1. Ders | Arap Yarım Adasının Coğrafi Konumu

 

Ders Başlığı: İslam Tarihi Dersleri

Ders Sayısı: 1. Ders

Ders Konusu: Arap Yarımadası'nın Coğrafî Konumu

Üstad: Bülent Özbaş

  

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla

Peygamberimizin hayatı ilk hedeflediğimiz konu olacaktır. Tarih ilmi hadis ilminden ayrılan bir ilim dalıdır. Bu yüzden tarih ilminin eski kaynaklarına baktığımız zaman hadis ilmi gibi yazılmıştır. Tarih ilmini 2 şekilde inceleyebiliriz:

1.  Tavsifi: Olayları olduğu gibi gördüğümüz, işittiğimiz şekilde nakil yoluyla; hangi olay nerede olmuş, kimler müdahil olmuş şeklinde olayın sadece aslını nakletmektir.

2. Tahlili: Olayların neden ve sonuç ilişkilerini inceler.

Dolayısıyla tarihi, nakil  veya tahlil şeklinde inceleyebiliriz. Konu edindiğimiz kitap merhum Üstad Mehdi Pişvai’nin “İslam Tarihi” adlı eseridir. Bu kitabı esas alarak İslam tarihini öğreneceğiz. Üstad Mehdi Pişvai bu kitapta olayları hem nakletmekte hem de gerek gördüğü yerlerde bu olayları tahlil ederek bizlere aktarmıştır.

Tarih ilmi nedir?

Tarih ilmi; geçmiş zamandaki toplumların, milletlerin yaşamıyla ilgili olan olayları yer, zaman, mekan belirterek bize aktaran bir ilim dalıdır.

    

Arap Yarım Adası’nın Coğrafi Sosyal ve Medeni Konumu

Orijinal adı "Ceziretu'l-Arap" olan ve güneybatı Asya'da yer alan Arap Yarımadası dünyanın en büyük yarımadasıdır.

Bu yarımada kuzeybatıdan güneydoğuya doğru bir yamuk şeklinde olup yüzölçümü yaklaşık 3.200.000 km. karedir. Bugünkü Suudi Arabistan ülkesi, yarımadanın beşte dördünü teşkil eder, geriye kalanı mevcut uluslar arası siyasî hudutlarda 6 ülkeden ibarettir: Yemen, Umman, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Bahreyn, Kuveyt.

Bu yarımadanın güneyinde Aden körfezi, Babülmendeb Boğazı, Hint Okyanusu ve Umman Denizi; batısında Kızıldeniz; doğusunda Umman Körfezi, Fars Körfezi ve Irak yer alır. Kuzeyi ise bir taraftan Fırat Vadisi'ne, diğer taraftan Suriye'ye kadar uzanan geniş bir çölle kaplıdır. Bu bölgede nehir ve dağ gibi doğal sınırlar olmadığından Arabistan'ın kuzey sınırları konusunda coğrafyacılar arasında öteden beri ihtilaf vardır.

Arabistan Yarımadası; Fars Körfezi, Umman Denizi, Kızıldeniz ve Akdeniz sularıyla çevrili olduğu hâlde güney bölgesi dışında sulak araziye sahip değildir ve dünyanın en kurak, en sıcak bölgelerinden biri durumundadır. Bu ülke gemi taşıyabilecek büyük bir ırmak veya su güzergahına sahip bulunmamakta, bunun yerine kimi zaman sellerin akışına sahne olan vadiler barındırmaktadır.

Bu yarımadanın bunca kurak olmasının nedeni Sina Yarımadası'ndan başlayıp Arabistan'ın batısından itibaren Kızıldeniz boyunca sahile yüksek bir duvar gibi gerilen ve ülkenin güneydoğu köşesinden kıvrılarak Fars körfezi'ne kadar Arabistan'ın güney ve doğu sahillerini dolaşan sıradağlarıdır. Böylece Arabistan üç taraftan bu yüksek dağlarla kuşatılmış olduğundan etrafındaki denizlerin neminden yararlanamamaktadır

Diğer taraftan çevresindeki sular fevkalade yetersiz olup bu Asya-Afrika diliminde yer alan kurak ve sıcak geniş arazinin ihtiyacını karşılayamamaktadır. Zira Arabistan'da düzenli olarak esen Sumum adlı mev-sim rüzgarları Hint okyanusunda oluşan yoğun bulutların Arap Yarımadası'na girmesini önemli ölçüde engellemektedir.

