11. Ders | Hz. İbrahim - 5

HZ. İBRAHİM’İN DUALARI

Kur’ân-ı Kerîm’de en çok duâsı nakledilen peygamber İbrâhîm -aleyhisselâm-’dır. Onun her vesîleyle Yüce Rabbine gönülden niyâz ettiği görülmektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de, -yukarıda zikredilenlerden başka- O’nun şu duâları da yer almaktadır:

“Rabbimiz! Şüphesiz ki Sen, gizlediğimiz ve açıkladığımız her şeyi bilirsin. Çünkü ne yerde ne gökte hiçbir şey Allâh’a gizli kalmaz.” (İbrâhîm, 38)

“İhtiyar hâlimde bana İsmâîl ve İshâk’ı ihsân eden Allâh’a hamdolsun. Şüphesiz ki Rabbim her duâyı hakkıyla işitendir.” (İbrâhîm, 39)

“Rabbim, beni namazı hakkıyla edâ eden bir kimse eyle! Zürriyetimden de böyle kimseler var et! Rabbimiz, duâmı kabul buyur.” (İbrâhîm, 40)

“Rabbimiz! Hesabın görüleceği gün bana, ana-babama ve bütün mü’minlere mağfiret eyle!” (İbrâhîm, 41)

Şuarâ Sûresi’nde ise Hazret-i İbrâhîm’in gönlünden taşan şu yakarışları görmekteyiz:

“Rabbim! Bana hikmet ihsân eyle ve beni sâlih kimseler arasına kat! Bana, sonraki ümmetler içinde güzel bir nâm ile anılmayı nasîb eyle! Beni Naîm Cennetlerinin vârislerinden kıl! Babama da mağfiret eyle, çünkü o dalâlete düşenlerdendir. İnsanların diriltilecekleri gün beni utandırma! O gün ki onda ne mal fayda verir ne de evlâd. Ancak Allâh’a selîm bir kalb ile gelen müstesnâ!” (eş-Şuarâ, 83-89)

Kalb-i selîm ile gelen kimseden maksat, malını hayırlı yollara sarfeden, evlâdlarına Hak ve hakîkati öğreten, kalbini mal ve evlâdının fesâdından, dîni hakkında câhil kalmaktan, ahlâk-ı zemîmeden ve her türlü kötü sıfatlardan sâlim kılan kimsedir.

Ebû’l-Kâsım el-Hakîm’e göre kalb-i selîmin üç alâmeti vardır:

  • Hiç kimseye eziyet etmemek, onları incitmemek,
  • Hiç kimseden incinmemek,
  • Bir kimseye iyilik yaptığında ondan karşılık beklememek.

Zîrâ insan hiç kimseye eziyet etmeyince Allâh Teâlâ’nın huzûruna verâ ve takvâ ile, kimseden incinmeyince vefâ ile, yaptığından mükâfat beklemeyince de ihlâs ile gelir.

HZ. İBRAHİM’İN NASİHATLERİ

Allâh Teâlâ İbrâhîm -aleyhisselâm-’a şöyle vahyetmiştir:

“Muhakkak ki sen Ben’im dostumsun, Ben de senin dostunum. Sakın kalbine muttalî olduğum zaman onu Ben’den başkasıyla bulmayayım. Yoksa Bana karşı olan sevgini keserim. Çünkü Ben sevgim için öyle kimseyi seçiyorum ki onu ateşle yaksam bile yine kalbi Ben’den başkasına iltifat etmez ve Ben’den başkasıyla meşgul olmaz. O Ben’im için böyle olunca Ben de onun kalbine muhabbetimi koyarım. Ona lutuf ve ikramlarım devam eder. Hattâ onu kendime yakın kılarım.”

İbrâhîm -aleyhisselâm-, kendisinden nasihat isteyenlere şunları söylemiştir:

“İnsanların dünyâ işleriyle meşgul olduklarını gördüğünüz zaman siz de âhiret işleriyle meşgul olun. Onlar zâhirlerinin tezyîni ile meşgul olurlarsa siz de kalbinizin tezyîni ile meşgul olun. Onlar bağ, bahçe ve sarayların îmârı ile meşgul olurlarsa siz de kabirlerin îmârı ile meşgul olun. İnsanlar birbirlerinin ayıpları ile meşgul olurlarsa siz de kendi ayıplarınızla meşgul olun.”

Hazret-i İbrâhîm -aleyhisselâm- öyle şânı yüce bir peygamberdir ki, O’nun fazîletini kabul ve ikrâr etmeyen millet yok gibidir. Arap müşrikleri O’nun evlâdları ve mensupları olduklarını ikrâr etmek sûretiyle üstünlüğünü îtiraf ediyorlardı. Müşriklerin yanısıra yahudîler, hristiyanlar ve Müslümanlar da O’na tâzîm göstermişler ve O’nun yüksek kadrini îtirâf etmişlerdir. Âlemin çoğunluğunun O’nun fazîlet ve yüksek mertebesini îtirâf etmesi, Hazret-i İbrâhîm -aleyhisselâm- kadar hiç kimseye nasîb olmamıştı. Âyet-i kerîmede gayr-i müslimlerin O’nun hakkındaki iddiâlarına karşı şöyle buyrulmaktadır:

“İbrâhîm ne bir yahudî ne de bir hristiyandı. Fakat o hanîf olan bir müslümandı ve o müşriklerden de değildi. Şüphesiz ki İbrâhîm’e insanların en yakını, elbette O’na tâbî olanlar, bu Peygamber (Hazret-i Muhammed) ve O’na îmân edenlerdir. Allâh, mü’minlerin dostudur.” (Âl-i İmran, 67-68)

YORUM EKLE