olan şey batmayan, zail olmayan ve her zaman huzurda olan şeydir. Batan ve yok olan şey, sevgiye mazhar olamaz. Sevgiye layık olan şey batmamalı ve bir anlamda zail olmamalıdır.

Kuran’ı Kerim, elbette aklı önemser ve birçok ayette “düşünmez misiniz? Akıl etmez misiniz? Tedebbür etmez misiniz? Ey akıl sahipleri vb.” tabirleri kullanır. Ancak kalp yolunu akla oranla daha değerli bilir ve kalp yolunu önemser. “Bunun sebebi nedir?” dersek şöyle demeliyiz:

  1. Öncelikle tüm insanların bilgi anlamında okul, medrese, eğitim, kendini geliştirme vb. durumları eşit değildir ve herkesin aynı şartları taşıma imkanı yoktur. Böylelikle okul, medrese ve eğitim yoluyla Allah’ı tanısın, ispat etsin veya yüce makamlara ulaşsın.

Ancak kalp yolu böyle değildir ve her insana açıktır. Bütün insanların gönlüne hitap etmek mümkündür ve onları, bu yolla kazanma yolu açıktır. Dolayısıyla Allah’ı tanıma ve insani olarak yücelme yolu da açıktır.

  1. Okul, medrese ve dolayısıyla düşünce ve aklı geliştirme belli bir yaşı gerektirir. İnsan, ancak belli bir yaşla birlikte düşünce ve akıl yetisini geliştirir. Aynı şekilde belli bir yaştan sonra da bu gücünü yitirebilir.

 

“Sizi güçsüz yaratan, güçsüzlüğün ardından kuvvet veren, kuvvetli halinizden sonra da güçsüz hale getiren ve yaşlandıran Allah’tır.”[3]

 

Ayette belirtilen üç merhale insanın aklının değişkenliğine ve kuvvet ve zayıflığına işaret eder. Yani iktisabi (sonradan edinme) yolla akletme ve düşünme zayıflama durumuyla karşı karşıyadır.

Ancak gönül ve kalpte yaş sınırı yoktur. İnsan doğumundan ölümüne kadar gönül ve kalp yolu açıktır. Sevgiyi, muhabbeti ve bağlılığı bu yolla elde edebilir.

  1. Aynı şekilde dua, münacat gibi ibadet ve yaklaşımlar, küçük bir çocuk için de yaşlı bir insan için de mümkündür. Aynı zamanda yaş arttıkça ve insan yaşlandıkça kalbi duygu ve hisleri daha da gelişir. Fakat düşünce yolu, küçük çocuklar için geçerli değildir ve insan yaşlandığında da düşünce gücü zayıflar. Bu da kalp ile akıl arasındaki farkı gösterir.

Kuran’ı Kerim şöyle buyuruyor:

 

قُلْ مَا يَعْبَؤُ۬ا بِكُمْ رَبّٖي لَوْلَا دُعَٓاؤُ۬كُمْۚ

 

Sizin duanız olmasa Allah, ne diye size değer versin.[4]

 

Ayetten anlaşılan şu ki, insanın Allah katında değer bulması duaya bağlıdır. Aynı zamanda dua, düşüncenin mahsulü değil kalbin bir mahsulüdür.

  1. Bir müminin Şeytan’a ve nefsine karşı verdiği Cihad-ı Ekber’de en büyük vesilesi duadır. Kumeyl duasında şöyle geçer:

 

وَ سِلاَحُهُ الْبُکَاءُ

 

“O onun (müminin) silahı, ağlamaktır.”

 

 Yani kulun Allah’ın kapısında ağlamak, sızlamak ve çaresizliğini itiraf etmek en büyük silahıdır. Bu ağlamak ve yakarış ise düşünce ve akıl ile ilgili değil, kalp ile ilgilidir.

Yine İmam Seccad’ın (a.s) dilinden Ebu Hamza Sumali Duası’nda şu tabir yer alır:

 

و أعِنّي بِالبُكاءِ عَلى نَفسي

 

“Ey Rabbim! Bana, kendi nefsime ağlama hususunda yardım et.”

 

[1] Zümer suresi, 9

[2] Enam suresi, 76

[3] Rum suresi, 54

[4] Furkan suresi, 77

YORUM EKLE