Arap Yarımadası'nın Bölgeleri

Arap ve gayriarap coğrafyacılar Arap Yarımadası'nı bazen iklim yapısı ve doğal özelliklerine göre, bazen de etnik yapısına göre bölgelere ayırırlar. Kimi çağdaş bilim adamları bu yarımadayı şu üç ana bölgeye ayırmaktadır:

1- Arap Sahrası olarak adlandırılan Merkez bölge

2- Hicaz olarak adlandırılan Kuzey bölgesi

3- Yemen adıyla tanınan güney bölgesi.

Doğal Şartlara Göre Bölge Ayrımı(Kuzey ve Güney)

Bu bölge belirlemeleri dışında, son yıllarda bir başka yöntem giderek yaygınlık kazanmıştır; bu da kitabımızın konumuyla örtüşen bir yöntemdir. Bölgesel yaşam şartlarına göre ayarlanan bu bölüşüm insanların, hayvanların ve bitkilerin hayat şartlarını etkileyen faktörleri eksen almıştır. Söz konusu şartlar bölge insanının ferdî ve sosyal karakterinde kendisini göstermiş ve İslâm'ın zuhuruna kadar varlığını sürdüren birtakım değişimlerin kaynağı olmuştur. Nitekim Arap Yarımadası birbirinden tamamen farklı iki görünüme sahnedir ve bunu tayin eden ana faktör suyun bulunması veya bulunmamasıdır. Bu önemli faktör söz konusu bölgenin sosyal yapısını da etkilemiş ve güney bölgesini, yani Yemen'i; Kuzey ve orta bölgeden tamamen ayırmıştır.

Arap Yarımadası'nın Güney'inin (Yemen) Durumu

Bu ülkenin haritasına bakıldığında Arabistan Yarımadası'nın güney-batısının sonlarına doğru üçgen şeklinde bir bölge göze çarpar; doğu köşesini Arap Denizi sahili, batı köşesini Kızıl Deniz sahilinin oluşturduğu bir kesittir bu. Söz konusu üçgenin üçüncü köşesiyse batıdan Dahran'la doğuda Hadramut Vadisi'nin kesiştiği uzantı şeklinde tanımlanabilir. İşte bu kesitte yer alan mıntıkaya öteden beri "Yemen"adı verilmiştir. Bol suya ve düzenli yağışa sahip olması itibarıyla bu mıntıkada ziraat epey gelişmiş, nüfus yoğunlaşmış durumda olup bu açıdan Arap Yarımadası'nın kuzey ve orta bölgesiyle kıyaslanamayacak bir avantaja sahiptir.

Diğer taraftan yoğun ve kalabalık bir nüfusun kalıcı yerleşim bölgelerine ihtiyaç duyacağı ortadadır, bu da köyler, kasabalar ve şehirlerin oluşması demektir. Köylerle şehirlerde kalabalık insan kitlelerinin bir arada yaşaması, sosyal hayatın devamı için kaçınılmaz olan birtakım ilişki ve irtibatları beraberinde getirmekte, bu da, sade ve ilkel de olsa kanun ve kuralların doğmasına yol açmaktadır. Kanunla devlet, varlığını birbirinden alan ve biri diğerini gerekli kılan iki gerçektir. Binaenaleyh bu bölgede milattan asırlar önce nice devletler kurulmuş ve bu devletler orada belli bir medeniyetin temellerini atmışlardır. Bu bölgede oluşan devletler şunlardır:

1- M.Ö. 1400-850 yılları arasında yaşayan "Mein Devleti": Bu devlet, "Seba Devleti"nin kurulmasıyla son bulmuştur.

2- Hadramut Devleti: M.Ö. 1020, M.S. 65'li yıllarda varlığını korumuş, Seba'lar tarafından yıkılmıştır.

3- Seba Devleti: M.Ö. 850-115 yılları arasında varlığını sürdürmüş, Hımyerî devletinin kurulmasıyla Seba ve Ridan son bulmuştur.

4- Gataban Devleti: M.Ö. 865-540'lı yıllarda varlığını sürdürmüş, Se-baların istilasıyla son bulmuştur.

