1. Ders | Tefsirin Tanımı ve Tefsirin Caiz Oluşu

Ders Başlığı: Uygulamalı Tefsir Dersleri

Ders Sayısı: 1. Ders

Ders Konusu: Tefsirin Tanımı ve Tefsirin Caiz Oluşu

Üstad: Yusuf Töre

 

Allah’ın selat ve selamı Hz. Muhammed’e ve onun pak Ehlibeyt’in üzerine olsun.

Bu ve devam edecek derslerimizde karşılaştırmalı tefsir konularını inceleyeceğiz. Bu derslerimizdeki kaynak metnimiz, Üstad Dr. Fethullah Neccarzâdegan'ın Türkçe'ye Uygulamalı Tefsir olarak tercüme edilen Karşılaştırmalı Tefsir kitabını işleyeceğiz. Yazar bu kitabı 5 ana bölüme ayırmıştır. Birinci bölümde, Şia ve Ehl-i Sünnet’in tefsirindeki müşterek ilkeleri konu edinmiştir. İkinci bölümde ise Şia ve Ehl-i Sünnet’in tefsirinde kendine özgü prensipleri ele almıştır. Kitabın temel omurgası bu iki bölümden oluşmaktadır. Bu nedenle biz de bu iki bölüme önem verip altyapımızı bu iki bölümle temellendireceğiz. Kitabın sonraki 3 bölümünde ise bu iki ana bölüm uygulamaya dökülmüştür. Bu bölümlerde bir ayet seçilerek bunun üzerine incelemede bulunulmuştur. Örneğin mütekellimler arasında “İsmet Ayeti” olarak meşhur olan Maide, 67. ayeti üçüncü bölümün ana konusunu oluşturur. (

  

يَا أَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ مَا أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ وَإِن لَّمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُ وَاللّهُ يَعْصِمُكَ مِنَ النَّاسِ إِنَّ اللّهَ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ

 

Ey Resül, Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, Rabbinin risaletini iletmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Şüphesiz Allah, kâfir topluluğu hidâyete erdirmez.”

Üçüncü bölümün mevzusu olan bu ayet, dört ana başlık oluşturularak incelenmiştir. Önce kelime bilgileri verilmiş, ardından Şia ve Ehl-i Sünnet’in ayet hakkında ortak ve farklı görüşleri incelenmiştir. Diğer bölümler de bu kalıp üzerine şekillendirilmiştir.

Dördüncü bölümde ise “Mağara Ayeti” olarak meşhur olan Tövbe 40. Ayet işlenmiştir.

  

إِلاَّ تَنصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللّهُ إِذْ أَخْرَجَهُ الَّذِينَ كَفَرُواْ ثَانِيَ اثْنَيْنِ إِذْ هُمَا فِي الْغَارِ إِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِهِ لاَ تَحْزَنْ إِنَّ اللّهَ مَعَنَا فَأَنزَلَ اللّهُ سَكِينَتَهُ عَلَيْهِ وَأَيَّدَهُ بِجُنُودٍ لَّمْ تَرَوْهَا وَجَعَلَ كَلِمَةَ الَّذِينَ كَفَرُواْ السُّفْلَى وَكَلِمَةُ اللّهِ هِيَ الْعُلْيَا وَاللّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ

 

Siz ona (peygambere) yardım etmezseniz, Allah ona yardım eder. Hani küfre sapanlar ikiden biri olarak onu (Mekke'den) çıkarmışlardı; ikisi mağarada olduklarında (Peygamber) arkadaşına şöyle diyordu: ‘Hüzne kapılma; elbette Allah bizimle beraberdir.’ Böylece Allah ona (Peygamber'e) huzur ve güvenlik duygusunu indirmiş, onu sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş, küfre sapanların da kelimesini (şirk inançlarını) alçaltmıştı. Oysa Allah'ın kelimesi (tevhid), yüce olandır. Allah üstün ve üstün güç sahibi olandır, hikmet sahibidir.”

Kitabın son bölümü olan beşinci bölümünde ise yaklaşık 15 adet ayetin uygulamalı tefsiri diğer bir adıyla mukayeseli tefsiri yer almaktadır. Bu bölümde mukayeseli tefsir araştırma usulünü ortaya konulmuş, araştırmacılar bundan yararlanarak kendileri ayetleri daha geniş şekilde inceleyebilirler.

Buraya kadar kitabın genel bir çerçevesini çizmeye çalıştık. Bundan sonra asıl konumuza giriş yapıyoruz.

