10. Ders | Hz. İbrahim - 4

KABE’NİN İNŞASI

İbrâhîm -aleyhisselâm-, seneler sonra Mekke’ye döndü. İsmâîl -aleyhisselâm- ile kucaklaşıp hasret giderdiler. Hazret-i İbrâhîm, oğluna:

“–Rabbim’in emri var. Bir beyt inşâ edeceğiz. Sen de bana yardım edeceksin!” dedi.

İsmâîl -aleyhisselâm- ve Cebrâîl -aleyhisselâm- taş taşıdı; İbrâhîm -aleyhisselâm- da beytin duvarlarını dikti. Makâm-ı İbrâhîm’deki İbrâhîm -aleyhisselâm-’ın ayak izi olan mermer de, Kâbe duvarları inşâ edilirken asansör vazîfesi gördü.

Âyet-i kerîmede buyrulur:

“Bir zamanlar İbrâhîm, İsmâîl ile beraber Beytullâh’ın temellerini yükseltiyor, (şöyle diyorlardı:) «Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabûl buyur; şüphesiz Sen işitensin, bilensin.»” (el-Bakara, 127)

Kâbe’nin yapılışı hakkındaki rivâyetlere göre, Hazret-i Âdem ile Havva, cen­netten çıkarıldıkları vakit, yeryüzünde Arafat’ta buluşurlar, beraberce batıya doğru yürürler. Kâbe’nin bulunduğu yere gelirler. Bu esnâda Âdem -aleyhisselâm-, bu buluşmaya şükür olmak üzere Rabbine ibâdet etmek ister ve cennette iken, etrafında tavaf ederek ibâdet ettiği nûrdan sütunun tekrar kendisine verilmesini niyâz eder. İşte o nûrdan sütun orada tecellî eder ve Hazret-i Âdem, onun etrafında tavaf ederek Allâh’a ibâdet eder. Bu nûrdan sütun, Hazret-i Şît -aleyhisselâm- zamanında kaybo­lur, yerinde siyah bir taş kalır. Bunun üzerine Hazret-i Şît, onun yerine taştan, onun gibi dört köşe olan bir binâ yapar ve o siyah taşı binânın bir köşesine yerleşti­rir. İşte bugün Hacer-i Esved diye bilinen siyah taş odur. Sonra Nûh tûfânında bu binâ, uzunca bir süre kumlar altında gizli kalır. Hazret-i İbrâhîm, Allâh’ın emriyle Kâbe’nin bulunduğu yere gider, oğlu İsmâîl -aleyhisselâm-’ı annesiyle birlikte orada iskân eder. Sonra İsmâîl -aleyhisselâm- ile beraber Allâh’ın emri mûcibince Kâbe’nin bulunduğu yeri kazar. Hazret-i Şît tarafından yapılan binânın temellerini bulur ve o temellerin üzerine bugün mevcut olan Kâbe’yi inşâ eder. Âyetteki «Beytullâh’ın temellerini yükseltiyor.» cümlesi, bunu ifâde etmektedir.

İbrâhîm -aleyhisselâm- insanların Kâbe’yi tavafa başlamalarına bir alâmet olsun diye Hacer-i Esved’i Kâbe’nin bir köşesine yerleştirmiştir. Bu siyah taş cennetten çıktığı zaman kardan daha ak olduğu hâlde insanların günahları onun kararmasına sebep olmuştur. (İbn-i Hanbel, I, 307) Câhiliye ve İslâm dönemlerinde birbiri ardınca vukû bulan yangınlar, onu daha da siyah bir hâle getirmiştir.

Kâbe’nin inşâsı tamamlanınca Hazret-i İbrâhîm ve İsmâîl -aleyhimesselâm-, Allâh’a şöyle duâ ettiler:

“Ey Rabbimiz! Bizi Sana teslîm olanlardan kıl! Neslimizden de Sana itaat eden bir ümmet çıkar; bize ibâdet usûllerimizi göster; tevbelerimizi kabûl et; zîrâ tevbeleri çokça kabûl eden, çok merhametli olan ancak Sen’sin. Ey Rabbimiz! Onlara, içlerinden Sen’in âyetlerini kendilerine okuyacak, on­lara kitâb ve hikmeti öğretecek, onları(n nefslerini) tezkiye edecek bir peygamber gönder! Çünkü üstün gelen, her şeyi yerli yerince yapan yalnız Sen’sin!” (el-Bakara, 128-129)

Âyette geçen duâ ile alâkalı olarak Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sel­lem-:

“Ben; babam İbrâhîm’in duâsı, kardeşim Îsâ’nın müjdesi ve annem Âmine’nin rüyâsıyım.” (Ahmed bin Hanbel, V, 262; Hâkim, el-Müstedrek, II, 453) buyurmuşlardır.