5- Seba, Ridan, Hadramut ve Yemen Çevresi Devleti: M.Ö. 115'ten M.S. 523'e kadar süren bu devletin kralları "Tubba"lakabı taşırdı, başkenti Zefar'dı.

Güney Arabistan'da Parlak Bir Medeniyet

Yemen'in göz kamaştırıcı medeniyeti tarihçilerin övgüsünü kazanmıştır. Mesela ünlü Yunanlı tarihçi Herodot M.Ö. 5. yy'da bu diyarın parlak medeniyetinden, göz alıcı sarayları ve bu sarayların çok pahalı mücevherlerle süslü kapılarından söz etmekte, Seba şehrindeki bu saraylarda altın ve gümüş kaplarla değerli madenlerden yapılma karyola ve tahtadan yapılma sedirler bulunduğunu yazmaktadır. Bazı tarihçiler Sena'da yirmi katlı görkemli "Gomdan" sarayından söz eder ve bu muhteşem sarayın 100 odası olduğunu, odaların duvar yüksekliğinin 20 zırâ-ya vardığını [her zırâ yaklaşık 104 cm.] ve bütün tavanların ayna işleme kaplı olduğunu yazarlar.

Milattan bir asır önce bu ülkeyi görüp gezmiş olan ünlü Romalı gezgin Strabon da Herodot gibi buradaki görkemli medeniyetten söz ederek şöyle der:

Ma'rib çok enteresan bir şehirdi. Çünkü bu şehrin sarayının tavanı fildişinden yapılmış, altın kakmalar ve mücevherlerle süslen-mişti. Ma'rib'de insanı hayrete düşüren kaplar vardı.

Mesudi (öl. 346 hk.) ve h. 3. yy. bilim adamlarından İbn Rusteh gibi Müslüman tarihçilerle coğrafyacılar da İslâm'dan önce bu bölgede halkın müreffeh yaşamından, şehirlerin bayındır ve gelişmişliğinden etraflıca söz ederler.

19. ve 20. asır arkeologlarının incelemeleri ve tarihçilerin araştırmaları bu bölgenin tarihini yeterince gün ışığına çıkarmış, böylece bu diyarın çok eskilere dayanan görkemli medeniyetiyle ilgili yeni belge ve bulgulara ulaşılmıştır. Aden, Sena, Ma'rib ve Hadramut'taki harabelerle kalıntılar güneydeki bu büyük Arap medeniyetinin belgesi durumundadır. Bu medeniyetin sahipleri bugünkü Yemen'le çevresinde yaşıyor, Babilli-lerle Fenikelilerin medeniyetiyle boy ölçüşüyorlardı. Yemen eski medeniyetinin eserlerinden biri büyük ve tarihî "Ma'rib" seddidir. Son derece dakik ve karmaşık geometrik hesaplarla yapılan bu sed, yapıcılarının geometri biliminde ne kadar ilerlemiş olduğunu göstermeye yetmektedir; bu sed bölgenin tarımını kalkındırmıştır.

Yemen halkı tarımın yanı sıra ticaretle de uğraşıyordu. Sebalılar doğulularla batılılar arasındaki ticarete vasıtalık ediyorlardı, zira o dönemlerde Yemen birkaç kalkınmış ülkenin tam ortasındaydı. Hintli tüccarlar mallarını Hint Okyanusu yoluyla Yemen'le Hadramut'a ulaştırıyor; Yemenli tüccarlar da bunları Habeşistan, Mısır, Fenike, Filistin, Medyen, Odom, Amalika ve Fas'a taşıyorlardı. Mekke Arapları da bu malları kara yoluyla o günün diğer gelişmiş ülkelerine ulaştırıyordu. Uzakdoğu ticareti uzun bir süre Yemenlilerin elinde olmuştur.

Kızıldeniz'de denizcilik yapmanın getirdiği zorluklar, Yemenlilerin karayollarına yönelmesine neden olmuştu, bu nedenle Yemen'den Şam'a kadar yarımadanın güney sahili boyunca yol kat ediyorlardı. Bu yol Mek-ke'yle Petra'dan geçiyor, kuzey ucunda Mısır, Şam ve Irak'a ayrılıyordu.

YORUM EKLE