  

ŞİA VE EHL-İ SÜNNET TEFSİRİNDEKİ ORTAK KABULLER

  

Kur'an'ı Anlamanın İmkânı ve Tefsirin Caiz Oluşu

Ortak kabullerin ilki Kur’an’ın anlaşılması yani tefsiridir. Kur’an’ın anlaşılması peygamberlerin, imamların ve sahabelerin dışındaki diğer insanlar için mümkün müdür? Mümkün olursa peki caiz midir? Bizler gibi sıradan insanlar Allah’ın kitabını tefsir edebilir miyiz?

Tefsir tarihinde bu başlık önemli bir başlıktır ve ciddi tartışmalara sebep olmuştur. Hem Şia’da hem de Ehl-i Sünnet’te önemli akımların oluşmasına vesile olmuştur. Bazı insanlar bu gibi tefsirin caiz olduğunu, bazısı caiz olmadığını belirterek ciddi tartışmalara girişmişlerdir.

Bu konu (Tefsirin mümkünlüğü ve caizliği) hakkında Şia ve Ehl-i Sünnet’te 2 ana akım vardır.

İlk akım, Şia görüşü olan Hz. Peygamber (s.a.a) ve Ehlibeyt’in tefsir imkânı görüşüdür.

Ehl-i Sünnet tefsir anlayışı ise Hz. Peygamber (s.a.a), Ehlibeyt’i, sahabe ve tabiine has tefsir imkanıdır. Yani bunların dışında Kuran’ı tefsir etmek caiz değildir.

Bu görüşe sahip kişiler Şia ise ve tefsir yazmak istiyorsa Hz. Peygamber (s.a.a) ve Ehlibeyt’in rivayetlerine müracaat eder. Önce ayeti verir, altına bu konuda gelen rivayetleri ekler. Kendinden tek bir kelime dahi eklemez. İlk dönem tefsirler bu şekildedir. Daha sonra hem Şia’da hem de Ehl-i Sünnet’te bu akım yer etmiştir.

İkinci akım ise müfessir özelliklerine sahip herkesin tefsir yapabilme imkanının olduğudur. Müfessir özellikleri ise Arap edebiyatını, tefsir tarihini, nüzul ilmini, mantık, az bir miktar felsefe, siret, tarih vs. alanlarını bilmesi olarak zikredilmiştir. Günümüzde hem Şia alimlerinin hem de Ehl-i Sünnet alimlerinin çoğunluğu bunu kabul etmektedir. Yukarıda sayılan ilimleri belli bir seviyede bilen bir kişi, Kur’an’ı tefsir edebilir. Bunun neticesinde ‘içtihadi tefsir’ denilen tefsirler ortaya çıkmıştır.

Bu genel açıklamayı yaptıktan sonra tefsirin manasına değinilmiştir.

Tefsir “ف.س.ر” kökünden tef'il babında masdardır ve “فسر” lügat kitaplarında ona “beyan”, “aşikâr edip açıklama”, “ayırma”, “gizli işi ortaya çıkarma ve alenileştirme”, “makul manayı ızhar etme” ve benzeri anlamlar verilmiştir.

Tefsir kelimesi Kur'an'da sadece bir kez kullanılmıştır. Orada da Allah Teâlâ, kâfirlerin Peygamber (s.a.a.) karşısında dile getirdiği bazı bahane ve itirazları beyan ettikten ve cevabını verdikten sonra şöyle buyurmaktadır:

  

وَلَا يَأْتُونَكَ بِمَثَلٍ إِلَّا جِئْنَاكَ بِالْحَقِّ وَأَحْسَنَ تَفْسِيرًا”,

  “Sana getirdikleri tuhaf ve bâtıl bir soruları yoktur ki, biz [onun karşısında] hak meseli ve en güzel tefsirini getirmiş olmayalım.”[1]

Müfessirler bu âyet-i kerimede geçen “tefsir” kelimesinin anlamı hakkında muhtelif görüşlere sahiptir. Örneğin bir müfessir şöyle der: “Kur'an'ın müşkül lafzından muradın keşfedilmesidir.” (13.25 saniye)

Kur’an-ı Kerim’de bazı kelimeler umumun anlayabileceği şekildedir. Bazısı ise anlaşılma açısından daha zordur. Bu kelimelere ‘müşkil lafızlar-kelimeler’ denilir. Bu tanıma göre müfessir buradaki anlaşılmayan lafzın üzerindeki perdeyi kaldırır ve anlaşılmasını sağlar.

Başka bir yazar ise şöyle tarif eder: “Kur'an'ın anlamlarının keşfedilmesi ve Allah'ın muradının beyan edilmesidir.” (14.32 saniye)

Allame Tabatabai ise şöyle diyor: “Kur'an âyetlerinin beyanı ve onların maksat ve delaletlerinin keşfidir.” Yani müfessir hem ayetleri beyan etmeli hem de matsatlarını keşfetmelidir.