HZ MUHAMMED’İN (S.A.V.) SOYU

Nitekim iki cihân güneşi Fahr-i Kâinât -sallâllâhu aleyhi ve sellem-Efendimiz’in pâk soyları şöyledir:

  • Hazret-i Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem-,
  • Abdullâh,
  • Abdülmuttalib, (Şeybetü’l-Hamd diye de çağrılırdı.)
  • Hâşim,
  • Abd-i Menâf, (Asıl ismi Muğîre’dir.)
  • Kusay, (Zeyd diye de isimlendirilir.)
  • Hakîm, (Kilâb)
  • Mürre,
  • Ka’b,
  • Lüeyy,
  • Gâlib,
  • Fihr, (Kureyş)
  • Mâlik,
  • Nadr,
  • Kinâne,
  • Huzeyme,
  • Müdrike,
  • İlyâs,
  • Mudar,
  • Nizâr,
  • Ma’ad,
  • Adnân.

Allâh Rasûlü’nün temiz silsilesi, Adnân’a kadar sayılmaktadır. Adnân da İsmâîl -aleyhisselâm-’ın sülâlesindendir. Ancak bu ikisi arasındaki zaman farkı bilinmemektedir.

Hülâsa, Hazret-i İbrâhîm -aleyhisselâm-’ın neslinden peygamberler gelmesi ve bilhassa Fahr-i Kâinât olan Varlık Nûru Muhammed Mustafâ -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in teşrîf etmesi, O’nun peygamberler târihindeki müstesnâ ve mûtenâ yerini göstermektedir. Kâbe ve menâsik-i hac da, İbrâhîm -aleyhisselâm-’ın kıyâ­mete kadar devâm edecek rûhânî hâtırâları ile doludur. Ayrıca milyonlarca müslü­man, her gün beş vakit namazın tahiyyâtında Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e salât ederken, Allâh’ın İbrâhîm -aleyhisselâm-’a lutfettiği salâtı da zik­retmektedir.

Ebû Muhammed Ka’b bin Ucre -radıyallâhu anh- şöyle anlatır:

Birgün Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- yanımıza gelmişti. Kendisine:

“–Yâ Rasûlallâh! Sana nasıl selâm vereceğimizi öğrendik, ancak sana nasıl salavât getireceğiz?” diye sorduk. O da şöyle buyurdu:

“–«Allâh’ım! (İbrâhîm’e ve) âline salât (rahmet) ettiğin gibi Muhammed’e ve âline de salât et. Şüphesiz Sen övülmeye lâyık ve yücesin. Allâh’ım! (İbrâhîm’e ve) âline hayır ve bereket lutfettiğin gibi Muhammed’e ve âline de hayır ve bereket ihsân et. Şüphesiz Sen övülmeye lâyık ve yücesin!» deyiniz.” (Buhârî, Deavât 32; Tirmizî, Vitir, 20; İbn-i Mâce, İkâme, 25)

İSLAM TARİHİNDE İLK HAC

Kâbe’nin inşâsı tamamlanınca Cebrâîl -aleyhisselâm- gelerek Hazret-i İbrâhîm’e:

“Onu tavâf et!” dedi. Baba-oğul her şavtta[11] Hacerü’l-Esved’i istilâm etmek (selâmlamak) sûretiyle Kâbe’yi tavâf ettiler. Makâm-ı İbrâhîm’in arkasında iki rekât namaz kıldılar. Cebrâîl -aleyhisselâm-’ın rehberliğinde haccın diğer rükünlerini îfâ ettiler. Daha sonra Cebrâîl -aleyhisselâm- Hazret-i İbrâhîm’e insanları hacca dâvet etmesini söyledi. Hazret-i İbrâhîm bunu nasıl yapacağını sorunca:

“–«Ey insanlar Rabbiniz’in dâvetine icâbet ediniz!» diye seslenerek bildir.” dedi ve bunu üç kez tekrarladı.

Sonra İbrâhîm -aleyhisselâm- Allâh Teâlâ’ya:

“–Yâ Rabbî, benim sesim bütün insanlara nasıl ulaşabilir?” diye sordu.

Cenâb-ı Hak:

“–Sen nidâ et, onu insanlara ulaştırmak Bana âittir.” buyurdu.

Âyet-i kerîmede bu hakîkate şöyle temas edilmektedir:

(Ey İbrâhîm!) İnsanlar içinde haccı duyur; gerek yaya gerekse uzak yollardan gelen yorgun düşmüş develer üstünde sana gelsinler.” (el-Hacc, 27)

Bundan sonra İbrâhîm -aleyhisselâm- her yıl Mekke’ye gelip haccederdi. Hazret-i İbrâhîm’den sonraki peygamberler ve mü’min olan ümmetleri de Mekke’ye gelip haccetmişlerdir. Ümmetleri helâk olan peygamberler Mekke’ye gelirler, ömürlerinin sonuna kadar orada ibâdet ve tâatle meşgul olurlardı. Böylelikle hacca gelip vefât eden peygamberlerden doksan dokuzunun Makâm-ı İbrâhîm ile Zemzem arasındaki yerde defnedilmiş bulunduğu, yetmiş peygamberin de Mina’daki mescidde namaz kıldıkları rivâyet edilmektedir.

YORUM EKLE