Şîa ve Ehl-i Sünnet açısından tefsirin anlamıyla ilgili (en azından yaygın anlamı itibariyle) tespit edilip tefsirin ayırt edici özellikleri arasında sayılabilecek müşterek noktalar şunlardır:

1. Tefsir, Kur'an'ın lafızları ve zâhiri sahasında Allah'ın muradını anlamak içindir. (Kuran’ın batınî yönü müfessirin mevzusu değildir)

2. Tefsir, kelamda bir tür belirsizlik ve kapalılık kullanıldığı ve müfessirin Allah'ın maksadı üzerindeki perdeyi kaldırmaya çalıştığı yerde geçerlidir. Bundan dolayı hemen ulaşılan anlamların bulunduğu ve Allah'ın maksadının aşikâr olduğu yerde ıstılahî anlamda tefsir söz konusu değildir. Çünkü müfessir bir keşif gerçekleştirmemiş ve aradaki perdeyi kaldırmamıştır.

  

Tefsirin Caizliği Olduğu ve Olmadığı Konusunda İki Fırkanın Görüşleri

 

Daha önce kısaca değindiğimiz bu konuyu bu kısımda biraz daha ayrıntılayacağız.

İki fırkanın tefsir tarihine kısa bir bakışla, tefsirin caiz olduğu ve olmadığı konusunda üç tepkiyle karşılaşılması mümkündür.

 

1. İfrat Görüş

Bu görüş der ki: Allah'ın Kitabı’nı tüm boyutlarıyla anlamak mümkündür. Kur'an'daki hidâyetten yararlanmak için sünnet yoluyla beyan ve tefsire ihtiyaç yoktur. “حسبنا کتاب الله / Allah'ın Kitabı bize yeter”,  ilk kez Ömer'den işitilmiş bir slogandır ve anlamı, sadece bu kitapla yolumuzu bulabileceğimizdir. Bunun kaçınılmaz sonucu (her ne kadar cahilceyse de), Kur'an âyetlerinden yaptığımız tüm istinbatların muteber olduğu ve bunun için hadis ve sünnete muhtaç olmadığımızdır.

 

2. Tefrit Görüş

Kur'an tefsirini (tefsir için gerekli öncülleri hazırlasa bile) herkesin yapabileceği bir iş kabul etmeyen görüş, aslında sıradan insanların doğrudan Kur'an'ın sahasına girmesini caydırmakta; bu kitaptan istifade etmeyi, yalnızca Masumların (a.s.) (Şîa nezdinde) veya Peygamber-i Ekrem (s.a.a.) ve sahâbenin (Ehl-i Sünnet nezdinde) ilim ve maarifi vasıtasıyla caiz saymaktadır. Bu görüşte, Râgıb İsfahânî'nin dolaylı olarak düşüncelerine değindiği birkaç grupluk bir yelpaze vardır:

Kur'an'ı tefsir etmek kimseye caiz değildir. İsterse fıkıh, nahiv, ahbar ve âsâr gibi ilimlere vâkıf ve edebiyatçı âlim olsun ve tefsirde sadece Peygamber'in (s.a.a.), nüzûle şahit olan sahâbenin ve onlardan öğrenen tâbiînin (tefsir) rivâyetleriyle yetinsin.

Râgıb İsfahânî bu grubun delillerinden birinin Ebû Bekir'in (birinci halife) olduğunu söyler. Tâbiîn arasında da Sâid b. Müseyyeb, Ubeyde Selmanî, Şa‘bî, Nâfi' ve diğerleri aynı halka içinde sayılmaktadır.

 

3. Mutedil Görüş

Şîa ve Ehl-i Sünnet uleması arasında hâkim görüş budur. Yani önceki iki nazariye arasında bunlar, Kur'an'ı anlamayı Peygamber-i Ekrem (s.a.a.) ve Masumların tamamı (a.s.) (Şîa'da) dışındaki kimseler için de mümkün kabul eder. Derler ki, Masumlar (a.s.) Kur'an'ın açıklayıcısı ve öğretmeni olsalar da bu asla bir kimsenin, gerekli şartlara ve liyakatı haiz olduğu ölçüde Kur'an'ı anlama ve tefsir etmenin (lafızların zâhirleri seviyesinde) belli bir mertebesine ulaşmasına mani değildir. Özellikle birçok ayet hakkında elimize nakiller ulaşmamışsa. Sayısız tefsirlerin varlığı bu nazariyenin şahididir.

Kitabın yazarı tarafından bu üç görüşün değerlendirilmesi ise şöyledir:

  

Birinci Görüşün Değerlendirilmesi

Ömer’e nisbet edilen “حسبنا کتاب الله / Allah'ın Kitabı bize yeter” sözü Kuran’a aykırıdır. Kur’an’ın kendisine müracaat ettiğimiz vakit, Hz. Peygamber’e yönlendirdiği görülecektir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle geçmektedir: 

  

بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِؕ وَاَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ اِلَيْهِمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ

 

“(Onları) Apaçık deliller ve kitaplarla (gönderdik.) Sana da zikri (Kur’an’ı) indirdik ki, insanlara kendileri için indirileni açıklayasın ve onlar daiyice düşünsünler, diye.” (Nahl, 44) (24.00 saniye)

Bu ayetten de anlaşılacağı üzere açıklama-tebyin görevi doğrudan Hz. Peygamber’e (s.a.a) verilmiştir.

  

وَمَآ ءَاتَىٰكُمُ ٱلرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَىٰكُمْ عَنْهُ فَٱنتَهُوا۟

 

Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin.” (Haşr, 7) (24.17 saniye)

Bu delillerle beraber, bu görüş Kur’an-ı Kerim’in kendisine ters düşmektedir.

  

İkinci Görüşün Değerlendirilmesi

Bu görüş içinde birçok grup var. Ehl-i Sünnet içinde bu düşünceye sahip iki grup vardır. İlki Tabiin içindeki şahsiyetlerin görüşü diğeri ise Ehl-i sünnet alimlerinin görüşüdür. (25.00 saniye)

Tâbiînden tefsire rıza göstermeyen kimselerin ana delili şudur: Tefsir Allah'ın muradına şahittir ve belki de Allah bizim anladığımız şeyi kastetmemiştir. Bu yüzden haram işlemiz olabiliriz. Daha açık ifade etmek gerekirse şöyle diyorlar: Eğer ayetin manası açık ise tefsiri gerek yoktur. Ayetin manası aşikar değilse zor kelimeleri açıklayarak bunun Allah’ın muradı olduğu belirtiliyor. Allah’ın muradının bu olduğunu nereden biliyoruz? Bu çıkarımların doğruluğuna yüzde yüz emin olamayacağımız için Allah’a inat etmek de doğru değildir.

Bu görüşü eleştirenler arasında Ehl-i Sünnet alimi Şâtıbî de var. Şâtıbî'nin ifadesiyle sahâbe ihtiyatta en liyakat sahibi olanlardır; ama buna rağmen Kur'an'ı tefsir ettiklerini biliyoruz. Üstelik farklı şekillerde. Örneğin aynı ayet hakkında İbn-i Abbas başka, İbn-i Mesud başka bir açıklamada bulunmuştur. Dolayısıyla ihtiyat edilmesi gerekli olsaydı sahabenin kendisi ihtiyat ederdi. Tabiin, sahabeden ilmi olarak daha zayıf olduğu için de bu görüşleri geçersizdir.

Diğer kesim Ehl-i Sünnet'ten bir gruptur. Reyle tefsir rivâyetlerine istinat ederek şöyle der: Tefsir yalnızca Peygamber'den (s.a.a.), nüzûle şahit olan sahâbeden ve onlardan öğrenen tâbiînden gelene dayanmalıdır. Çünkü Allah Resûlü (s.a.a.) şöyle buyurmaktadır: “Kur'an'ı kendi reyiyle tefsir edenin yeri ateştir.” (28.20 saniye)

Üçüncü gruba göre ise Kur'an, mesajlarını sadece belli kişilerin (yani Masumların) anlayacağı özel bir şekilde ulaştırmıştır ve başkaları için yol kapalıdır. Bunlar Şia içindeki Ahbarîlerdir. Tabiî ki, kıraat seviyesinde ve bazen de bazı lafızların zâhirlerinden lügat manaları sınırında basit anlama biçiminde Kur'an'dan istifade edilmesi caizdir. Ama bir kimse eğer Kur'an'dan bundan fazla yararlanmak istiyorsa yalnızca rivâyetlerden Masumların (a.s.) tefsirlerini araştırmalıdır. Çünkü nazarî meselelere sarılmak (dinin zaruriyatı karşısında) İtret'in kelamı olmaksızın caiz değildir. İtret'ten bir söz bulunamazsa reyle tefsire düçar olmamak için sessiz kalınmalıdır.

Bu grup, Kuran’ın tefsirini sadece rivayetlerle yapmış, ayetlerin ardından rivayetler verilmiş, eğer o ayet hakkında rivayet bulunmuyorsa ayetin altı boş bırakılmıştır.

İleriki derslerimizde bu görüş hakkında daha fazla incelemede bulunup eleştirisine yer vereceğiz.

Allah’ın selam ve bereketi sizlerin üzerine olsun.


[1] Furkan 33.

YORUM EKLE